Yanıt…
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER

İç Güvenlik Yasa Tasarısı Meclis’te görüşülmeye devam ediyor. Malum şahıs despotizmini pekiştirmekte kararlı. İşgüzar bürokrasi yasadan o kadar emin ki, daha yasa çıkmadan uygulamaları hayata geçirmek için yarışıyor. Tasarı, mülki amir olarak valiyi, önleyici kolluk anlayışı içinde yetkilendiriyor. İşgüzar Vali de daha yasa çıkmadan işe soyunuyor. Gerici eğitim boykotu öncesi Onur Kılıç’ın gözaltına alınıp tutuklanması tek örnek değil.

İşgüzarlığın son örneklerinden biri de Denizli’de yaşandı. Denizli Valiliği kendisine gelen bir şikâyeti Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İl Müdürlüğü’ne yönlendirdi. Şikâyet Elektrik Mühendisleri Odası’nın bir üyesine aitti. Ne yaptı İl Müdürlüğü dersiniz? TMMOB Yasasını bilmeden, okumadan bilgi sahibi olmadan gündemde olan Torba Yasa Taslağını referans alarak işgüzarlığa soyundu ve EMO Denizli Şube Başkanı’nı ifadeye çağırdı. İfadeyi de bir teknisyen ile bir mühendis alacakmış…Bu işgüzarlığı duyunca Odadaki arkadaşlara sizi niye çağırıyorlar ki kendileri gelsin diyerek aklıma gelen duruma denk düştüğüne inandığım şu fıkrayı anlattım:

Şair Rıza Polat bir bara gider. Onu sevmeyenlerden biri hakaret olsun diye bir tabak içinde garsonla soyulmamış bir hıyar gönderir. O da o adama şöyle bir dörtlük yazıp gönderir:

Hiç böyle davranmazdın,
Kıymetimi bilseydin.
Hıyara ne gerek vardı,
Kalkıp kendin gelseydin.

Sözün özü; bu memleket de hıyar parayla lakin hıyarlık bedavada.

Görüleceği gibi Despotun despotizmini uygulamak hevesindeki despot yalakaları dilleri bir karış dışarıda despota yaranma yarışında.

Kapitalizmin emekçi sınıflar üzerindeki tahakkümü “Piyasa despotizmi” zaten on yıllardır bu coğrafyada var. Şimdi AKP ile birlikte buna bir de gücünü Allah’tan aldığına inanan tıpkı Mısır Firavunları gibi ‘Yeni Türkiye’ Despotu eklendi.

Wikipedi’de despotizm şöyle tarif edilmiş; “Despotizm, ister bireysel ister sıkıca birbirine bağlı bir grup tarafından olsun mutlak siyasi bir güç ile hükmeden tek bir idari otoriteye sahip hükümet biçimi. Klasik biçiminde despotizm, bir şahsın idaresinin olduğu devlet, despot ise bütün siyasi gücü kullanan ve bütün devleti temsil eden diğer herkesin ikincil önemde olduğu otoritedir. Bu tip despotizm medeniyetin kurulmasında ilk aşamalarda görülen derebeylik ve benzeri yönetimlerde yaygındı. Tarihteki Mısır Firavunları klasik despotlara bir örnektir.”

Despotun uygulama araçları ve aktörleri devrede; havuz medyası, HSYK, YÖK, RTÜK, Diyanet vb.. Diyanet diyorum zira o da tam bir despot aracına dönüşmüş vaziyette. Geçen hafta Ulus’ta Diyanet Vakfı’na ait öğrenci yurdu inşaatında çalışan işçiler çatıya çıkarak ücretlerini almadıkları için eylem yaptılar. İşçinin alınteri soğumadan lafını iyi bilmesi gereken Diyanet ise topu hemen taşerona atıverdi. Oysa bu kokuşmuş düzenin kendi yasaları bile asıl işvereni alt işverenin edimlerinden sorumlu tutar. Lakin despot yalakası görüldüğü üzere taşeron sisteminin arkasına saklanmaktan kendini imtina etmemekte.

Ülke, Genel Seçim atmosferine girdi. Parlamentoya kimler girecek, kim ne oy alacak, HDP, % 10 barajını aşacak mı tartışmaları başladı. Despotun parlamentosunda muhalefet ne ifade eder? Despotizm, iktidar sahibinin, en azından bir dereceye kadar, hukukun üstünde olması anlamında keyfidir. Ancak, tam bir keyfiliği çok güçlü bir muhalefet yaratmadan sürdürmek olanaksız olup bu yüzden despot yönetimler fiilen, daima, ne kadar ilkel olursa olsun, bir hukuk sistemiyle birlikte var olurlar. Bu hukuk sistemi iktidarı meşrulaştırır ve despot, hukuk sistemini, ancak üstünlüğünü muhafaza etmesi için gerekli olduğunda çiğner/aşar. Dolayısıyla, bir meşruluk daima muhafaza edilir.

Ve yine benzer bir şekilde; Despotizm yalnızca iktidarın bir elde yoğunlaşmasını değil, aynı zamanda siyasi sistem içinde etkili bir muhalefetin olmamasını da gerektirir. Sözün özü, despotun rejiminde hukuk ve muhalefet meşruluk açısından bir vitrindir sadece.

Bütün bu atmosfer içinde şimdi de “Çözüm süreci”nin geldiği yeni evre sahneleniyor. Sanki Brecht’in Cesaret Anası oynanan. Bir Cesaret Ana yanılsaması içinde sahnede miyiz, yoksa izleyici koltuklarında mı?

Bu sorunun yanıtını elbette despotun muhalefeti değil, halkın muhalefeti verecektir…