Yargıtay Başkanı Cirit yeni adli yıl açılış töreninde konuştu
05.09.2017 11:05 GÜNCEL

Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, yeni adli yıl açılış töreninde konuştu. Adli Yıl Açılış Töreni'ne Başbakan Binali Yıldırım ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katılırken Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'nun katılmaması dikkat çekti. Feyzioğlu'nun, kendisine konuşma hakkı tanınmadığı için töreni protesto ettiği bildirildi.

Cirit'in konuşmasından satır başları;

"SURİYELİ AYLAN BEBEK VE ARAKANLI KÜÇÜK MUHAMMED..."

Suriyeli Aylan bebek ve Arakanlı küçük Muhammed'in çamurlar içerisinde yatan cesedini gösteren fotoğrafı insanlığın terk ettiği vicdanının resmidir.

Bugün ülkemimiz dünyanın vicdanını tek başına temsil etmektedir.

Bir yargı mensubunu üstün kılan sadece hukuku uygulamasını emreden vicdanıdır. Bu coğrafya üzerinde yaşayan insanlar arasındaki kültürel çeşitlilik Türkiye'nin varlığının itici gücüdür.

Demokrasimizin önündeki en büyük engellerden biri de terördür. Terör olgusu, insan hakkı ve demokrasiler için tehdit oluşturmaktadır. Teröre karşı, bireylerin, kurumların ve devletlerin birlikte mücadele etmeleri zorunluluktur. Terörle mücadelede bütün devletlere görev düşmekte olup devletler silah ve mühimmatın terör örgütlerinin eline geçmemesi için önlem almalıdır.

Ülkemizde terör dış destekli olarak varlığını sürdürmektedir. Devletimiz hukuk kurallarından vazgeçmeden terörle mücadeleyi sürdürmekte ve sürdürecektir.

Özellikel HSYK yetkisini elinde bulunduran yüksek yargı mensuplarımız gayri meşru fiillere sessiz kalmış, desteklemiş ve meşruiyet kazandırmıştır. HSYK ve Yargıtayımız hain darbe girişimine karşı net tavır almış, halkımızın ve demokrasimizin yanında yer almışlardır. Bu kişilerin adil şekilde yargılanması, sarsılan kamu düzeninin yeniden tesisi kuşkusuz sağlanacaktır. Bizim görevimiz, insan haklarına ilişkin standartlardan taviz vermeden, objektif değerlere göre karar vermektir.

"GÖREVİMİZ OBJEKTİF DELİLLERE GÖRE KARAR VERMEK"

Bizim görevimiz, duyguyla, coşkuyla, ön yargıyla davranmak değil, Türk hukuk sisteminin son yıllarda büyük bir başarı ile yükselttiği insan haklarına ilişkin standartlardan taviz vermeden objektif delillere göre karar vermektir.

Firari FETÖ üyelerinin iade edilmemesi yargılamalarda bazı gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemektedir. Kanun kaçaklarını iade etmeyen, onları himaye eden devletlerin öncelikle kendilerinin hukuka saygılı olmaları gerektiğini vurguluyorum. Hakimlik ve savcılık mesleğini icra edenlerin 3'te 1'inin terör faaliyetlerinde yer alması halkın gözünde güvenini elbette sarsacaktır.

"SIK YAPILAN KANUN DEĞİŞİKLİKLERİNİN OLUMSUZ ETKİLERİ OLMUŞTUR"

Çok sık yapılan kanun değişikliklerinin yargı sistemine olumsuz etkileri olmuştur.

Düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan bir eğitim sistemi üzerine iyi bir hukuk sistemi inşa etmemiz mümkün değil.

"ÖNLEMLERİ ALMAMAK, TERÖRE AÇIKÇA DESTEK VERMEKLE EŞ DEĞER"

Terör, öncelikle insanların en temel hakkı olan yaşam hakkını tehdit etmektedir. Ülkemizde ve dünyada sürmekte olan terör, insan hakları ve demokrasiler için tehdit oluşturmaktadır. Bir insanlık suçu olan teröre karşı bireylerin, kurumların ve tüm devletlerin birlikte mücadele etmeleri zorunluluktur. Bugün bazı devletlerin, çıkarları için doğrudan veya dolaylı olarak teröre destek verdikleri bilinen bir olgudur. Terör örgütlerinin kullandıkları araç, gereç, silah ve mühimmat devletlerin tekel ve denetiminde olduğu saklanamaz bir gerçektir. Devletler, özellikle silah ve mühimmatın terör örgütlerinin eline geçmesini önleyici tedbirler almak zorundadır. Bu önlemleri almamak, teröre açıkça destek vermekle eş değerdir. Ülkemiz bugün PKK, YPG, PYD, FETÖ/PDY, DHKP-C, DEAŞ gibi terör örgütleriyle mücadele etmektedir. Ülkemizde terör dış destekli olarak varlığını sürdürmekte olup, teröre karşı mücadele ülkemizin en doğal ve meşru hakkıdır. Devletimiz, hukuk kurallarından vazgeçmeden terörle mücadeleyi sürdürecektir.

