Yap-İşlet-Devret
AYKUT ERDOĞDU AYKUT ERDOĞDU
Kamu imtiyazı niteliği taşıyan ve kamunun kaynak aktaramadığı yüksek finansman veya ileri teknoloji gerektiren bazı yatırımlarının özel sektör tarafından yaptırılıp, belirli süre işletilip, sürenin sonunda kamuya devredilmesine Yap-İşlet-Devret -YİD deniliyor

Kamu imtiyazı niteliği taşıyan ve kamunun kaynak aktaramadığı yüksek finansman veya ileri teknoloji gerektiren bazı yatırımlarının özel sektör tarafından yaptırılıp, belirli süre işletilip, sürenin sonunda kamuya devredilmesine Yap-İşlet-Devret -YİD deniliyor.

YİD’ in üç önemli özelliği var: Birincisi YİD konusu yatırımlar kamusal imtiyaz niteliği taşıyor. İmtiyaz her önüne gelenin yapamadığı kamusal hizmetler anlamına geliyor. Bunlara örnek olarak liman işletmeciliği, elektrik üretimi veya iletişim altyapısı işletmeciliği gösterilebilir.

YİD’in ikinci özelliği yatırımın finansmanı ile işletme riskinin özel sektör tarafından üstlenilmesi. Üçüncü özellik yatırımın ileri teknoloji gerektirmesi.

Son yıllarda YİD’in bu üç özelliği de terkedildi. YİD’i düzenleyen 3996 sayılı Kanun kökten değiştirildi. Önce “yüksek finansman” şartı kaldırıldı. Sonra kongre merkezinden balıkçı barınağı yapımına kadar onlarca alakasız iş adrese teslim bir şekilde YİD kapsamına alındı. İhale usulleri değiştirildi. İhale açıklık, eşitlik ve rekabet ilkeleri yok edildi.

GARANTİLER
YİD modelinde ölümcül hata Hazine garantilerinde yapıldı. YİD’in en önemli özelliği özel sektörün (işletmecinin) finansman ve işletme riskini üzerine almasıydı.

Ancak YİD projelerinde finansman bulamayan işletmecilerin imdadına iktidar yetişti. İşletmecilerin banka kredilerine Hazine garantisi verildi. Yani eğer işletmeci aldığı krediyi geri ödeyemezse borcu Hazine, yani halk üstlenecekti.

Hazinenin sırtından finansmanı bulan işletmecilerin gözü doymadı. İşletme riskini de Hazine’nin üstüne yıkmak için başvurdular. Bu talep de geri çevrilmedi. Hazine işletmecilere talep garantisi de verdi. Yani yapılan köprüden bir tek araba geçmese, yapılan havalimanından bir tek yolcu geçmese bile Hazine asgari bir geliri garanti etti.

Özetle finansman da, gelir de Hazine’den sağlandı. İşletmeci Hazine’nin taşıyla Hazine’nin kuşunu vurdu. İşletmeciler hiçbir risk almadan milyarlarca liralık yatırımdan onlarca yıl yararlanma hakkına sahip oldular.

Asıl üzücü olan ihale aşamasında verilmeyen bazı garantilerin ihale sonrasında verilmesi oldu. Bu durum açık olarak ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturuyordu. Bu suç milyonlarca insanın gözü önünde işlendi.

GELECEK
Geçenlerde Taraf gazetesinde Hazine garantileriyle ilgili Sayıştay raporu kaynaklı bir haber çıktı. Habere göre İÇTAŞ Şirketi tarafından işletilen Kütahya Zafer Havaalanına yıllık 850 bin yolcu garantisi verilmiş ancak sadece 85 bin yolcu havaalanını kullanmış. Bu durum karşısında Hazine, işletmeci İÇTAŞ Şirketine bir yıl için 4 milyon 163 bin avro para ödemek zorunda kalmış. Sayıştay’ın 2012 yılı ile ilgili düzenlediği rapora göre yeni yapılan birçok havaalanı için durum aynı.

Kütahya örneğinden yola çıktığımızda akla hemen 22 milyar 150 milyon avroya ihale edilen doğa katili İstanbul 3. Havalimanına verilen Hazine garantileri geliyor. 3. Havalimanı için verilen talep garantisi 6.3 milyar avro. Finansman garantisinin hangi şartlarda ve ne kadar borç için verildiğini kimse bilmiyor. Çünkü ihale sırasında finansman garantisi öngörülmemişti.

İstanbul’u bir çevre felaketine sürüklemesi muhtemel bu projeye finansman garantisi verilip verilmediği konusunda yetkili ağızlar birbiriyle çelişen açıklamalar yaptı. Hiç kelime cambazlığına gerek yok. İmzalanan sözleşmeler de, Yap-İşlet-Devret Kanunu da orada duruyor. Türkiye’nin tüm nefesini İstanbul’a tahsis eden mega saçmalıkları özel sektör bir şekilde bitiremez ve zamanından önce devlet buralara el koymak zorunda kalırsa 2 yazışmayla projede kullanılacak betonun da, demirin de, anaparanın da, faizin de tamamı devletin borcu haline gelebilir. Bugüne kadar Hazine’den veya ilgili bakanlıktan mevzuat karmaşasının arkasına sığınılarak yapılan açıklamalar da kafa karıştırmaktan öteye geçmedi.

Özetle; Hazine garantisi verilerek yapılan hemen hemen bütün işlerde durum aynı. Tarihe not düşmek açısından söylüyorum: Gelecek 20 yıl içinde en büyük baş belamız AKP’nin hovardaca verdiği Hazine garantileri olacak.