Yasalar hep önce yoksulları terk ediyor
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE

Yoksulların kentin değerli semtlerinden çıkarılmasına da kentin hem hükümet hem de Ali Ağaoğlu benzeri serbest girişimciler tarafından talan edilmesine de sadece homurdanıyoruz. Biz homudanırken Taksim Meydanı  taş yığınına, ormanlar beton bloklara ve çelik köprülere dönüşüyor. Berlin’de 200 kişilik bir grup homurdanmayla yetinmedi ve Berlin’deki Ali Ağaoğlu’na da hükümete de geri adım attırdı. Yoksul bir işçi, çevredekilerin dayanışmasıyla güçlü bir şirkete nasıl geri adım attırdı?  Bu hikayeden bizim de almamız gereken dersler var…

Her şey Almanya’nın sosyalist günlük  “Neues Deutschland”gazetesindeki bir haberi twitter’da takpçilere göndermemle başladı. Haberde, Berlin’de evinden zorla atılmak istenen bir ailenin yardımına koşan bir grubun günlerce süren mücadele sonunda evden atılmayı engellediği bildiriliyordu. Haber Alman basınında hatırı sayılır bir biçimde ilgi görüyordu. Özellikle sol basın olaya büyük ilgi gösteriyordu. Basından olayı izlemeye çalışıyordum. Elbette Berlin’de ev işgali geleneğinin bir başarılı geçmişi vardı ama bu tarz bir şey ilk kez oluyordu.

Twitter’a gönderdiğim yazının hemen ardından Berlin’den bir mesaj aldım. Bu mücadelenin içinde yer alan bir grup öğrenci – akademisyen istersek, süreci ve ayrıntıları yazabilecekelerini belirtiyorlardı. Berlin’den Ekrem Ekici, ayrıntıları ve süreci özetledi. Bu haftaki yazının sahibi de böylelikle Berlin’deki dayanışmacılar oldu. Berlin’den bana gönderilen yazıyı aktarıyorum:

DAYANIŞMA VE DİRENİŞ
Antakyalı göçmen bir işçi ailenin çocuğu olarak Berlin'de doğup büyüyen, kendisi de bir boya işçisi olan Ali Gülbol (41) ve ailesi, ev sahipleri tarafından zorla evden çıkarılma tehdidiyle zor günler geçiriyor. Berlin'in Kreuzberg bölgesinde, Lausitzer Straße 8 numarada yaşayan Gülbol ailesi, 22 Ekim'de ev sahibinin zorla evden çıkarma eylemine komşularından ve aktivistlerden oluşan aşağı yukarı 200 kişilik bir destek grubuyla birlikte karşı koydu.

22 Ekim Pazartesi günü Berlin'in Kreuzberg bölgesindeki Lausitzer Straße 8 numarada yaşayan Antakyalı bir göçmen ailenin mahkeme kararıyla zorla evden çıkarılması 200 kişi civarında komşu ve aktivist tarafından engellendi. Kapı önünde ve bina içerisinde oturma eylemi yapılarak tahliyeye karşı gelen grup, ev sahibinin hukuki temsilcisi binaya gelirken kitle “Ob Ali oder Kalle, wir bleiben alle” (İster Ali, ister Kalle, birlikte kalıyoruz/hareket ediyoruz) ve “Hohe Miete, Zwangsumzug; davon haben wir genug” (Yüsek kiralara, zorla tahliyelere artık yeter) sloganları eşliğinde bina girişini bloke etti.

Binaya giremeyen ev sahibi André Franell'in temsilcisi, Gülbol ailesine verilen sürenin dolduğunu ve evin tahliye edilmesi konusunda ısrarcı olurken, ev sahibi temsilcisinin başarısızlığa uğrayıp bölgeyi eli boş terk etmesiyle barikat başarıya ulaşmış oldu. Daha sonra 30 ila 40 arası aktivist, ev sahibi André Franell'in ofisine yürüdü. Kendisine telefonla ulaşılan ev sahibi Franell, tahliyeden geri adım atılmayacağını söyledi. Aynı akşam yapılan gösteride eylemin başarıyla sonuçlandırılmış olması kutlandı.

