Yara bandı kuşağından yüksek beton nesline bakış
ÖZGE BAŞAK TANELİ ÖZGE BAŞAK TANELİ
Hava tamamen grilere bürünmüş bugün. İçimden hiç yazmak gelmiyor
Hava tamamen grilere bürünmüş bugün. İçimden hiç yazmak gelmiyor. Halbuki cümlelerim hep böyle gri hatta yağmurlu, sıkıntılı havaları sever. Ben ne kadar aşıksam güneşli havalara onlar bir o kadar nefret eder. Yine de parmaklarım benden bağımsız koşuyor kelimelerin peşinde. Kötü hava alışkanlığı edinmişler kendilerine herhalde.
Neden bilmem anne baba olmanın getirdiği zorlukları düşünüyorum ne zamandır. Çocuk sahibi olmanın ortak mutlulukları ve huzursuzlukları var. Her coğrafyada, her ülkenin çocuklu kadınlarında ve adamlarında aynı olan endişeler, soru işaretleri… Ama… Bu amanın geleceği iki cümle önceden belliydi maalesef. Çünkü bizim ülkemizde anne, baba olmak daha çok korku, daha fazla  belirsizlik yaratabiliyor. Kreş fiyatlarını duyunca mesela insanın ağzı açık kalıyor. Kreşle bitecek iş de değil tabii. Sonrasında daha zorlu bir dönem başlıyor. Eğitim için ayrı, öğretim için ayrı kafa patlatması gerekiyor annelerin, babaların. Bir de çocukların geleceklerini belirlemek gibi bir sorumluluk hissediyorlar. O yüzden kendi seçimlerine karşı çıkabiliyorlar zaman zaman. Tiyatro karın doyurmaz, gazeteciler, yazarlar zaten aç, sanat ve spor da bir hobi olarak kalsın bir köşede. Sevmediği alanlarda sırf ailesi zorladığı için öğrenim gören, mutsuz olan, mezun olduğunda ne yapmak istediğini ve gerektiğini bilemeyen o kadar genç var ki… Ders çalışma baskısıyla, sınavlarla geçen çocukluk zamanları. Bir dönem (ki o dönem çok da uzak değil) çocuklar sokaklarda arkadaşlarıyla oynar, su içmek için bile olsa eve uğrarlarsa bir daha dışarı çıkarılmayacağından korktukları için bütün günlerini oynayarak geçirirlerdi. Ne yaşa gelirlerse gelsinler yara bandını gördüklerinde  çılgınca koşuşturdukları, düştükleri, dünyanın umurlarında olmadığı zamanlarına döner çocukluklarını sokaklarda yaşayanlar. Duvarlarla örülmüş küçük bir alanda “hadi oyna” denilen yerleri görmedi onlar. Sokakları yaşadılar. Hayatın akıp geçtiği yerlerde geçti çocuklukları. Korunaklı, kameralı, modern hapishanelerde değil. Şimdi yüksek beton yığınlarının arasında büyüyen, küçücük yaşlarında büyük baskılar altında istemedikleri, ilgilenmedikleri bilgilerle beyinleri dolan çocuklar yarın nasıl parlasınlar? Anne-baba olmak zor. Türkiye’de daha da zor. Ama inanın çocuk olmak, genç olmak da hiç kolay değil. Biraz da aile baskısı yüzünden çocuklar,  gençler kendi özgür seçimlerini yapamıyorlar. Onlar için endişelenen, onlara güzel gelecekler sunmak için çırpınan aileleri kadar kendi ayakları üzerlerinde durmak isteyen, ayrı bir birey olduklarını hissetmek isteyen gençler de haklı. Bastırılmış duyguları ve istekleriyle büyüyen çocuklar, onların sahip olacakları hayatları planladıkça, programladıkça rahatlayan, kendi hayatlarını unutan anne, babalar…
Ne olur bu gençler kendi hayatlarını yaşamaya kalksalar, belirli bir yaştan sonra evlenmeseler bile kendi evlerini, yaşamlarını kurabilseler? Onların da evlenmeden ödemek zorunda olacakları elektrik, telefon faturaları olsa? Kendi yemeklerini kendi yapmak zorunda kalsalar? Çocuklarına kendi hayatlarını sadece evlilikle kurmaları seçenekleri verildiğinde birlikteliklerin mutsuzlukla devam etmesinden ya da bitmesinden daha normal ne olabilir? Siz 30 yıl boyunca ailenizin evinde yaşayın, bir sabah uyandığınızda kendinizi faturalar, ev işleri altında ezilmiş bulun. Kendi hayatınız, sevdiğinizin hayatı bir de ikinizin yaşadığı bir hayata sahip olun ve bunların hepsi bir günde olsun. Olacak şey değil. Bunlar gerçekten anlayamadığım, anlayamayacağım şeyler. Gri havanın bir suçu yok.