Yasaklar, dayatmalar arasında düşünmek!
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

Yine yasaklı 1 Mayıs kutlaması! Yine çok önceden tel örgüler çekilmiş, yine otobüs, metro seferleri iptal! Daha bir kaç yıl önce 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması ve bunun iktidar için övgü vesilesi olması, 1 Mayıs’ın tatil ilan edilmesi filan boş! Öyle bir yasaklama, engelleme var ki,  sanırsın, yabancı bir ülkenin hava ya da deniz sahası işgale kalkışılmakta!

Geçen yıl, “Mahkûmiyetin Taksim Versiyonu“ başlıklı yazıda –aynı şeyleri yazmak ne kadar yazık; orası da başka- şöyle yazmışım:
“Sanırım yasakçı zihniyetten öte bir şey bu!  Bir “mahkûm etme, zorlama “ zihniyeti; yasakları da bunun için kullanan bir zihniyet! Kendi doğrusunu diğerlerine kabul ettirmek isteyen, onları kendi doğrusuna ‘mahkûm etmeyi hak gören’ bir zihniyet var karşımızda.

Ne diyor Başbakan? ‘1 Mayıs’ı kutlamak isteyen gider Yenikapı’ya, orada kutlar. Burası dar geliyorsa, Maltepe var; orada mitingini yaparsın. Hatta o gün İstanbul’da resmi taşıma araçları ücretsiz de yaparız. Daha ne yapacağız ya...?’ Taksim, emekçiler için ‘kutsal’ dendiğinde bunun da çaresini gösteriyor; Taksim anıtına gider çelenklerini bırakırlarmış!”

Bir bakıma, özgürlüklerin yasaklanması, “muktedirliğin ilanı” olmakta. Ne de olsa, bastırılsa da varlığını koruyan işçiler, sendikalar, meslek odaları, aydınlar, öğrenciler gibi muhalif kesimler var; onlara kimin “muktedir” olduğunun gösterilmesi lazım!

Bu yaklaşımla, özgürlük, eşitlik, demokrasi, hukuk, adalet gibi kavramlar üzerinden tartışmak da bir anlam taşımıyor. Gerçi, tüm bu kavramlarla ilgili kendi tanımları ve anlayışları olduğundan, hem rahatlıkla kullanmaktan hem kendi iktidarlarını bu kavramları tanımlamaktan vazgeçmiyorlar. Örneğin, onlara göre, muktedirlik gibi laflar kullanılıp eleştiri yapılıyorsa, demokrasi var demektir; 1 Mayıs’ın onların uygun bulduğu alanlarda kutlanıyorsa, özgürlük tamam demektir!

Bunu her gün yaşıyoruz ya, seçim bildirgesinde de iyi örnekler var. Örneğin, “yeni anayasa ve başkanlık sistemi”  ile ilgili bir bölüm var ki, “sivil anayasa yapma zamanı, yeni toplumsal sözleşme ihtiyacı, eşit ve özgür vatandaşlık arayışı, milleti hakim ve biz seçilmişleri hadim, (yaralı, kullanışlı) kılma gayreti” gibi birçok “alımlı” laftan başınız dönebilir!

Ancak baş dönmesi yerine soru sorma zamanı. Örneğin işçiler sorsalar: İnşaatlarda, madenlerde iş kazalarına kurban giderken, devlet denetimi eleğe dönüşmüşken, ailelerimiz hak aradıklarında bin bir oyunla karşılaşırken, haklı grevlerimiz ertelenirken, üç kuruş parayla geçinmeye çalışırken mi “hâkim” oluyoruz? Aslında, yasakların ve yoksullukların, onlar bu soruları siyaseten sormadıkları için olduğunu da düşünmek lazım! Önümüz seçim; tam düşünme zamanı!

Demokrasi meselesi!  Seçim Bildirgesi’nde şöyle bir cümle var: “Bu inançla demokrasi tarihimize altın harflerle yazılacak önemli aşamalar kaydettik...”

Söylem bu! 12 yıllık uygulama ise demokrasi tarihimize altın harflerle değil, ibretle yazılacak antidemokratik uygulamalarla dolu. Bunlar arasında özgürlüklerin sınırlanması, gazetecilerin tutuklanması, medyanın kontrolü, usulsüz dinlemeler, usulsüz yargılamalar, polisin şiddeti, meslek odaları üzerinde kurulmak istenen hakimiyet, üniversite yönetimlerinin ele geçirilmesi ve daha nice “armağanı” saymak mümkün!”

Ancak bu memlekette, ister liberal ister muhafazakâr, ister zengin ister yoksul, ister akademisyen ister patron olsun, millet hakimiyeti denilen şeyin, iktidar için “hadim” olmaktan geçtiğini iyi öğrenmiş olanlar o kadar çok ki, kavramlar gibi, kurumların da, konumlarında “araçsallaşmasının” önüne geçilememekte!

Hukuk meselesi ise hem söylemde hem eylemde en “başarılı” oldukları alan! Bir zamanlar, vesayet, darbe filan diyerek  Ergenekon, Balyoz davaları ile devlet içindeki ciddi bir gücü tasfiye edip, sindirdiler. Şimdi, paralel devlet deyip, güçlenmelerinde kendilerinin de payı olan başka bir gücü tasfiye etmekle uğraşıyorlar. Bu arada, yargının bağımsızlığı ile güvenilirliğinin canına okunuyormuş, umurlarında değil! Aksine, en büyük dertlerinin, hâlâ bağımsız kalabilen savcılar ve yargıçlar olduğunu düşünmek mümkün.

Kısacası, 1 Mayıs yasaklamaları derken, bunları da konuşmak gerek. Örneğin yarın, belki her şehre bir “1 Mayıs alanı” yapılabilir ama “İslam’da her patron işçisinden sorumludur” diyerek, “sendikaya ne lüzum var” noktasına da gelinebilir!