HUKUKSAL ARKA PLAN
İki ay kadar önce ev sahibi André Franell'in zorunlu tahliye talebi ile (Zwangsräumung) karşı karşıya kalan Gülbol ailesi, Lausitzer Straße 8 numaradaki evlerinde 35 yıldan bir süredir yaşıyor. Kiracı aileyi evlerinden çıkarmak için kiraya devasa oranda bir zam yapan Franell, yeni sözleşme için de yine, aile tarafından karşılanamayacak ölçüde, çok yüksek bir fiyat belirledi. Bu kira artışı nedeniyle ev sahibini mahkemeye veren Gülbol ailesi davayı kazanamadı. Yasal yönetmeliğe göre Gülbol ailesinin talep edilen kira tutarını iki ay içerisinde ödemesi gerekiyordu.  Ev sahibi Franell'in devreye soktuğu bu hukuki teknik durumdan Gülbol ailesinin haberi yoktu. André Franell bu süreç içerisinde aileye hiçbir ihtar yollamadan evin boşaltılmasını talep etti. Gülbol ailesi, tahliye talebini Federal Mahkemeye taşısa da, davayı burada da kaybetti.

Ali Gülbol 1976'dan bu yana Lausitzer Straße 8 numaradaki evde yaşıyor. Başlangıçta anne ve babası ile yaşayan Gülbol, daha sonra eşi Necmiye ve çocuklarıyla beraber 1999 yılında aynı bina içerisinde şu an yaşadıkları daireye taşınıyor. “Daire son derece kötü durumdaydı,” diyor Ali: “Tüm duvarları yıkıp yeniden ördüm, elektrik tesisatını baştan kurdum, daha sonra şöyle düşündüm; 'eğer her şeyi baştan yapıyorsam, zamanı geldiğinde bu evin bana ait olmasını isterim.' Daha önceki ev sahibi Poppingger, eve yaptığım masraf mahsup oluncaya kadar kirayı arttırmamaya söz vermişti. Hatta evin daha sonra bana satılacağına ilişkin yazılı bir ön sözleşme de yapmıştık. Dairenin yenilenmesinde çok çalıştık, çok para harcadık. Bütün bir aile altı ay boyunca durmadan evi restore etmek için uğraştık. Fakat nihayetinde 2006 yılında ev açık arttırmada André Franell'e satıldı.”

Franell evi satın aldıktan sonra ilk iş olarak kirayı arttırmaya çalışır. “Ben buna razı olmadım, çünkü halihazırda eski ev sahibi Poppinger ile yapılmış bir anlaşma vardı. İlk olarak bölge mahkemesine gidildi. Poppinger orada mevcut bir anlaşmamızın olduğunu teyit etti. Fakat yargıç, eski ev sahibinin çelişkili ifadeler verdiğini gerekçe göstererek talebimizi geri çevirdi. Daha sonra bölge mahkemesindeki davada Poppinger'i oğlu temsil etmeye başladı, Poppinger'in bunadığı söylendi ve kabul edildi, böylece Poppinger'in mahkemeye gidip gelmesine gerek kalmamış oldu. Neredeyse binadaki herkesin Poppinger'i de ilgilendiren bir davası olduğundan ve yine hemen hemen herkes yeni mülk sahibi Franell'den davacı olduğundan, çok sayıda duruşma randevusu söz konusuydu. Bu benim kötü talihimdi. Poppinger benim hikayemi doğrulayabilirdi ve şu anda her şey daha farklı olabilirdi.”

