Yaşayın hayvanlar!
Murat Meriç Murat Meriç

Artık şu cümleyi kurmadığımız bir gün yok galiba: Memleket bir acayip. Sahiden acayip. “Onu yapan bunu da yapar” dediğimiz, artık şaşmadan izlediğimiz şeyler oluyor. “Yapamazlar” dediğimiz her şeyi misliyle yapan bir iktidar var karşımızda. Konuşulamıyor çünkü dinlemiyorlar. Söylenen söze şiddetle (şiddetli sözle değil, fiziki şiddetle) karşılık veriyorlar. Söze karşı şiddeti savunanlar, barışa karşı savaşı getiriyorlar önümüze. Gençler, çocuklar ölüyor ve biz, omuzlarımızda çocukların öldürüldüğü bir dünyada yaşamanın ağırlığı, “gelecek güzel günler”e dair umudumuzu kaybetmemeye çalışıyoruz. Dövülen/tutuklanan gazeteciler, basılan/yakılan siyasî partiler ve yayın organlarına karşı, “inadına barış”ı yerleştiriyoruz dilimize. En azından şimdilik yapabileceğimiz bu.

Bugün 4 Ekim, “hayvanları koruma günü”. Çocukken ilkokullarda kutlardık bunu, sonrasında unuttuk. Hayat bilgisi dersinde bize hayvanları sevmemiz gerektiği öğretilirdi ama müzik dersinde öğrendiğimiz şarkılar tam tersini söylerdi: Köprüde karşılaşan inatçı keçilerden daha inatçı olanı suya düşüp boğuluyor, “yemyeşil ormanda” yaşayan “yavru geyik”, avcıların çifteleriyle vuruluyordu. Kaçırılan o çok sevdiğimiz çilli horozumuzun “suyuna” pilav pişirip yiyenler, tavuğumuza “kışşt” diyordu. Dinlerken üzüldüğüm, söylemeyi reddettiğim, aslanlı şarkıydı: “Bir küçücük aslancık varmış / Çöllerde ko-ko-koşar oynarmış” diye başlayan, sonrasında babanın “harbe” gitmesiyle tuhaflaşan şarkı… “Aslan baba harpte vurulmuş / Küçük de çölden kovulmuş” dizeleriyle ilerleyen şarkının finali, acayip: “Bu öykünün sonu pek hoştur / Söylemem boştur.” Babası “harbe” giden bir aslanın çölden kovulma hikâyesi nasıl bir hoşlukla bitebilir ki? Başbakana sorsanız, “baba şehadet şerbetini içti, ne mutlu yavrumuza” der. Oysa gerçekler öyle değil: Kimse yavrusunun/babasının ölümünden mutlu olmuyor. Böyle bir şey insanlığa aykırı.

Çocukluğumun büyük travmalarından biri, “kalipso kralı” Metin Ersoy’un, bir Nasrettin Hoca fıkrasından uyarladığı şarkı: “Aman hoca kurtar bizi fillerden…” Fil görmemişken hikâyesini dinlemek garip gelirdi. Hayvanları severdim, bazılarını daha çok severdim: Tom ve Jerry’yi izlerken (Jerry’nin bütün sevimliliğine rağmen) zaman zaman Tom’a acır, “bir kedi gördüm sanki” repliğiyle hafızamıza kazınan kötü kalpli sarı Tweetty’nin karşısında Sylvester’i tutardım. Kötülerden uzak durmayı, onlardan öğrendim. Kötülüğün insanlığa mahsus olduğunu da. Hayvanlar, kendilerine kötülük yapmadığınız zamanlarda size kötülük yapmıyordu. Asıl öğrendiğim bu oldu.

Hayvanlarla temas, insanı her dem “güzel” kılar. Onun içindir ki, Barış Manço’nun “7’den 77’ye” en sevilen şarkısı, “Arkadaşım Eşşek”. Yazının başında bahsettiğim şarkıların bir anlamda panzehiri bu şarkı… Manço’nun yaptığı “hayvanlı” tek şarkı bu değil elbette: 1992 tarihli “Mega Manço”daki şahane rap “Ayı”yı ve bir attan adını alan “Kalk Gidelim Küheylan”ı yanına iliştireyim, 80’li yılların sonuna ışınlanayım. 1986 tarihli Erkin Koray albümü “Gaddar”ın sonuna doğru karşımıza çıkan şarkının adı, “Topik”. Şöyle başlıyor: “Çocuklarımıza hayvan sevgisini aşılamak için, az sonra dinleyeceğiniz ‘Topik’ adlı şarkıyı besteledim”. Koray, sonrasında, “gerçek hayatta yaşayan, beyaz tüylü, kaniş cinsi bir köpek” olan Topik’in macerasını anlatıyor: “Topik küçük bir havhavdır kendi halinde / İçinde kötülük yok her şey dilinde / Karnı doymaz hep açtır yamyam rolünde / Gel cici topik, gel güzel topik…”

Kediler, şarkı yazarlarının gözünde en sevilen hayvanlar. En olmadık yerde karşımıza çıkmaları bundan. Bülent Ortaçgil’in “iyilik” ve “kötülük” kavramlarını karşılaştırdığı mecazî “Kediler”i bir yana, onlar için yazılmış pek çok şarkı var. Fethi Taner ve Toplama Adamlar’ın muazzam albümü “İş Dönüşü İstanbul Kenti”nde yer alan “Kedicim” bunlara küçük bir örnek. Göksel’in “Çeyrek” adlı saygı albümünde yorumladığı “Kedim”, Ezginin Günlüğü’nün en güzel şarkılarından. Ezginin Günlüğü, sadece kedilerle değil, martılarla da alakalı. Hardal şarkısı “Uyandı” ise şahane bir kedi güzellemesi: “Sus artık konuşma / Sesini çıkarma” diye başlıyor, muhatabına gürültü etmemesini salık veriyor ama olan oluyor ve şarkı, “Derin güzellik uykusundan kedim uyandı” sözleriyle bitiyor!

Şarkılara girmiş en eğlenceli kedi, Fatoş Balkır’ın “Gel Eğlenelim”indeki. Adalar’da yapılan bir piknik esnasında birden mangalın yanında beliriveriyor: “Yemek iştahla yenir adada / Kızarır balık, biftek tavada / Aman dikkat et kedi burada / Et var da sofrada // Kedi aman kedi / Kedi kaptı gitti biftekler / Döküldü telaşla içkiler / Boşa gitti bütün emekler / Gel eğlen şimdi…” Kedi bahsi uzar; onun için çok takılmadan, ciğercinin kedisiyle sokak kedisi arasındaki kapışmayı şiirine taşıyan Orhan Veli’ye selam çakayım ve anısına, bir Timur Selçuk plağı döndüreyim: “Bu düzen böyle mi gidecek / Pireler filleri yutacak?”

Atlar, koyunlar, keçiler, Anadolu-pop döneminde yapılmış ve köylük yerde geçen pek çok şarkıya sızmayı başarmış hayvanlar. Tavuk, Nurhan Damcıoğlu’nun da yorumladığı bir kantoya girmiş. Ördeklerse MFÖ’nün “Vak The Rock”ında karşımıza çıkıyor. Vedat Sakman’ın (Nükhet Duru tarafından da yorumlanan) şarkısı “Tay”, Ahmet Kaya güzelliği “O Vahşi At”, Berkant’ın söylediği “Arabamın Atları”, içinde at geçen şarkılardan sadece birkaçı. Atların çektiği faytonlar, Gökhan Kırdar’dan Ezginin Günlüğü’ne pek çok şarkıcı ve topluluk tarafından mevzu edilmiş. Yazık ki şarkılarda romantik duran fayton, atlar için bir işkence aracı.

Şirin Soysal imzalı “Siyah Zürafa”, Yasemin Mori’nin seslendirdiği “Kuzgun”, enteresan şarkılar. Aslan ve kaplan, bir güç simgesi olarak şarkılarda bahsi geçen hayvanlar. “Akbaba”, Nil Karaibrahimgil’in şarkısına adını vermiş; kartal, baykuş gibileri daha ziyade nitelemelerde kullanılmış. Balina, şarkılara girmiş en enteresan hayvan. Gerze yakınlarında ortaya çıkan ve kendini herkese sevdiren küçük ve sevimli beyaz balina Aydın’ı hatırlarsınız. Geldiği gibi ortadan yok olmuştu. Gidişine üzülenlerden biri, Mustafa Topaloğlu! Bu paragrafın sonuna yakışacak şarkı, Fikret Kızılok’un“Why High One Why” adlı hicvi. Uyanamayanlar için Türkçe okunuşunu yazayım: Vay hayvan vay!

Bu noktada, Derdiyoklar’ın meşhur şarkısı “Yaşayın Hayvanlar”ı anayım: “Bir ömrü çalışmayla bitirirsin mazlum eşşek” diye başlıyor, at ve köpekten de söz ediyor. Anılan, hayvanlar değil şüphesiz. Kimileri hayvana benzetilmeyi sevmiyor. Musa Kart’ı ve yargılandığı kedili karikatürü hatırlatarak sonlandırayım yazıyı. Kim bilir, belki bir gün biri çıkar ve o karikatürdeki bahsi şarkıya taşır… Hayvanları koruma günü kutlu olsun, hayvanları sevmeyenler bizden uzak dursun.