"ŞÜPHELİLERİ İADE ETMEYEREK, HUKUK NUTUKLARI ATANLARIN SAMİMİYETLERİ SORUNLU"

Tarihsel süreç içerisinde baktığımızda demokrasimiz, darbelerle kan kaybetmiştir. Üzülerek, ifade etmem gerekir ki bu süreçlerde yargı teşkilatımız da iyi bir sınav verememiştir. Özellikle HSYK yetkisini elinde bulunduran yüksek yargı mensuplarımız, sanki ceza kanununda anayasal düzene karşı işlenen suçları yasaklayan hükümler yokmuş gibi gayrimeşru fiillere sessiz kalmış. Sessiz kalmak bir yana gayrimeşru fiilleri desteklemiş adeta kutsamış ve onlara meşruiyet kazandırmıştır. Bugün hain örgütün elebaşlarının yurt dışına kaçmaları ve bulundukları devletlerin bu örgütün üyelerinin, suçluların iadesine ilişkin kuralları hiçe sayarak, iade etmemeleri meselenin oldukça farklı ve derin boyutlarını ortaya koymaktadır. Firari FETÖ mensuplarının iade edilmemesi, soruşturmalarda gerçeğin ortaya çıkması konusunda bazı engeller oluşturmaktadır. Bir yandan şüphelileri iade etmeyerek, adil yargılamaya engel olurken diğer yandan adalet ve hukuk nutukları atanların samimiyetleri son derece sorunludur. Kanun kaçaklarını iade etmeyen aksine onları himaye eden devletlerin, öncelikle kendilerinin hukuka saygı duyması gerektiğini vurgulamak istiyorum.

"YARGIYA OLAN GÜVENİ SARSACAK BİR DURUM"

Toplumun yargıya güven duymadığı bir hukuk sisteminde, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanamayacağına dikkat çeken Yargıtay Başkanı Cirit, "Emanete ihanet ederek, kamu görevini ve özellikle yargı yetkisini belli bir örgütün amaçları doğrultusunda kullananlara adaletten başka bir borcumuz bulunmamaktadır. Terör örgütüne üye olan hakim ve savcıların meslekten uzaklaştırılmaları son derece önemli bir başarı olmasına karşın tamamen bir güven mesleği olan hakimlik ve savcılık mesleğini icra edenlerin yaklaşık üçte birinin terörist faaliyetlerinin odağında yer alması, halkın gözünde yargıya olan güveni elbette sarsacak bir durumdur. Toplumun yargıya güven duymadığı bir hukuk sisteminde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanamaz" dedi.

"İYİ HUKUKÇULAR YETİŞTİREMEZSEK..."

Bir hukukçunun insan hakları, insan sevgisi, demokrasi ve hukukun üstünlüğü değerlerine sıkı sıkıya bağlı kalarak, objektif olması, analitik düşünmesi, sorgulama yeteneğinin bulunması, olayları kuşkuyla süzebilmesi gerekir. Bu niteliklerin, temel eğitim aşamasında bireylere kazandırılması zorunluluktur. Aksi halde hukuk eğitimi ne kadar iyi verilirse verilsin arzulanan ölçüde, kaliteli ve iyi hukukçuların yetişmesi mümkün olmayacaktır. Düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan, ezbere dayalı bir temel eğitim üzerine iyi bir hukuk yönetimi inşa etmemiz mümkün değildir. Kaliteli hukuk sistemi için iyi uygulamacılara ihtiyacımız olduğunu unutmamalıyız. İyi hukukçular yetiştiremezsek hangi sistemi getirirsek getirelim, başarılı sonuçlar elde edemeyeceğimizin farkında olmamız gerekir.

"RİSKLERİN EN BÜYÜĞÜ, YETERSİZ EĞİTİM ALAN KİŞİLERİN HAKİM VE CUMHURİYET SAVCISI OLMASI"

Adli hizmetlerin kalitesinin sağlanması bakımından önemli bir faktör de etkili bir hukuk eğitimidir. Lisans, lisansüstü, doktora eğitimlerinin yanında meslek öncesi, meslek içi eğitimin belli bir standardın ve kalitenin üzerinde olması gerekir. Hukuk fakültelerinin sayısında, son yıllarda yaşanan olağanüstü artış, kanaatimce 85 hukuk fakültesi ve bir kısmı da beklemekte, hukuk sistemimiz bakımından önemli riskler doğurmuştur. Bu risklerin en büyüğü, yetersiz hukuk eğitimi alan kişilerin hakim ve cumhuriyet savcısı olmasıdır. Temel hukuk eğitiminin yetersiz olması, meslek öncesi ve meslek içi eğitimlerin verimini de düşürmektedir. Bu durum, hatalı karar sayısını artırarak, adli hizmetlerin kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Önerimiz olarak, hukuk fakültelerinin lisans eğitiminin 5 yıl olması, birinci sınıflarda hukuk sosyolojisi, hukuk tarihi, hukuk felsefesi, Türkçe dil bilgisi derslerinin zorunlu olarak okutulmasının hukuk eğitiminin kalitesini artırması bakımından yararlı olacağını düşünmekteyiz.