Yanıt bekleyen soru…
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER

Yeni bir yıla girerken düne ve geleceğe ilişkin pek çok söylem uçuşur yaşamımızın harman yerinde. Üretilenlerden duyulan erinç, mutluluk ve üretilemeyene ilişkin hayıflanmalar, sızlanmalar...

Derdim önümde sevincim arkamda hallerine rağmen hep bir umut taşımaz mıyız?

Elbette taşırız. En yılgınımız bile taşır içerisinde bir parça umudu. Sır gibi saklasa da kendinden ve herkesten.

Geri dönüp baktığımızda neler yaşandı geçen yılda? Ve yeni yılda bizi bekleyen ne?

2015’e girerken tıpkı bugünkü gibi planlar kurdu kimimiz. Yılsonunda gördük ki kendisi planın içerisinde olacak iken hayat onu planın dışına atıvermiş.

Kimi zambak kadar güzel dostluklara yelken açtı. Dostlukların bazısı çabuk soldu, hatta çürüdü. Boşuna dememişler zambak çürümeye görsün en çirkin ottan bile kötü kokar diye.. Yeni yıla sarkan bir koku duymuyor musunuz? Duyuyorsunuzdur mutlaka..

Güzel yüz aynaya aşıktır desek de ara sıra bize bakan güzel yüzler de vardı elbette. Yılın saadet günleriydi onlar. Geldi, geçti..

İki ucu emperyalist değnek hep üzerimizde idi eski yılda da. Direnen direndi ve direniyor hâlâ... Kimi kötülük barındırmadığını, iyi bir insan olduğunu söyledi durdu. Ama seyirci kaldı olan bitene. Oysa kötülerin kazanması için iyilerin seyirci kalması yeterliydi.

Pek çok insan Francis duası ile güç istedi tanrısından. “Tanrım değiştiremediklerimi kabul etmem için bana güç ver!” dediler… Oysa kaplumbağaya bakmalı insan. Zira ancak o başı dışarıda iken ilerleyen değil midir?
Bazıları hırsız gibi dolaştı hayatımızda. Baktık onlarla ilişkilenen gülebiliyordu. Aklımıza soyulan gülebiliyorsa hırsızdan bir şeyler çalmıştır mutlaka sözü düştü.

Kimi doğrular yıl boyunca yanlış kapılar çaldı.

“Uçmayı istiyorsan düşmeyi bileceksin” diyen Nietzsche’ye inat beyhude kanat çırptı kimi hayatın içine... Ve insanların çoğu nasıl yaşanacağını bilmeden öldüler...

“Suya düşen değil orada kalan boğulur” dedik. Boğulmayı tercih etti kimileri eski yılda.. Ve yeni yılda da demokrasi ufuk çizgisi gibi duracak önümüzde, biz yaklaştıkça uzaklaşan...

İngiltere’de aristokratlar, Paris’te sanatçılar, Hindistan’da ermişler, Çin’de bilgeler saygınlık oluştururken Türkiye’de hırsızlar, katiller, soyguncular, demokrasi düşmanları, gericiler saygın sayılacak ve ne yazık ki yeni yılda da en çok atılan slogan “Türkiye sizinle gurur duyuyor” olacak.

Yine gençlerden sorumlu yaşlılar olacak, yine gençliği maşa gibi görenler, gençliğe rol biçenler...

Her şeye rağmen Nâzım’ca;
“topraksız öğrenip, kitapsız bilenler
Hoca Nasreddin gibi ağlayıp, Bedrettin gibi gülenler “olacak.
Hayatta kalabilmek için rakipler yaratanlar, kendisini maymuncuk sanıp bütün anahtarların kaybolmasını isteyenler ile yeni yılda da sık sık karşılaşacağız şüphesiz..

Topluma dayatılan yaşam tarzıyla, uçuruma giden tüketim toplumunda yaşıyoruz ve Özdemir Asaf’ın dediği gibi “kime sorsan evinde bir oda eksik”. Dolayısıyla yeni yılda yeni odalar peşinde olacak pek çoğumuz kaçınılmaz olarak.

Gerçek piyangoda büyük ikramiye sahibi olan, insan ilişkilerini bir pergelin ayaklarındaki gibi kurandır fikrimce… Yeni yılda böyle dostluklar gerek hepimize...

Yine yemeklerin tabaklarda, içkilerin bardaklarda, yaşanamayanların kursaklarda kaldığı ve yalnızlıkların çoğaldığı sofralar kalacak yılbaşı sabahına...

Şimdi soralım; akan zaman mı, yoksa zamana akan biz miyiz?

Şimdi yeni bir yıla girerken hayatın içinde mi olmak istiyoruz, yoksa hayatın izleyicisi olmak mı?

Goethe’nin dediği gibi yaşadığımız her an kendi hakkını ister.

Yaşadığımız her anın hakkını verecek miyiz?

Yanıt bekleyen soru budur işte.

Hepinize iyi yıllar, esenlikler, barış ve dostlukla...