Yanal, Güneş, Lucescu, Serdar ve milli meseleler!
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Futbolun ülke içindeki araç konumu, ister istemez her kesim tarafından kullanılmaya açık pozisyonda kalmasına neden olmakta.

Yorumların içeriği, bilgi sorunları ve entelektüel birikim sıkıntısından ve arz-talep dengesinde yürümesi gereken işleyiş yörüngesinden çıkmasından dolayı, haliyle sürekli bir yerlere mesaj içeriğine sahip bir halde sadece bir göndermeden öte hal alamıyor.

Ekol ve sistem üzerindeki yetersizlikler, altyapı programlarının ve kaygısının olmayışı, her antrenörü aynı zamanda bir konuşan ekol haline getirmekte.

Masa başı konuşmalar ve sosyal medyada verilen mesajlar ile uygulamadaki çelişkilerin açıklığı o kadar fazla ki, bu kadar büyük çelişkinin getirisi diyalektik bir sürecin değil kaosunu ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

“Öncelikli gündemimiz gençlerimize sunduğumuz olanakları tartışmak, onların gelişimini sağlamak ve rekabet edeceğimiz ülkelerin oyuncularına ihtiyaç duymayacağımız kaliteli oyuncuları üretmek olmalı. Daha geç olmadan!”

Yukarıdaki yorumu Ersun Yanal yaptı.

Kendisi TFF bünyesinde Futbol Gelişim Dairesi’nin başında koordinatörlük yapan bir kişiydi. Taktir edersiniz ki bu görev Türkiye futboluna yön veren ve futbolcu gelişim programlarını yapan ve tüm kulüplerin üstünde yaptırım gücü olan bir mevkidir.

Peki, bu süre içerisinde yukarıdaki taleplerini karşılayacak ne gibi proje yaptı? Ve üniversitelerle ne gibi bir işbirliği yaparak yeni programların gelişimini sağladı? Hiç…

Neden böyle bir açıklama ihtiyacı içerisinde oldu? Bir kaygısı mı var? Ya da “bende buradayım” mı demek istiyor.

İlginç!

Şenol Güneş de iki üç haftadır yaptığı açıklamalar ile bir gündem oluşturmaya çalışıyor.

Özellikle yabancı kontenjanı ile yaptığı çıkış, zamanlama olarak, kendisinin ve takımının içinde bulunduğu koşulları göz önüne alındığında, stratejik bir şekilde savunma kaygısı içerisinde olduğunu ortaya koymaktadır.

Onun da altyapı çıkışı ilginç! Kendi antrenörlük prensipleri içerisinde hiç de yeri olmayan bir durumu ortaya koyması da oldukça şaşırtıcı.

Tüm oyun prensiplerini donanımlı oyuncuların üzerinden sonuç almayı hedefleyen kurgusu, hiçbir zaman genç oyuncuları tolere edecek süreç içerisinde olmamıştır. Gittiği hiçbir kulüpte ki Beşiktaş dahil, altyapıları ile ilgilenmeyen Güneş’in bu çıkışını da anlamak mümkün değil.

İki teknik direktörün yaptığı açıklamaların zamanlaması ile Milli Takım’ın içerisinde bulunduğu durum ve Yanal’ın boşta olması ile Güneş’in başkan ile yaşadığı sorunlar (başkanın sorunu var), kaygılarını giderecek stratejilere ihtiyaç duymalarına neden olmuştur.

En kuvvetli oldukları dönemlerde yapmaları gereken açıklamaları bu zor süreç içerisinde yapmaları tabii ki tartışmaları beraberinde getirecektir.

Bu süreç içerisindeki en masum insan olan Lucescu’nun derdi ise başka…

Hem yeni talep doğrultusunda geldiği görev içerisinde işi yoluna koymaya çalışması hem de üst kattakileri memnun etmesi oldukça zor. Kadro seçimindeki dış taleplerin sıkıntısı, ister istemez onu doğru olan için zamanlama sorununa neden olmaktadır. Bu da maç kaybetme ve doğru olanı oynama sorunu olarak her zaman karşılaşılacak problemler olacaktır. Aynı tip iki oyuncu ile çift ön libero oynatması ile Akbaba ya da Yunus’un yedek oturması bunun en iyi örneğidir.

Yönetimlerle mücadele etmeyi değil de ikna etmeyi seven tavrı, onu daha yumuşak ve iletişimi daha açık pozisyonda tutmasını sağlaması, görev sürecinin (!) uzaması açısından önemli bir stratejidir.

Ve Serdar Gürler…

“Bu galibiyet bize inanmayanlara kapak olsun.” demeci ise, bizdeki yerli futbolcu profilinin ne olduğunu ve hatta neyin devamı olduğunun en iyi örneği olarak karşımızda durmakta.

Spordaki entelektüel eksikliğin en belirgin şekli; saha içi ve saha dışı sporcu tutumları ile sporcu yorumlarında çok net olarak açığa çıkmaktadır. Bu sorunun aşılmasını bırakın, sanki babadan oğula geçen bir kod olarak kalması, gelecek için de bizim yöresel kalmamıza neden olacak en büyük açmazımız olacaktır.

Ama, Avrupa’da yetişen oyuncuların Milli Takım’da seçmesi ve lejyoner futbolcu sayısındaki artış, bizim gelecek açısından olumlu görülecek yegâne durumdur. Bu sayıların artması küresel anlamdaki futbol dinamiklerine yaklaşmamızı sağlayacaktır. O zaman biz de Dünya ve Avrupa kupasında kalıcı olabilecek koşullara sahip olabiliriz.

Aksi taktirde bu yöresel kod içerisinde Serdar’ın yorumu içine sıkışıp kalırız.