Yargı nereye?
İLHAN CİHANER İLHAN CİHANER

Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, önce TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edildi. Bu tasarının önemi ile orantılı bir şekilde yeterince tartışıldığı söylenemez. Adalet Komisyonu’ndaki görüşmeler, CHP’li milletvekillerinin cezaevi ziyaretlerinin maniple edilerek kamuoyuna servis edilmesi nedeniyle gösterdikleri haklı tepkilerin gölgesinde kalmıştı. Genel Kurul görüşmeleri ise Atatürk Havalimanı’ndaki alçak saldırıyla ilgili tartışmalar ve haberler nedeniyle gündeme gelemedi. Muhtemelen -en geç- bugünün ilerleyen saatlerinde TBMM’ deki görüşmeler tamamlanmış olacak.

Tasarı yargılama süreçlerine katılan hâkim ve savcılar için “çok iyi, iyi, orta veya zayıf” şeklinde “Kanun Yolu Değerlendirme Formu” düzenlenmesini öngörüyor. 2011 yılında “gereksiz temyizlere yol açarak yargılamanın uzamasına neden oluyor” denilerek kaldırılan “Not Fişi” uygulaması, bu kez istinaf aşamasını da kapsayacak şekilde daha da genişletilerek getiriliyor. Beş yıl önce iş birikiminin gerekçesi ilan edilen uygulama bu kez “ … Düzenlemeyle hâkim ve savcıların, duruşmalara hazırlıklı çıkmaları, hukuki gelişmeleri takip etmeleri, soruşturma ve davaları makul sürede sonuçlandırmaları ve daha isabetli karar vermeleri amaçlanmaktadır” denilerek adeta mucizevi bir çözüm olarak geri getiriliyor. Tam bir yap-boz!

Gözümüz aydın, yeniden özel yetkili mahkemeler geliyor! Böylelikle sadece il merkezlerinde bulunan “uzman ve tecrübeli” görevliler terörün ve örgütlü suçların kökünü kazıyacaklar! Devletin Güvenliğine, Anayasal Düzene, Milli Savunmaya, Devlet Sırlarına karşı suçlar ve Casusluk suçları artık genel yetki ve görev kurallarına göre değil “suçun işlendiği yerin bağlı olduğu ilin adıyla” anılan başsavcılık ve mahkemelerce takip edilecek. Bir kez daha yap-boz!

Ancak bu tasarının daha da önemli ve tartışılan tarafı, yasalaşıp yürürlüğe girdiğinde Danıştay ve Yargıtay da görev yapan üyelerin üyeliklerini sona erdirecek. Daire sayılarını ise yaklaşık yarıya indirecek. HSYK görevi sona eren üyeler arasından “yeni ihtiyaç kadar” atama yapacak. Üç yıl içerisinde üye sayısı yaklaşık yarıya indirilmiş olacak. Yani yasa ile toplu bir azil/fesih/tasfiye söz konusu.

Birçok konuda olduğu gibi bu yasa etrafında yürütülen tartışmalarda da ciddi bir sadeleştirmeye, çapakların temizlenmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle tasarının ele alınışındaki “şizofrenik” yaklaşımı terk etmek gerek. Tasarının resmi gerekçesindeki “İstinaf Mahkemelerinin faaliyete geçmesi” gibi teknik gerekçeler doğruyu yansıtmıyor. Mevcut iş birikimi, tasarının açıkça Anayasa’ya Aykırı olması gibi unsurlar bu gerekçeyi geçersiz kılıyor. Sorunu/amacı adlı adınca anmak gerek: Cemaatçileri tasfiye ederken daha uyumlu bir yargı inşa etmek.

Hükümet bu yasa ile ilgili desteğini ağırlıklı olarak “Yüksek Yargıdaki Fethullahçı Yapılanmayı/örgütlenmeyi ortadan kaldıracağını” söyleyerek sağlıyor. Ancak öngörülen nihai sayı Danıştay ve Yargıtay üyeleri arasındaki tasfiyenin “cemaatçilerle” sınırlı olmayacağını gösteriyor.

Yargı içerisinde “cemaatçi” bir yapılanma kabul edilemez, mutlaka ama mutlaka çözülmelidir. Özellikle 2007 sonrası yargı eksenli yaşananları yok sayarak, yargının sorunlarını “geleneksel sorunlara” indirgeyemeyiz. Bu durumda geleneksel sorunlara yönelik tartışma ve çözüm setleri yetersiz kalacaktır.

Anlaşılıyor ki kimin “Cemaatçi” olduğuna dair az çok “kestirme” var. Ancak bu husus, MİT raporu, “belli bir tarihte atanmış” olmak gibi sübjektif unsurlara dayandırılamaz. Yapılması gereken “etkin adil, hızlı idari ve adli soruşturma” açılmasıdır. Ayrıca kurulacak bir komisyon aracılığı ile hukuksuz davalarda rol alan yargı mensupları tespit edilebilir. Böylece haksızlıkların önüne geçilebilir ve başka tasfiyelere yol açılmaz. Sorumluluğu belirlenenlere yönelik Yargıtay ve Danıştay yasasının “çekilmeye ve istifaya davet” mekanizmaları işletilebilir.

Cemaatçi olarak tasfiye edileceklerle aralarındaki objektif tek fark, Cemaat/AKP kavgasında “kimin kazanacağını kestirmek” olan yığınla adam şimdi, zor zamanların cesur hukukçularını “cemaatçi” olarak işaretleyebiliyor. O nedenle Cemaat yargısının bu ülkeye verdiği en büyük zararlardan olan “suçluluğun fiilden kopartılması” tuzağına düşülmemeli. Delil olabilecek yığınla dava, soruşturma, teftiş raporu var. Bunlardan başlanılmalı.

Devam edeceğim…