Yarın ola Hayır ola!
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

Yakın tarihin en kritik seçimlerinden birinin arifesinde ne yazarsınız? Ne yazabilirsiniz?

“Mutlaka sandığa gidin” demenin ötesinde ne söyleyebilirsiniz?

Denebilecekler denmiş, eteklerdeki taşlar dökülmüş, derin uykularda uyuyanlar artık yataklarından düşsün diye uğraşılmış... Bundan sonra iş, “seçmene” kalmış.

Bana da bugünlük, seçmenin nabzını tutmaya çalışmak düşmüş. Tabii karmakarışık duygular ve fikirlerle!

» Malum, herkes haftalardır birbirine daha selam vermeden “Ne tahmin ediyorsun?” diye soruyor. Ben de sordum. Kimisi “Yüzde 58 garanti” dedi. Kimisi “işimiz zor” diye iç çekti. Araştırma şirketlerinin anketleri bile bıçak sırtında gezdikten sonra, vatandaş ne yapsın!

» Aslında vatandaşın ne söylediği kadar “ne söyleyemediği” de seçim tarihine geçecek kadar ilginç bir durum sergiliyor. MetroPoll araştırma şirketinin son anketinde, “Seçmenin kaçta kaçı ankete yanıt veriyor” diye soruldu. Özer Sencar’a göre, geleneksel olarak yanıt verme oranı yarı yarıya iken, bu referandum öncesinde 3 seçmenden 2’si ankete yanıt vermek istemediğini belirtmiş. Yani... Seçmen yanıt vermeye çekiniyor, korkuyor ya da fikrinin bilinmesini arzu etmiyor. Bu tablonun hangi siyasi / toplumsal koşullarda ortaya çıkacağını uzun uzadıya analiz etmeye gerek var mı! “Bakınız bugünkü Türkiye” desek yeter!

» Anketlerde “ne olur ne olmaz” diye yanıt vermekten çekinen vatandaş, birebir sohbetlerde de önce nabız yokluyor. Karşısındakinin tutumundan emin olduktan sonra açılıyor. Dediğim gibi, bu tabloyu analize gerek yok. Ancak herhalde ileride siyasi tarih / sosyoloji bu referandum sürecini “ilginç bir vaka” olarak ele alıp inceleyecektir.

» Biz gazeteciler, malum, tarih için müsvedde tutarız. İleride incelenip yazılacaklar için örnekler araştırır, paylaşırız. Bana göre, ileride mercek altına alınacak örneklerin başında HDP’nin durumu gelecek. Gelecek kuşaklar meşru yollardan Meclis’e girmiş bir partinin eş başkaları, milletvekilleri hapisteyken nasıl olup da sandığa gidildiğini merak edecek. Asıl önemlisi de, bana göre, aynı yolla Meclis’e giden partilerin bunu nasıl görmezden geldiğini anlamakta güçlük çekecek.

» Son günlerde konuştuklarım arasında, aklımda, HDP’li bir gencin söyledikleri kalacak. “Liderim hapisteyken, olağanüstü hallerde sandığa gidiyoruz. Yüreğim ağlıyor” dedi o genç. Yüreği ağlıyordu. Ama aynı ülkeyi paylaştığı milyonların umurunda değildi.

» Yarın sandıktan ne sonuç çıkarsa çıksın, bu topraklarda barışın geri gelmesini bekliyorsak her acıya birlikte ağlamamız gerekiyor. Oysa, iktidar bize tam aksi yönde bir “vaatte” bulunuyor! Hatırlayın polis memurlarının yeminini... “İNTİKAM... İNTİKAM... İNTİKAM...” diye bağırıyorlardı. Devlet intikam alır mı! Kimden nasıl intikam alacaklar? İktidar nasıl bir Türkiye’ye hazırlanıyor?

» Referandumla ilgili değil ama sırası gelmişken yazmak istedim. “Sözde” barış süreci sonrasında iktidar sözcüleri hep aynı şeyi söyledi. “HDP PKK ile arasına mesafe koyamadı.” Kusura bakmayın ama mesafe koymayan aslında kimdi? HDP eş başkanlarını, milletvekillerini “ulak” gibi kullanıp doğrudan İmralı ile müzakere eden iktidar değil miydi! Öcalan’ı “çözümün tek anahtarı” olarak gören iktidardan başkası mıydı? Geçiniz!

» Masal masal matitas… Kabataş vakasının yalan olduğu geçenlerde yargı kararıyla kesinleşti. Yetmedi, son günlerde ortaya bir tank masalı atıldı. Kılıçdaroğlu 15 Temmuz akşamı darbecilere talimat vermiş de tanklar havaalanından çekilmiş ve o da bu sayede gidebilmiş. Yalanı, aynı dakikalarda aynı uçağı ve koşulları paylaşan HDP milletvekili Ertuğrul Kürkçü yakaladı. Anlattı. Yalan söyleyenler “pardon” dedi mi? Demedi. Demeyecekler.

» Oda TV davasında gazeteci arkadaşlarımızı darbeci diye karalayanlar, dava beraat ile sonuçlanınca “pardon” dedi mi? Yine demedi. Cumhuriyet davasındaki meslektaşlarımızı Fetöcü diye karalayanlar da demeyecek. Ama elbette gün gelecek herkes payına düşen hesabı ödeyecek.

» Yarın, en kritik seçimlerden biri. Elbette sonuç ne olursa olsun her şey bir günde değişmeyecek. Yolumuz uzun.. İşimiz zor. Ama biliyoruz ki, her bir oy karanlığa atılmış birer aydınlatma fişeği olacak.

Hadi bakalım... Yarın ola hayır ola!