Yaşamak ‘dolduruş’a gelmesin
YANKI YAZGAN YANKI YAZGAN
Çocuk büyüten ailelerin kararlarını neye göre verdiklerini düşünüyorsunuz? O gün işyerinde bir arkadaştan duyulan bir sağlık bilgisi (‘çocuklara maydanoz yedirilmemeliymiş’), magazin basınında yer alan filanca ünlünün çocuğunun okulunu tanıtan bir haber (‘Amerika’daki üniversiteye yuvadan yazıldı’) anne-babaların zaman odaklarını darmadağın eder...

YANKI YAZGAN - @yankiyazgancom

Dışımızdaki gerçek başkalarına da bize ‘geldiği’ gibi mi gözükür? Gerçek bize göründüğünden farklı olabilir mi? Bu ‘felsefi’ soruların cevaplarını arayan çalışmalar felsefe ile sınırlı değil, psikofizikten nörobilim’e kadar uzanan bir alandaki araştırmalardan yararlanabiliyoruz.

Başkalarının gerçekleri örtbas ettiğinden şikâyet ederken, kendimiz apaçık bir yanılgımızı gerçek diye takdim ediyor olabiliriz. Nasıl bir yanılgı derseniz, Piaget’nin klasik örneğinden esinle, duvardaki bir çerçevenin eğik durup durmadığına ilişkin olan yanılgıyı ele alabiliriz. Kafamızı hafifçe bir tarafa eğerek baktığımız duvardaki bir tablo bize eğik duruyor gibi gelecektir. Düşünürken kullandığımız gibi kelimesinin getirdiği esneklik, ya da bir daha bakayım düşüncesi, eğikliğin tabloda değil bizim bakışımızda olabileceğini düşündürür. İkinci kez fikrimiz sorulduğunda, ‘yok, ben kafayı eğmişim de ondan’, diye yanıtlayabiliriz. En azından böyle bir olasılık olabileceğini düşünürüz.

Kendi bakış açımızın gerçeği görüşümüzü değiştirebileceğini biliyor olmak durumu değiştirir mi? Bu o sıradaki halimize göre fark edecektir. Özellikle aklımız dolu, yapacak çok işimiz var ve zihnimiz pek yorgun ise, ya da zamana sıkıştıysak, ne görüyorsak onunla yetiniriz. Gerçek bize gösterilenle sınırlı kalabilir. ‘Günümüz insanı’ gibi çok meşgul, hiç bir işe yetişemeyecek kadar her işe yetişen, aşırı çalışan, ömrü yollarda geçen, eve geldiğinde zihnini TV’deki şovlarla veya başka benzeri kafa yormaz faaliyetlerle uyuşturarak rahatlayan insanların gerçeği nasıl görmesini istersek o şekilde görmesini sağlamak o nedenle iletişim araçlarını kontrol edenlerin elindedir. Sunulan gerçeği akıl süzgecinden geçirecek zamanı ve enerjisi (beceriyi kazanmış olsa bile) kalmamış insanların gördükleri ilk gerçeğe inanmaması pek mümkün olmaz. Gösterilen gerçeğin bir arkasına geçmeyi denemenin tehlikeli olması, bu gerçeği gerçek kabul etmeye bizi güzelce ikna eder. Truman Show’da olduğu gibi gösterilen gerçeğin sınırına gelip dayanmak ciddi bir paradigma değişikliğini ve ciddi fırtınaları göze almayı gerektirir.

Çocuklarımızın gerçekle ilişkisini o an’da gördükleri duyduklarının dışına çıkartabilmenin, doğru kararlar verme yönünde eğitmenin ilk adımını Daniel Kahneman (Nobel Ekonomi Ödülü, 2006) şöyle açıklıyor: “Acele etme. Bir düşün. Arkadaşların içinde sana en acımasız davranacak olanı seç, ona akıl danış.”
• • •
Zaman baskısının son örneklerinden birisi, bütün sosyal medya uygulamalarında olduğundan daha da ‘sürat delisi’ olan snapchat. Cep telefonunuzdan çekip yolladığınız görüntüyü ‘karşı taraf’ en fazla 7 saniye süreyle görüntüleyebilir (oyunbozanlık edip de ‘screenshot’ çektiği durumlar haricinde). Bu ‘geçici’ görüntünün nedenleri hakkında değişik açıklamalar duyduysam da, en merak ettiğim kısım ‘7 saniye’de ne görülebileceği ? Snapchatçi gençlerden birisi ‘zaman sınırı bana insan ömrünün de sınırlı olduğunu düşündürüyor’ dedi. O zaman daha da hızlanıyor, dünyanın bütün keyiflerini yaşamak için daha da acele ediyormuş. Kaçan bir şeyler olduğunu düşündüren her durumda olduğu gibi kararlara dürtüler hâkim oluverince, bir sonraki adım’ın olduğunu da aklımızdan çıkartıveriyoruz. Gerçek, özellikle içinde olduğumuz şimdiki an’da gördüklerimiz ise, şimdiki an’daki ihtiyaçlarımızın karşılanmasından ötesine geçmemize izin vermiyor. Gerçeğin bir ‘snapshot’ fotoğraf değil akıp giden bir resim kareleri olduğunu unutuveriyoruz.
• • •
Çocuk büyüten ailelerin kararlarını neye göre verdiklerini düşünüyorsunuz? O gün işyerinde bir arkadaştan duyulan bir sağlık bilgisi (‘çocuklara maydanoz yedirilmemeliymiş’), magazin basınında yer alan filanca ünlünün çocuğunun okulunu tanıtan bir haber (‘Amerika’daki üniversiteye yuvadan yazıldı’) anne-babaların zaman odaklarını darmadağın eder: ya hemen o andaki bir ayrıntıya (‘maydanoz yedirirsem saçları dökülürmüş’) ya da o andan belirlenmesi imkânsız, belirlenme noktasına gelindiğinde ise geçmişteki kararların pek manasız olacağı (‘ABD’deki üniversiteyi bebek kundaktayken seçtik !’) bir çok uzaklardaki bir zaman dilimine savrulur. Çocukların eğitimi ve sağlığı anne-babaların yaptıkları tercihleri nedeniyle en çok sorumluluk hissettikleri durumlardır.

Ailelerin kaygı duygularını tahrik eden belirsizlikler (yazboz tahtasına dönmüş bir eğitim sisteminde iyi ve özgür bir eğitim alınamayacağı inancını destekleyen sorumsuzca alınmış kararlar), eksik yapmışlık hissi veren medya üzerinden propagandalar ( sizin çocuğunuzun gitmiyor olduğu, granit kaplı, tertemiz tuvaletli, havuzlu okul fotoğrafları) kararların anlık, zaman kaybetmeden alınmasını getirir. Okulların açılıyor olduğu bu günlerde sorumluluk duygusuyla varını yoğunu çocuğuna harcamaya başlayan anne-babalar yıllar geçip gittiğinde kendilerini ‘dolduruş’a gelmiş gibi hissedeceklerdir.

Kritik kararları sınırlı zamanlara sıkıştıran ve zihinleri kaygının yükü altına sokan toplumsal iklim hayatlarımızı da dolduruş’a getirdiğinde yaşadığımızı hissedemez olduğumuz gibi…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız