Yapmak ve olmak

Bu aralar aklım “yapmak” ve “olmak”la meşgul. Kitap yazınca yazar, bir tiyatro oyununda oynayınca tiyatrocu olunmuyor.

Yapmak, olmaya yetmiyor. Sürekli bir şeyler yapan, aslında her şeyi yapmaya çalışan ya da yapmak isteyenlerin yaşadığı boşluk duygusu, günümüzdeki kadar hiç artmamıştı sanırım. “Just do it” reklam sloganındaki gibi. Bu reklam sloganı ödül de almış ve denilene göre cinayet ve kundakçılıktan idama mahkûm edilen birinin son sözleri olan “Let’s do it” sözünden esinlenilmiş. Ironik bir durum. Ölmeden önce yapılacaklarla ilgili listeler geldi gözümün önüne. “Ölmeden önce mutlaka okunması gerekenler” listesi de vardı. Bir seks bağımlısının, binlerce kişiyle seks yapmış olsa da gerçekte hiçbir zaman sevişmiş gibi hissetmediğini söyleyen bir röportajını okumuştum. Tüketim toplumunda “yapmak”, “olmak”tan daha öncelikli. “Yapmak” gösterişle, personayla ilgili; “olmak”sa benlikle.


Bu çağın önemli psikanalistlerinden Nancy McWilliams’ın İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan “Psikanalitik Tanı” kitabında vardı. “Daha fazla denge sağlama” arayışıyla psikoterapi görmek için kendisine başvuran 30 yaşındaki bir muhasebeciden bahsediyordu kitabında. “Değerli yıllarını elinden kaçırmaktan” korkan bu kişi, terapistle birlikte bir program yapıp hayata yetişmek istediğini söylemişti. Çocuklarıyla oynamaktan eşiyle sevişmesine kadar bütün günü planlayabildiği bir yaşam… Nancy McWilliams, bu kişinin terapiye, hayatındaki diğer şikâyet ettiği sorunlarda olduğu gibi zorlantılı bir şekilde yaklaştığını, ihtiyaç duyduğu dinginliğe yapılacak başka bir işmiş gibi ulaşmaya çalıştığı tespitini yaparak, ona “yapmak” konusunda çok başarı gösterdiğini, ancak “olmak” konusunda çok az tecrübesi olduğunu söylemişti.

Guntrip, Metis Yayınevi’nden çıkan “Şizoid Görüngü” kitabında, “olma”yı dişil öğe, “yapma”yı eril öğe olarak nitelendiriyordu. “Olmak” benliğin çekirdeğini oluşturuyordu ona göre, ne yaparsanız yapın “olma”dığınız sürece, yaptığınız şeyler geçiciydi, bir anlama dönüşmüyor, anlamlı gelmiyordu; boşluk duygusuyla cebelleşip, hayata yetişememe kaygısı içinde varoluş sancıları yaşıyordunuz. Instagram, Facebook vb. sosyal medya kanallarının insanlar üzerindeki “yapma” baskısı, bu açıdan anlamlıydı. Yapmış olmak için yapmak, onay almak, beğenilmek…

Can Yayınları, Yusuf Atılgan’ın eserlerinin toplu halde yeni baskılarını yaptı. Yusuf Atılgan’ın roman ve öykülerinde üzerinde durduğu şey hep “olmak”la, daha doğrusu “oluş”la ilgili… Sadece insan oluş da değil, öykülerinden birisi tavuk oluşla ilgili örneğin, kapatıldığı kümesten kaçıp kocaman avluların özlemini duyan bir tavuk… Deleuze, “varolma” yerine “oluş” kavramını kullanır; sabit olmayan, sürekli değişen süreçtir oluş… Deleuze, söyleşilerinden birisinde seyahat etmeyi sevmediğini söylemiş, nedenini de “oluşu ürkütmemeli” diye açıklamıştı. Çok düşünmüştüm bu sözü üzerine, “oluş”u ürkütmemek… Açıklamamıştı “ürkütmemek” derken ne demek istediğini. Yusuf Atılgan’ın roman ve öykülerindeki Kafkaesk tedirginlik, belki de böylesi bir ürkmüşlükle ilgiliydi. Anlattığı karakterler yaşamın kıyısında, ürkmüş bir halde… Öyküsündeki o tavuk bile, kapının önünde bekleyen köpeği umursamadan, bir biçimde kanatlanıp uçma hayali kurabiliyordu. Kendilerine verili olan hayatla yetinmiyor ya da kabullenmiyorlardı. Bu yüzden de bir iç sıkıntısı, bunaltı… “Bodur Minareden Öte” adlı öyküde sık sık boşluğa düşen anlatıcı-karakter gibi, uzandığı yatak birden içine düştüğü karanlığa dönüşüyordu. Öykünün bir yerinde şöyle diyordu: “İnsan ötekilerin oluşunu bağışlayınca bir bakıma onlara benzemekten kurtulamıyor.” Ürküntü, bağışlamamakla başlıyordu, başkalarına benzememekle…

İlginizi çekebilir:  Bahçeli’nin bekası!

Kendi “oluş”umu düşündüm sonra, bu ülkede ürkmeyen bir oluş yaşamanın zorluklarını… Belki de bu yüzden herkes “yapmak” istiyordu, olmanın zahmeti ağır geldiği için. Her şeye rağmen, yaşamı hissetmeye değer bu zahmet…


BİZİ TAKİP EDİN

360,685BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,094,950TakipçiTakip Et
8,362AbonelerAbone

MEB akla ve bilime yatırım yapıyormuş!

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Malatya'da Erman Ilıcak Fen Lisesi’nin temel atma...

Eğitimde istenilen hedefler ıskalandı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 2015-2019 yılları arasında gerçekleştirmeyi planladığı faaliyetlerin yüzde 58’inde...

‘Amiral Gemisi’nden iktidarın teknesine…

Kısa bir süre önce el değiştirerek iktidara yakın Demirören Grubu’nun kontrolüne geçen...

17 yılda 10 milyar zarar yarattık her kalemden

Sayıştay, Meclis adına kamu idarelerinin gelir ve giderleri ile mallarının kullanımını denetlemek...

Kâğıttan yeni bir dünya

Sukurusu, Uygulama Merkezi’nde, ‘alt tarafı kağıt’ denilerek atılan atıklar, yepyeni ürünlere dönüşüyor....

SON HABERLER

Dolandırıcılık çetesi lideri vergi rekortmeni olmuş

Kayseri'de 'postacı', 'kurye' ve 'vergi dairesi çalışanı' gibi davranıp, tebligat imzalattıkları kişilerin...

Hollanda’daki saldırıyla ilgili 3 gözaltı

Hollanda polisi 3 kişinin öldürülüp, 5 kişinin de yaralandığı saldırı ile ilgili...

Gazeteci Gülden Aydın hayatını kaybetti

Bir süredir pankreas kanseri tedavisi gören araştırmacı gazeteci Gülden Aydın, yaşamını yitirdi.

Aksaray’da ‘ucuz halı’ izdihamı

Aksaray'da halı satışı yapılan iş yerinin açılışa özel yüzde 70'e varan indirimi...

Erdoğan: Yeni Zelanda saldırgandan hesap sormazsa biz sorarız

Zonguldak Ereğli'deki mitingde konuşan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,...

Motor sürerken rubik küp çözen gence ceza

Bursa’da motosiklet sürerken ellerini bırakıp rubik küp çözüp kaydettiği anları sosyal medya...