Yarın hava karışık
BÜLENT USTA BÜLENT USTA

İkide bir balıkçılar kahvesine kaçıp durmamın nedeni, balıkçıların yanında kendimi iyi hissetmem elbette. Onların o umursamazlığı, şakacılığı, -her ne kadar faydacı bir ilişki olsa da- denizle aralarındaki o gizemli ilişki, hoşuma gitmiştir her zaman. Bir süredir balıkçılar kahvesinden çıkmaz oldum. Kahveye gelince, aklım hep edebiyata gider, kendimi öykü ya da şiir yazarken bulurum. Ama bu aralar, Macit Amca’nın etkisiyle olsa gerek edebiyattan daha çok siyaset düşünür oldum kahvede. Macit Amca’yla Türkiye’de olup biteni anlamaya çalışmak, okuduğum kitaplar kadar etkili bir düşünme aracı benim için. Geçen hafta onunla konuşurken, Foucault’nun İran Devrimi hakkındaki yazıları ve onunla ilgili yayımlanan bir kitap gelmişti aklıma. Kullandığı ilaçlar ve kahvedeki sessizlik Macit Amca’nın uykusunu getirmeseydi kim bilir nerelere varacaktık.

Geçen hafta, Macit Amca’yla konuşurken milletvekili Hüseyin Aygün’ün PKK tarafından kaçırıldığına dair bir altyazı geçmişti kahvedeki televizyondan. Bu hafta da Gaziantep’te bir karakolun önünde patlayan bombayla ilgili bir altyazı geçiyordu, karşılıklı oturmuş kahvemizi yudumlarken. Macit Amca, sivillerin de zarar gördüğü bu tür eylemlere çok sinirlenir. Yine sinirlendi. Şimdi o gür sesiyle basacak küfürü diye bekledim ama küfür etmek yerine şöyle dedi: “Bu saldırı, derin devlet işine benziyor.” “Hani derin devleti temizlemişlerdi” dedim. “Devlet, her zaman derindir, temizlenmez” dedi. “Pekiyi temizlenen şey ne o zaman?” “Eski iktidar kalıntılarıyla birlikte tehlike arz eden muhalifler. Ama sanılmasın ki, iktidarı ele geçiren güç, daha temiz ya da farklı bir niyete sahip.”

Macit Amca, herkesin az çok bildiği birtakım şeyleri tekrarlıyordu ama söz şiddette ve teröre gelince, bizim balıkçı, Max Frisch gibi konuşmaya başladı. Ona “Sence terör nedir” diye sorunca, “Şiddet kullanarak şantaj yapmaktır” dedi ve ekledi: “Ama şunu unutma evlat. İki tür şiddet vardır. İlki hukuku, yani hukuk devletini korur, diğeri de hukuku yaratır. İkisi birbirini besler.”

Macit Amca, beni her zaman şaşırtmıştır. Ona “Max Frisch okumadığına emin misin? Yazılarımda sık sık bahsettiğim, YKY tarafından yayımlanan “Günlükler”inde senin bu söylediğine benzer şeyler yazmıştı.”  “Bilmem” dedi, ama kuşkuya düşmüş gibi de yaşını sordu. “1911 doğumlu olduğuna göre 101 yaşında olmalı, ama öldü çoktan” dedim.  Üzüldü Macit Amca “öldü” deyince. Ne zaman birisinin öldüğünü duysa, kahırlanır sanki sıra kendisine geliyormuş gibi. Bir keresinde bana “İnsan yaşlandıkça yaşama daha çok bağlanır evlat” demişti. “İnsan yaşlandıkça anıları artar, alışkanlıkları daha bir kök salar içine…”

“Macit Amca” dedim, “Pekiyi sence, siyasal şiddetin meşru olduğu durumlar yok mu? Hani iki tür şiddetten bahsederek, ikisinin birbirini beslediğini söylemiştin.” Dedi ki Macit Amca: “Haklısındır, ama senin haklı olman kendi başına bir işe yaramıyorsa, ne yapacaksın? Yani haklı olmak yetmezse, o öfkeden şiddetin doğması kaçınılmaz olmaz mı? Ama o öfkeyi kontrol edemezsen, haklıyken haksız duruma da düşebilirsin. Bu yüzden dünyada muhaliflerin çoğu, şiddeti bir şantaj aracı olarak kullanmaktan vaz geçmiş gibi gözüküyor. Şimdi o şantaja, yani teröre genellikle devletlerin kendisi başvuruyor, kendi hukuklarını ayakta tutmak için. Putin’li Rusya buna güzel bir örnek. Rusya’yla farkımız da pek kalmayacak böyle giderse. Hatta kalmadı bile diyebiliriz. Çok fena…”

Macit Amca’yla ne zaman siyaset konuşsak, Aziz Nesin’in kulağını çınlatmadan yapamaz. Gazeteleri açıp, ünlü politikacıların yüzündeki o gülümsemeyi her görüşünde kahrolur ve o gür sesiyle basar küfürü. Kim bilir kaç kere uyardılar Macit Amca’yı “Bak başın belaya girer, biri çıkar seni ispiyonlar” diye. Ama dinleyen kim. “Ahım gitmiş vahım kalmış, beni içeri atıp başlarına bela almak istemezler” deyip duruyor. Ama içeri atıyorlar pek çok kişiyi, yaşına başına bakmadan.

Benim aklımda “Yarın hava nasıl olacak” sorusu vardı. Neler bekliyor bizi bu topraklarda? Macit Amca’ya sordum, “Karışık” dedi “karmakarışık her şey. Bu toprakların karnı çok ağrıyacak, çünkü yuttuğu canları sindiremiyor artık.”

Kahve dolmaya başladığı için, Macit Amca’yla içimize döndük. Sanki içimizdeki kuyunun dibinde kendi kendimize konuşuyor gibiydik. Ta ki o meşhur küfürlerinden birini edene kadar: “Eşek ölürken s..i kalkarmış. Bizimki de o durum.” Kahvede kimse, bu küfürün durumumuzla ilgisini anlamamıştı. Arada homurdananlar ve gülenler olsa da Macit Amca’nın canı bir şeye sıkılmış olmalı diye düşünüp, umursamadıklarından eminim. Televizyonda ülke ekonomisinin şahlanışından bahsedilmesi bile, dikkatleri çekmemişti. İçimden “Yarın hava karışık” deyip duruyordum. Kapı ve pencere arasında oturduğumuz için mi bilmem, bir ürperti gelip içime konmuş ve eve gidene kadar da gitmemişti.