Daha sonra, 2010 yılında bölge mahkemesi Gülbol ailesini o zamana kadar birikmiş olan, 3500 euro tutarındaki kira bakiyesini ödemeye mahkum eder. Ev sahibi André Franell, Gülbol ailesinin haberi olmaksızın bir son ödeme tarihi tespit ettirir. Ali Gülbol'un bundan haberi yoktur ve herhangi bir ihtar olmaksızın evi boşaltma talebi ile karşı karşıya kalır. “Sanırım 2006'da yürürlüğe giren yeni yasanın kurbanı oldum. Bu yasa, üst üste iki ay kira ödenmediği takdirde, ev sahibine, hiçbir ihtarda bulunmaksızın evin boşaltılmasını talep etme hakkı tanıyor. Bu, skandal bir yasadır. Bu yasaya göre zor durumdaki bir aile iki ay kirasını ödeyemezse rahatlıkla sokağa atılabilir. Böyle adalet olmaz.”

MAĞDURİYETTEN DİRENİŞE
Daha sonra Gülbol ailesi bu karara itiraz eder, itiraz geri çevrilir ve geçtiğimiz yıl 15 Aralık'ta evin boşaltılması için ilk ihtar gelir. Aile bu talebin ertelenmesi için mahkemeye başvurur ve Noel tatili sonrasına erteleme alınır. Aile üst mahkeme olan Federal Mahkemeye gider. Fakat burada da kapılar Gülbol ailesinin yüzüne kapanır, Federal Mahkeme, bölge mahkemesinin kararını onaylar.

Artık evin tahliye edilmesi için son tarih 31 Ağustos 2012'dir. Bu tarihte anahtarların ev sahibine teslim edilmesi gerekir. Fakat ev sahibi ortaya çıkmaz. Anahtarları da sözlü ya da yazılı olarak talep etmez: “Ev sahibinin anahtarları bizzat istememesi aslında beni şaşırttı. Bundan sonra ev sahibinin hukuki temsilcisinin gelip evi zorla tahliye ettirmesini bekledim ve evimden ayrılmamaya karar verdim. Burası benim evim. Son güne kadar kirayı ödedim. Biz evimizden, tekrar ediyorum, evimizden atılmak isteniyoruz, her şeyden önce burası yaşam alanımız. Buradan çıkmayacağız,” diyor Ali.

Gülbol ailesi sonuna kadar mücadele etmeye karar verir. “Biz burada kalacağız, burada kalmak istiyoruz.” Bu süreç içerisinde Gülbol ailesi komşularından ve bölge sosyal merkezi çalışanlarından ve gönüllülerinden destek alır. “Komşularımız her zaman yanımızda oldular, sürekli olarak ne yapacağımızı, mücadelemize nasıl destek olabileceklerini, nasıl yardımcı olabileceklerini soruyorlar. Sosyal merkezde çalışanlar olsun, başka inisiyatiflerden gelen destek olsun, insanlar bizim yanımızda. Bence bu iyi bir şey. Çünkü bu destek örgütlü bir hale geldi, olan biteni duyan insanlar kendiliklerinden gelip destek vermeye, mücadelemize katılmaya başladılar ve bu bir farkındalık yarattı.”

Arkalarına aldıkları toplumsal desteğin öneminin bilincinde olan Gülbol ailesi, bu desteğin yalnızca kendileri için değil, bölgedeki sosyal yaşamın bütünü için can alıcı bir öneme sahip olduğunu düşünüyor. Ali Gülbol'un sözleriyle: “Bu inisiyatiflerin ve çevrede yaşayan insanların bu mobilizasyonunun önemi çok büyük. Çünkü aksi takdirde bölgemizde yaşam mümkün olmayacak. Bu anlamda gidişattan memnum olduğumu söyleyebilirim.”

“BİZ YASAYI TERK ETMİYORUZ, YASA BİZİ TERK ETTİ”
Gülbol ailesi evlerinde kalmaya kararlı. Ali Gülbol, eşi Necmiye ve üç çocuğu, doğup büyüdükleri, kimliklerini inşa ettikleri ve özellikle de çok sevdikleri evlerinden, mahallelerinden ayrılmamakta kararlılar: “Bizim mücadelemizin muhakkak bizim çektiğimiz sıkıntıları çeken başka insanlar üzerinde de etkisi olacak. Vazgeçmemeliler. Yuvaları için, evlerinde kalmak için savaşmalılar.”

Ali Gülbol, indymedia Berlin muhabirlerinin kendisine yönelttiği “Mahkeme kararına uymayıp, bugün burada kalarak yasal çerçeveyi terk etmiş oluyorsun. Bunun doğuracağı sonuçlardan korkuyor musun?” sorusuna, belki de hafızlardan uzun süre çıkmayıp, bu tür mücadelelerde ilkeselleşecek düzeyde bir yanıt veriyor: “Hayır korkmuyorum. Çünkü biz yasayı terk etmedik, yasa bizi terk etti.

Olanlar son derece adaletsiz. Ben yasaların yanında olan birisiyim. Yasalar birlikte yaşamayı olanaklı kılan, birlikte geliştirmeye yardımcı olan şeyler olmalı. Bugün yasa dediğimiz şeyin bununla bir ilgisi yok. Bize olanlar son derece adaletsiz. Bu beni çok öfkelendiriyor. Bu yasaları kim yapıyor? Politikacılar. Bu yasa yapmak değil, lobi yapmak. Her şey kiracıların aleyhine ve sermaye sahiplerinin, bu durumda ev sahiplerinin lehine işliyor. Buna adalet denemez.”

MÜLK SAHİBİ ANDRÉ FRANELL: ZORBA “HAYIRSEVER”
Zorla açık arttırmaya çıkarılan binalar üzerine uzmanlaşmış olan mülk sahibi André Franell, Lausitzer Straße 8 numara ile ilgili olarak internette şunları yazıyor: “2006 yılında Berlin'in sorunlu eski bölgelerinden SO 36'daki (Kreuzberg) çok daireli apartmanı satın aldım. Bodrumun kurutulmasının yanında, çatı ve dış cephe yenilendi. Kira optimizasyonu bina bizim elimizdeyken büyük ölçüde gerçekleşti.”

Berlin merkezli Franell Consulting GmbH adlı şirketin CEO'su olan André Franell'in iş, temel olarak, zorla açık arttırmaya çıkarılan binalara ilişkin internet üzerinden irtibat bilgilerini ve diğer ilgili verileri sağlamak. Kurmuş olduğu André Franell Foundation (André Franell Vakfı) Vietnam ve Tayland'da oteller ve golf sahaları inşa etmek için yaşam alanlarından sürülen yoksul halka destek sağlamak için çalışıyor. (Hayırever olmayan bir zorba daha görülmemiştir. Bütün zorbalar ne kadar hayırsever oluyor…S.İ)

Gülbol ailesinin evden atılmasını engellemek için yaklaşık 2 ay önce örgütlenen destek komitesi, pazartesi günü yayınladığı bildiride, yukarıda sözü edilen “kira optimizasyonu” konusunda şunları söylüyor:

“Kira optimizasyonu, kiracıların çıkarılması anlamına geliyordu. Franell, zorla açık arttırmaya çıkarılan binaları değelendiren bir web sitesini yönetiyor. Sahip olduğu iyi imajı sayesinde, Tayland'da zorla evlerinden çıkarılan insanlara yardım eden bir vakıf kurdu. Franell, Evlerinden çıkarılan ailelerin sırtından kazandığı parayla, aynı zamanda bir hayırsever kisvesine bürünmeye çalışmakta. Sahip oldukları mülkleri, eşi Kathrin Franell idare etmekte. Her ikisi için de dışarıdan toplumsal duyarlılık sahibi insanlarmış gibi görünmek oldukça önemli.”

