Yanlışı doğru biçimde hatırlamak
YANKI YAZGAN YANKI YAZGAN

Yoksulluk ve beyin gelişimi üzerine etkileri üzerine iki hafta önce aktardığım iki makaleyi hatırlatarak başlayayım. 

“1,099 çocuğun beyin görüntülerinin analizine bakılan önemli bir çalışma Nature Neuroscience’da yayımlandı (Noble ve ark., Mart 2015). Sonuçlar oldukça net: yıllık 25,000 dolardan az kazanan ailelerin çocuklarının beyin yüzölçümleri yılda 150,000 dolardan çok kazananlardan % 6 daha küçük. Beyin kıvrımlarının çokluğu oranında artış gösteren beyin yüzölçümü bilişsel beceriler (öğrenme, muhakeme gibi) ile doğrudan ilişkili. Yoksulların kendi arasındaki kıyaslamalarda da gelir farklılıkları beyin boyutlarına yansıyor. dil gelişkinliği ve karar mekanizmalarını ölçen bilişsel testlerdeki skorlar yıllık gelir düştükçe azalıyor. 

Scientific American’daki yorum yazısında bir başka araştırmaya gönderme yapılıyor. 1 aylık Afrika kökenli Amerikalı bebeklerde yapılan (Martha Farah ve ark) çalışmaya göre ailenin gelir düzeyi ile beyin gelişimi göstergeleri arasındaki bağlantı hayatın ilk ayında bile mevcut. Bu kadar erken bir etkiyi, daha bildiğimiz anlamda yaşamaya henüz başlamışken ortaya çıkartan etkenler neler olabilir? 

Annenin beslenme biçimi, gebelik dönemindeki stres, yaşama ortamlarında toksik maddelerin çokluğu gibi çevresel etkenler genetik yapı üzerinde olumsuz etkiler yaratarak beyin gelişimini aksatıyorlar.”

Yoksulluğun yarattığı yapısal (sistemin bir parçası haline gelmiş) şiddetin etkilerinin fiziki olarak uygulanan şiddete benzeyen bir beyin dokusu “büzüşmesi” ya da “hiç büyüyememe” yaratması sürpriz sayılmaz. 2002’de hipokampusları (bellek ile ilişkili beyin bölgesi) normalden küçük bulunan depresyondaki kadınların daha önce istismar edilmiş olanlarında bu bulgunun gözlenip kalanından gözlenmemiş olduğunu düşünürsek, şiddetin yarattığı stresin yüksek kortizol düzeyinin hücreleri “öldürmüş” olmasının şiddet tipinden bağımsız olduğu sonucunu da çıkartabiliriz.

Şiddet tanımının kapsamını beden bütünlüğüyle sınırlı tutmayıp “psikolojik” şiddeti kattığınızda, yaygın (ve her türlü) şiddete maruz kalmış ülkemiz hipokampus’larının normal boyutunu da bilememek mümkün! Hipokampus’un belleğin düzenlenmesi ve anıların doğruya yakın biçimde hatırlanması için gerekli işlevlerini yerine getiremez olması şiddete uğrayıp travmatize olanlarda sık gördüğümüz bir komplikasyon. Yaşadıklarımızı tekrar hatırlayabilmemiz için gereken çerçeveleme ve “tag”leme işlemlerini eksik ya da yanlış yaptığımızda, “doğru biçimde hatırladığımız yanlış kayıtlar” ortaya çıkar. Daha da doğru hatırlamaya çalıştığımızda, dikkat dağınıklığına bağlı olsaydı yanlış hatırladığımız doğruları daha doğru hatırlayarak hatamızı düzeltebiliriz. Oysa, travmatize bir zihin dönüp dolaşıp aynı yanlış kayıtı doğru biçimde hatırlayacağı için takılıp kalma ve hatada ısrar kaçınılmaz olur.

Yoksulların travmatize edildikten sonra beyinleri bir kez yıkandığında, ezberlenmiş yanlışları en doğru biçimde hatırlamalarını sağlama fırsatı doğar. Çocuğun en geç doğduğu andan başlayarak güvenebileceği, güvenli hissedebileceği ve bir bağ kurabileceği kişilerin bulunduğu ortamlara ihtiyacı vardır. Bu ilişki ihtiyacı tam karşılanmayan çocuklar hayatla başa çıkma becerilerinde eksiklerle büyürler. Dünyayı anlayıp bir çerçeveye oturtmalarına yarayan bellek işlevlerinin kusurları bu eksiklerin oluşmasında rol oynar. 

Anne-babaların bu dönemde nasıl davranacaklarına ilişkin bilgi ve beceri düzeyleri geliştikçe hafıza kusurlarını telafi etme olanakları da gelişebilir. En azından erken müdahale programlarının üzerine oturduğu umut budur. 

Ergenlik dönemi yaklaştıkça anne-babaların çocukları üzerindeki etkisi yerini kısmen arkadaşların ve toplumsal grupların etkilerine bırakır. Kendini “ait hissetme” ihtiyacının güçlendiği bu dönemde, özellikle travmatik deneyimleri olan çocuklar kendilerini şiddete yatkın grupların içinde buluverirler. Sosyal adaletin zayıf olduğu toplumlarda parçası grupların güç temelli hiyerarşik yapısı ve “doğru hatırlanan yanlışlar”a dayalı dogmatik düşünüş tarzları şiddete yatkınlığı derinleştirir. Başta kucaklarken sonradan sıkıştıran bu yapıların dışına çıkış zordur.

Notlar Görüşler.

Okullardan, velilerden, öğretmenlerden. Okullarda zorbalık kabul ve müsamaha görüyor. Kışkırtıcı kurban: davranışlarını kontrol edemeyip başkalarına ona saldırmak için bahane yaratan kişi. Zorbaların bir kısmı zayıflığa tahammül edemedikleri için zayıfı ortadan kaldırmaya yeltenenler gibidir. Not yükseltme amaçlı çift karne uygulamasıyla “mecburiyetten” yapılan sahtekarlık (çocukların gözünde) meşrulaştırılıyor. Okullarda davranış, gelişim, dikkat ve öğrenme sorunları yaşayan çocuklara özel düzenleme ve uygulamaların bir lütuf değil eğitim hakkının gerçekleştirilmesi için bir ihtiyaç karşılama aracı olduğu unutuluyor. 

Kongrelerden, psikiyatrlardan, psikologlardan. Dijital oyunların etkisini değerlendirirkenki soru: Hayal ile gerçek arasındaki sınırların belirsizleşmesinin sonuçları ne olabilir?  Sosyallik bir çevre kalabalığı ve network genişliği mi? Anne-babalık gönülden ve zevkle acı çekmeye razı olmak ise, bunu böyle kabul etmekte zorlananlara şaşmalı mıyız? 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız