Yaşamın gerçekleri
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR
10 Ağustos'tan beri Türkiye hızlı ve yoğun günler geçiriyor.

10 Ağustos'tan beri Türkiye hızlı ve yoğun günler geçiriyor. Ülkede; RTE'nin çarpıttığı bilgilerden olmayanı var gibi gösteren algılara, başkanlık sistemine geçiş yalanlarından ağızlarda pelesenk edilen "yeni Türkiye'nin" muhteşem imajına, çatışmacı geçmişten barışçı gelecek yaratılma hülyalarına varıncaya kadar, bir dizi konu konuşuluyor. Yalnızca, tek adam modelinin demokrasiyi nasıl yok edeceğine değinilmiyor.

Her gün ve her gece TV ve radyoları işgal edenlerin, kafa karıştırmalarını dinliyoruz. Bize RTE'nin faziletleri, seçimin demokratik geçtiği hikayeleri anlatılıyor. Bizzat hükümet üyelerinin "Artık başbakan yoktur! Hükümetin sözcüsü vardır!" gibi garip açıklamalarına şahit oluyoruz. Bu arada AGİT Komisyonu'nun kibarca dile getirdiği, "Eşit koşullarda yapılmayan cumhurbaşkanı seçiminin" meşruiyetini tartışmaya zaman bulamıyoruz.


****
Halkın verdiği kararın ne şekilde tecelli ettiğini konuşmak isteyenler, partiler içinde seçim değerlendirmesi yapılmasını bekleyenler, kurultay restleşmeleriyle karşı karşıya kalanlar, hayhuy içinde bir gerçeği gözden kaçırıyorlar. Türkiye rejim değişikliğine gidiyor.

Bu yeni bir olay değil, diyebilirsiniz. Ancak bilinen olay somutlaştı. Adım adım gidilen yolun sonuna gelindi. Parlamenter demokratik sistemin yerini "tek adam iktidarının" aldığı, buyurgan ve baskıcı hegemon yönetim döneminin 28 Ağustos itibariyle başlayacağını, artık kabul etmemiz gerekiyor. Böyle vahim bir sonuca ulaşılmasının nedeni "parlamenter sistem" değil. Sorunu yaratan siyasi kadroların yetersizlikleri. Siyasi partiler yasası lider oligarşilerini güvence altına alıyor. Liderler kendini korumak ve gelecekte rakiplerini yok etmek için yetkilerini kullanıyorlar. Bu anlayış parti içi demokrasi, hak ve hukuku yok ediyor. Gücü elinde tutan, diğerini dışlayarak, siyaset yaptığını zannediyor. Bu arada güçlülerden en büyüğü, diğer siyasileri eziyor. RTE bunun farkında. Bu nedenle partilere karşı oyununu ustaca oynuyor. Parlamenter sistemi karalıyor.

Öyle ki; anayasa ve yasalara ve en önemlisi Meclis Başkanı'nın karşı durmasına rağmen, seçilmiş cumhurbaşkanı olarak, 10 Ağustos'tan  itibaren partisinden ayrılması gerekirken, RTE, cumhurbaşkanı unvanıyla AKP'yi dizayn ediyor, genel başkan ve başbakan belirliyor, kısaca Türkiye'nin geleceğini dikte ettiriyordu.


****
Türkiye seçimle meşgulken, Meclis'te Torba Yasa'nın içinde birbiriyle alakası olmayan ama bir bütün olarak Türkiye'yi dönüştürecek her konuda yasal düzenlemeler yapılıyordu. Ancak, kişi hak ve özgürlükleri, eşit yurttaş, adil paylaşım ve demokratik düzenin sağlanmasıiçin barajsız seçim gibi can alıcı konular bu torbaların içinde yoktu. Bu gerçek yeterince topluma yansıtılamadı. Var olan toplumsal muhalefet ayaklandırılamadı.

****

RTE o kadar muktedir olduğunu biliyor ki, partisinin kurucusu, en yakın çalışma arkadaşı sabık cumhurbaşkanı Gül'ün partililerin arzusuna rağmen siyaset yapmasını engelliyor. Kendisine biat edeceğine tam inandığı, "yumuş buyurmada" sorun olmayacağını bildiği birisiyle önündeki 5 yılı geçirmeyi planladığı açık. Her yaptığına kesinlikle "evet" diyen o kişiyle, parlamento listesini hazırlamak istediği de biliniyor. Gidişata toplumsal bir direnç gösterilemezse bilinmeli ki en güçlü olduğu bu günlerde erken seçim kararını da verebilir. Böylece gelecek 5 yıllık dönemini güvence altına almış olur.

****

Aslında RTE'nin pervasızlığı had safhaya ulaştı. IŞİD'in Türkiye'den silah, gıda ve sağlık yardımı aldığı iddiaları basında yer aldı. İktidarın Suriye ve Irak'taki İslam teröristlerini desteklediği bilginin açıklanması vahim bir olaydır.

IŞİD'in elindeki Musul Konsolosumuz ve heyetiyle ilgili hala bir gelişme yok. Hükümetin gerek kendi insanlarına, gerekse o bölgede katledilen Türkmen, Ezidi, Arap, Süryani gibi insanlara karşı duyarsızlık içinde olduğu biliniyor. Bu durum, terörizme destek verdiği iddialarıyla örtüşünce akla daha da vahim düşünceler geliyor. İster istemez, IŞİD'i korumak, onların Irak ve Suriye'deki vahşetlerine ses çıkarmamak için kendi konsolosumuzu rehin bıraktı düşüncesine insan kendini kaptırıyor.

Herkesin gözü önünde geçen bu olaylara bırakın müdahale etmeye, söz söylemeye bile kimsenin dermanı yok. Anlaşılan o ki; yurttaş ancak kafasını duvara çarptığında, yaşamına musallat olunduğunu, eşit ve özgür olmadığını, haklarının verilmediğini fark edecek. O zaman, bugünleri hatırlayarak gerekli direnişi yapmadığı için hayıflanacak. Tabii iş işten geçmiş olacak.

Tıpkı AKP'nin 2007 sonrası toplumu korkutmak, sindirmek ve mutlak egemenliğini kurmak adına Cemaat ile birlikte açığı davalarda takındığı umursamaz tavrı gibi. O gün hukuksuzluğun ayyuka çıktığı, adil yargılama yapılmadığı, vesayet yıkılıyor naralarıyla ülkenin önemli gelişimlerinin önüne setler oluşturulduğunu fark etmediği gibi.


****
Twetter'ın fenomeni @Fuatavni dün AKP'nin eylem planını açıkladı. Her türlü ilginçlik var. Aslında yaptığı açıklamaların ne kadarı bilgi ve belgeye dayalı doğru, ne kadarı yorum, orası hala belli değil. Ama yapılmak istenilenlerin, kurulan planın, bizlere yabancı olmadığı anlaşılıyor. Daha önce polis raporlarından savcı iddianamelerine, gazete manşetlerinden dava tutanaklarına kadar gördüğümüz, yapay iddialar manzumesi olduğu belli. Bu kez AKP'ye güç katacak hazırlıklar yapılıyor. Bilmeyenler için bir kaç örnek vereyim.
".....
14.Kamudaki Aleviler tenzili rütbe ile sindirilecek. Sosyal Demokratlar, CHP taraftarı olmakla suçlanıp tasfiye edilecek.
18. Ergenekon ve Balyoz'da tahliye olan TSK personeli emekli edilecek ama AKP'li işadamlarına zimmetlenip her türlü maddi destek sağlanacak.
19. Darbe sanıklarına istedikleri imkanlar verilerek, Cemaat'e karşı işbirliği teklif edilecek ve bunların operasyon yapması sağlanacak."


****
Sıralananlar bir senaryo olabilir. Ama bilinmeli ki, tüm senaristler yaşamın gerçeklerinden ilham alırlar.