Yaramıza tuz bastın sevgili Facebook!
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Facebook, geçen hafta önemli bir sorumluluk örneği göstererek bazı gazetelere ilan verdi. Bir kılavuz niteliğindeki ilanın başlığı “Asılsız haberleri tespit etmeye yönelik ipuçları” şeklindeydi. 10 maddeyle asılsız haberleri nasıl tanıyacağımız anlatılıyordu. Bu köşede de bıktıracak sıklıkta değindiğim bir konu bu. (Üstelik sadece bu haberleri üreten birey ya da kurumların değil, yayan okurların da sorumluluğunun altını çizerek) Facebook’un bu ilan ve bildirimi sadece Türkiye’de değil faaliyet gösterdiği her yerde yayımladığını bildirmekte fayda var. Zira “asılsız haber” konusu, Türkiye’ye özel bir problem değil. Özellikle Amerika’nın son başkanlık seçimi sırasında ne oyunlar döndüğüne şahit olduk. Zaten bu sorunlar akabinde “Post Truth” (Gerçek Sonrası) diye bir çağdan söz edilmeye başlandı. Her neyse Facebook, asılsız haber deyince benim aklıma “Peki bu asıllı haber ne ola ki?” sorusu geliyor. Zira bizim asıl sorunumuz onlarla be Facebook. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun sorusu da bu olsun o vakit.

Başlıklara şüpheyle yaklaşın

Şimdi Facebook diyor ki, bizim sitedeki haberlerin başlıklarına şüpheyle yaklaşın asılsız haber olabilir. Oysa biz bırakın sizin kontrolsüz giriş yapılan siteyi, bayağı bildiğin basılı gazetelerdeki haberlere bile şüpheyle yaklaşmazsak başımıza neler gelebileceğini deneyimliyoruz. Bayağı isimli, cisimli iki gazetede çıkan “Amerika’yla hiç olmadığımız kadar yakınız” manşetinden iki hafta sonra bir gece vakti, Amerika’nın “vizeleri durdurdu” haberini alıp sindirebiliyoruz. Yani şüphe etmeyip ne yapacaksın be Facebook. “İstersen etme” yani.

Başka haber kaynaklarına bakın

Şimdi sevgili Facebook sen ortalama sosyal medya kullanıcısına diyorsun ki, “Başka haber kaynaklarına bakın”, güzel diyorsun da bizim memlekette gün oluyor anaakım gazetelerin ezici çoğunluğu bire bir aynı manşetle çıkıyor. Bir başka haber kaynağına baktın, iki başka haber kaynağına baktın, üç başka haber kaynağına baktın aynı. “Hah tamam demek doğru” dedin ama yalan çıktı. Ya Facebook, “dilimiz kaba, vicdanımız taş” bizim, diyeceğim ama anlamazsın ki, iyi niyetle ipuçları veren bir kurumsun sen.

Haber bir şaka mı?

Canım Facebook, mektubunun 9. bendinde demişsin ki “haber bir şaka mı?” İnan ki, bu soruyu hemen hemen her gün soran ve yanıt alamayanlar var. “Şaka mı gerçek mi, adını sen koy” seviyesinden bildiriyoruz biz. Senin doğduğun köylerde belki bu kadar karışmıyordur ama biz aklımızın iplerini saldık gitti.

Kaynağı araştırın

Azizim Facebook, mektubunun 3. bendinde demişsin ki, “kaynağı araştırın.” Araştırmıyor değiliz vallahi, bakıyoruz ki “bir bakan” söylemiş, resmi ağızdan gelmiş diyoruz, haber bizi tatmin ediyor. Gel gör ki, başka bir gün baktık ki, haber takla atmış. Yine kaynağı araştırıyoruz bakıyoruz “Cumhurbaşkanı” çıkmış. Hangisine inanacaksın demiyoruz tabii ki, en yetkili ağza inanıyoruz. Ancak yani bazen haberin kaynağını araştırmak da yetmiyor işte bizde. “Dünya dönüyor, sen ne dersen de” yani.

Bazı haberler kasten yanlış bilgi içerir

Facebook cicim, diyorsun ki mektubunun son bendinde “bazı haberler yanlış bilgi içerir.” Ne kadar kibarsın “bazı” diyorsun, nezaketine veriyorum ama pek “bazı”lık halimiz kalmadı. Yani anaakım medya öyle bayır aşağı freni patlak bir şekilde gidiyor. Doğruda ısrar edenler, ekrandan olsun, köşelerinden olsun aniden yok olabiliyor. Tabiat boşluk kaldırmıyor tabii, “hoop” hemen yeni biri atanıyor. Unutuluyor be Face’ciğim.

Hallerimiz işte böyle dostum Facebook. Mektubunda demişsin ki, “birlikte çalışarak asılsız haberlerin yayılmasının önüne geçebiliriz.” Ne güzel demişsin, asıl, asıllı haberlerle başımızın dertte olduğunu bilmeden. Sağlık olsun. Yine de bastım kalpli laykımı.