BERLIN'DE ARTAN KİRALAR
Berlin'deki zorla tahliyeler, devasa ölçüde artan kiralar ile bağlantılı bir olgu. Gitgide daha fazla sayıda insan, daha fazla aile oldukça yüksek meblağlara ulaşan kiraları karşılayamamakta. Evlerin zorla tahliye ettirilmesi genellikle sessiz gerçekleşen bir pratik olsa da, insanları yaşam alanlarından koparan zorla evden çıkarmaların bir şiddet eylemi olduğunun açık hale gelmesi önemli bir adım.

Gülbol ailesi örneğinde, sivil itaatsizlik pratiği ilk kez bir ailenin sokağa atılmasının engellenebileceğini gösterdi. Buradaki politika devasa kira artışlarını durdurmaya yönelik marjinal gibi görünen bir çabaya dayalı olsa da, gelecekte binaların zorla açık arttırmaya çıkarıldığı, insanların zorla evlerinden sokağa atıldıkları örneklerin fazlalaşacağı yeterince açıktır. İktidar partileri genel olarak ev sahiplerinin çıkarlarını gözetmektedir. Buna ilişkin örnekler gündelik hayatta her gün ortaya çıkmaktadır. Konut bir emtia olduğu sürece, bu toplumda bir konut/konaklama hakkı değil, kar hakkı söz konusu olacaktır. Dolayısıyla, bu durumda birçok insan için sivil itaatsizlik pratiklerine başvurmak elbette kaçınılmaz görünüyor.

 

Gülbol ailesi gibi başkalarının, başka ailelerin de durumunun iç açıcı olmadığının bilincinde olan Ali Gülbol, bu konudaki görüşlerini şöyle ifade ediyor: “Bana öyle geliyor ki Berlin satılıyor. Fakat Berlinliler'e satılmıyor. Şehir en yüksek fiyatı veren taliplere peşkeş çekiliyor. Bu böyle devam ettikçe Berlin Berlin olmaktan çıkıp, başka bir şeye dönüşecek.”

EKREM EKİCİ – BERLIN

***
 
Franell'e Mektup: Muhatapsız manifesto!
Geçtiğimiz Çarşamba günü, 22 Ekim'deki direnişi örgütleyen unsurlardan olan Gülbol Ailesi ile Dayanışma Komitesi, Ali Gülbol'un eşi Necmiye Gülbol ve kızları Aylin (20) ile birlikte bir basın toplantısı düzenledi. Bu yazıyı, toplantıda Aylin'in ağzından okunan, Gülbol ailesinin ev sahibi André Franell'e mektubuyla bitirmeyi uygun bulduk. Çünkü söz konusu mektup, olanaklı tüm yasalardan daha keskin olan bir hakikatin dilinden konuşan, emekçi bir ailenin “muhatapsız” manifestosu.

Sayın André Franell,
Elinizdeki mektup vasıtasıyla sosyal vicdanınıza başvuruyoruz; zorunlu tahliye kararını ve kontrat feshini yürürlükten kaldırmalısınız. Burada göz önünde bulundurulması gereken, 35 yıldan fazladır bu evde yaşıyor olmamız, bu evi adeta bir harabeden, bir yaşam alanına dönüştürmüş olmamız, bunun için de oldukça fazla miktarda zaman ve para harcamış olmamızdır. Size soruyoruz: bizi evimizden atmanız size ne kazandıracak? Sizi buna koşullayan şey nedir?

Bizim için evimiz her şeyimizdir, toplumla bağımız, yaşam öykümüz ve herşeyden önce özel alanımızdır. Evimizi korumak ve diyalog vasıtasıyla geçmişe sünger çekip, yeni bir başlangıç yapmak isteriz.

Nihayetinde siz toplumsal olarak zayıf pozisyondaki insanlar için çalışıp, evsizler ve sel mağdurları için bağış toplayan birisiniz. Umuyoruz ki durumu yeniden gözden geçirir ve olumlu bir karara varırsınız.

Saygılarımızla,

Gülbol ailesi…”