Yargının gerçek sahipleri
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Olay bir cinayet haberinden patlak verir. Laetitia Perrais adlı genç kız, kaçırılıp, tecavüz edildikten sonra öldürülür.
Olay bir cinayet haberinden patlak verir. Laetitia Perrais adlı genç kız, kaçırılıp, tecavüz edildikten sonra öldürülür. Zanlı, daha önce defalarca iğfal ve saldırı suçundan yargılanmış, birkaç hafta önce de serbest bırakılmış bir sabıkalıdır. Kamu oyunu etkilemesinin nedeni, Fransız halkının özellikle pedofili (sübyancılık), tecavüz ve saldırı suçlarından sabıkalıların serbest bırakılmasına ve özellikle de hapisten çıktıktan sonra hiçbir sorumlu tarafından izlenmemesine tepkisini pekiştirmiş olması. Kendi küçük, dili kocaman devlet başkanımız Sarkozy, güvenilirlik oranı tam da dibe vurmuşken eline şaheser bir popülist araç geçirmiş oluyordu. Önce en sadık şakşakçısı ve İçişleri Bakanı Brice Hortefeux ile birlikte Adalet Bakanı Michel Mercier, suçlu aramaya koyulmuştu. Ardından 3 Şubat’ta Bordeaux’da yaptığı açıklamada, bu sabıkalının serbest kalıp yeniden suç işlemesine neden olan yargı ve emniyet sistemine giydiriyor, “yakında hata yapan görevlileri bulup, cezalandıracağını” haykırıyordu. Yani daha olay hakkındaki soruşturma sonuçlanmadan, Sarkozy yargıçları yargılayıp, mahkum etme cüretini göstiyordu.
Aslında bu olay bardağı taşıran son damla oldu, zira adalet sisteminin çalışanlarına Sarkozy’nin ilk sataşması değil. Ağzından bu sözler çıktıktan birkaç saat sonra, cinayetin işlendiği Nantes bölgesi yargıçları kazan kaldırıyor, Sarkozy’nin “haddini aştığını” ve disiplin soruşturması yapılmasına şiddetle karşı çıkıyorlardı. Bununla da kalmayıp, Cumhurbaşkanı’nın kamuoyu önünde açıkça “yargıçların ve adalet sistemi içinde yer alan memurların hiçbir suçu olmadığını açıkça ifade etmesini” talep ediyorlardı.
Sonuç olarak, Nantes bölgesinde başlayan bu başkaldırı, birkaç gün içinde tüm ülkeyi etkisi altına aldı. Paris’ten, Marsilya’ya, Karayip Adaları’ndan Mayotte Adası’na, tüm yargıçlar ayaklanıp, Nantes’daki meslektaşlarına destek verdiler. Yargıçlara ayrıca savcılar ve avukatlar da katılırken, Sarkozy tarafından hedef gösterilen güvenlik kuvvetleri de kervana katıldı. Böylece, 10 Şubat 2011’de Fransa’nın anavatan ve uzak topraklarında binlerce yargıç, polis, savcı ve avukat, Sarkozy ve yandaşlarından sözlerini geri almasını talep etmek için sokaklara döküldü ve “acil olmayan davaları” (yaklaşık 100 000 dava) süresiz erteleme kararı aldı. Solun tümü ve hatta iktidar partisi UMP’nin sağduyulu bazı üyeleri yargıçları destekliyordu ve sırayla eleştirilerini kamuoyuna açıklıyordu.
Yürüyüşler sırasında dağıtılan bildirilerde yer alan ifadeler çok açıktı. Yargıçlar “günah keçisi değiliz”, “karar verme yetkimiz aşağılanıyor”, “dramatik bir olaydan siyasi çıkar sağlanıyor” diye bağırıyordu... Anayasa uyarınca Cumhurbaşkanı yargının bağımsızlığının teminatçısı olacağına, yargıyı zayıflatan taraf olarak ortaya çıkıyordu.
Sonuç olarak 14 Şubat pazartesi günü, Adalet Bakanı Mercier, yapılan soruşturmanın tamamlandığını ve olayda yargıçların hatasının bulunmadığının belirlendiğini açıklamak zorunda kaldı. Hemen akabinde, güvenlik kuvvetleri de sorumsuzluk suçlamasından aklandı. Cumhurbaşkanı ve iktidar tükürdüğünü yalamak zorunda kaldı.
Fransa’da adalet sistemine inanan gerçek sahipleri, yargıya müdahele etmeye çalışanlara dersini verebiliyor. Ya bizde?