Yamyamlar mı sallıyor beşiğimizi?
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Bir sabah bir şey oluyor ve tüm anne-babalar çocuklarını öldürmek için zapt edemedikleri bir arzu duymaya başlıyor. Ardından dünya, sonrasında ebeveynlerin hiç vicdan azabı duymayacağı katliamlara sahne oluyor.

Senarist-yönetmen Brian Taylor’ın son yılların sosyal ve politik gelişmelerinin -daha doğrusu ‘gerileme’lerinin!- etkilerini fazlasıyla çıplak biçimde anlattığı 2017 yapımı korku-komedi filmi Mom and Dad‘de (Anneciğim ve Babacığım) olan ‘şey’in ne olduğu belli değil. Başta insanlarda kendi çocuklarını yok etme isteğini doğuranın radyo ve TVlerde anlık bir frekans sapması gibi fiziksel bir etki olduğunu düşündürecek sahneler izliyoruz ama ebeveynler gün boyunca evlatlarını katletmek için öyle planlar yapıyor ki -bodrumda saklanan çocukları zehirlemek için her yeri titizlikle tıkayıp havalandırmadan gaz vermek mesela…- bunun son yıllarda sıkça gündeme getirilen türde bir ‘zombi salgını’ olmadığını, insanların varoluş algısının derinlerinde bir yerden kaynaklanan oldukça bilinçli bir yokoluş arzusu olduğunu söylemek de mümkün…

Ebeveynlerin çocuklarını öldürmek için okul çıkışında bekleyecek kadar çılgınca bir arzu duyduğu filmin çok-katmanlı senaryosunda kuşaklar arası ilişkiler ve diyaloglarla kurulmuş o kadar çok detay var ki, ABD’nin küreselleştirilmiş kitle kültürü üzerinden yaşam ve ölüm, tüketim, kapitalizm, yeni-sağcı bireycilik, gizli ırkçılık, militarist yayılmacılık, yabancı düşmanlığı, Trump politikaları gibi onlarca kavram etrafta uçuşuyor. Mesela küçük oğlanın ayna karşısında babasının tabancasıyla yarı çıplak halde oynadığı sahne bir yandan Ayna Kuramı’na uygun biçimde fallik dönem ve Ödipus karmaşasını gösterirken bir yandan da sağcı politikalardan beslenen bireysel silahlanma-toplumsal şiddet ilişkisinin en iyi sinematografik örneklerinden Taxi Driver/Taksi Şoförü (1976) filmine gönderme yapıyor.

Doğumdaki -Eros/yaşam- kandan değil ölümdeki kandan beslenen bu kültürde ortalama 40’lı-50’li yaşlardaki anne-babalar (bugün) çocuklarını (gelecek) öldürürken 70l’i yaşlardaki ebeveynler de (dün) kendi çocuklarını yok etmeye çalışıyor. Üç farklı kuşaktan erkeğin ölümcül kovalamacasını izlediğimiz bir sahnede küçük oğlan çocuğu babasından kurtulmak için garaja sığınırken sürekli savaş anılarından bahseden Vietnam gazisi dede de oğlunu öldürmek için garaja dalıyor, böylece eril arzu nesnesinde -’79 model bir TransAm- büyük Ödipal kapışmaya tanıklık ediyoruz. Üç farklı kuşaktan kadının ölümcül karşılaşmasınınsa mutfakta gerçekleştiğini tahmin edebilirsiniz…

Türkiye’de !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilecek olan Mom and Dad, TrumpRTEPutingiller dünyasının halini izlemek açısından iyi bir fırsat. Kendi çocuklarını yemeyi marifet sanan İslamcı-milliyetçi ideolojinin ‘barış’, ‘şiddet karşıtlığı’ ve ‘savaş karşıtlığı’ kavramlarını artık açıkça suç unsuru gibi sunduğu bir ülkede yaşayanlar için bu hikâyenin çok da özgün bir yanı yok tabii, ama hal-i pür melalimize, zorbalığımıza, binlerce yılda zar zor geliştirilmiş bazı evrensel değerler karşısındaki yamyamlığımıza dışarıdan bakmak azıcık da olsa bir şok etkisi yapar belki...