Yayıncılık sektöründe ‘artçıların’ sonuna geldik
TİMUR AKKURT TİMUR AKKURT
Takipçiler, onlar bizle sokakta karşılaştıklarında arkadaşlarını görmüş gibi sevinerek yanımıza geliyor. Sizleri gördüklerinde ise TV’den bildikleri ünlü birisi diyerek yaklaşıyorlar

Dijital yayıncılığın tam anlamıyla patlaya patlaya büyüdüğü 2015’te, ilk başlarda çok ciddiye alınmayan dijital yayıncılık, pek çok kesimin, özellikle de reklam sektörünün göz bebeği oldu. Youtuberlar el üstünde tutulur hale geldi. Yeni dünyanın starları neredeyse en az TV yıldızları gibi ilgi görmeye, iş yapmaya başladı. Sakın siz herkesin düştüğü büyük hataya düşmeyin. Vay YouTube çok para kazandırıyormuş hemen bir kanal açayım paraya para demeyeyim gibi bir ruh haline kapılmayın. İşin içerisinde bir YouTuber olarak net söyleyeyim çok ciddi efor harcayıp zaman ayırıp işinizi iyi yapmazsanız, sürekliliği sağlayamazsanız, sabretmezseniz, yayın standartlarınızı oluşturmazsanız, para kazanmak bir yana çok ciddi bir zaman ve maddi kayba uğrarsınız. Bu arada YouTube Türkiye’de reklam geliri az olduğu için içerik üretecilerine de çok ama çok cüzi rakamlar vermekte. Ne zaman ki reklam verenler bütçelerin seviyesini Avrupa, ABD seviyelerine çeker işte o zaman YouTube’dan para kazanılabilir. O da yine sizin iyi olmanız halinde tabii ki.

Peki siz niye bu işi yapıyorsunuz o zaman diye soranlar vardır muhakkak. Size de bu işin tarihini anlatmakla başlamalıyım. Burada vereceğim bilgiler gerçekten çok ama çok önemli. Biz ve bizim gibiler çok ciddi bir kitle ile iletişim halindeyiz. Markalarla proje bazlı işler yaparak gelir elde edebiliyoruz. İşte kırılma noktası burası. Biz Teknolojiden Anlamayan Adam YouTube kanalımızı 3 Eylül 2013’te açtık. O dönemde markaların sosyal medyaya olan inancı ve eğilimi Twitter seviyesindeydi. Sonra Instagram ardından da Vine geldi. Biz YouTube’u tercih ettik. Tercihimizdeki en büyük sebep ‘gerçeklikti’ YouTube Twitter, Instagram, Vine gibi rahat manupile edilemiyordu. Biz yaptığımız işin kalitesine ve ulaşacağı başarıya inanarak bu işlere giriştik. O dönem ajanslar rakamsal sonuçların yeterli olduğunu, işin gerçekliğinin bir önemi olmadığını düşünüyordu. Ben o zaman da bu konularla ilgili elimden geldiğince kendi mecralarımda bu konuları yazmaya, söylemeye çalıştım. Yanlış gördüklerimin altını kalın kalın çizdim. En büyük kaygım markaların dijital dünyaya olan güvenin kaybolmasıydı. Tüm dünya ile aynı anda başladığımız, geri kalmadığımız nadir konulardan biri olan sosyal medya konusunda markalar inancını kaybedebilirdi. Yanlış temeller üzerine kurulan bu sistem büyük zararlara sebep olabilirdi. Bir iki sendeleme de oldu, olmadı değil. 2014 ve 2015’in ilk yarısında sistem doğru yolu nihayet buldu diyebiliriz. Bu konuda yanlış düşünenler cezalarını kaybederek çekti. Özellikle 2015’in ikinci yarısında iş çok daha sağlıklı bir hal aldı.

NEYDİ BUNUN GÖSTERGESİ?
Ajansların bizlere çok daha mantıklı ve bizim istediğimiz şeklinde yanaşmasıydı. Aslında biz onlardan çok basit birşey istedik hep. “Proje geliştirmeyi bırakın biz yapalım. Neticede kanal bizim. Bu kanalı, takipçisini en iyi tanıyanlar bizleriz. Sizin istediğiniz gibi bir içerik ile takipçilerimizin karşısına çıkarsak sizde bizde tepki çekeriz. O zaman bırakın reklamınızın yapılmasını, sevilmeyen olma yolunda bir adım daha atmış olursunuz dedik.” Bazıları kabul etti yaptık, büyük etkileşimler aldık. Bazıları kabul etmedi. Bizim dışımızdaki bazı YouTube kanalları markayı kaçırmak istemeyerek onların isteklerini yerine getirmeye çalıştı ve olumsuz sonuçlara hep birlikte katlandılar. Biz ve bizim gibi düşünen kanallar büyüyerek yayınlarını sürdürmeye devam ettiler. En önemlisi takipçilerini üzmedikleri için el üstünde tutuldular. Açıkçası bunun keyfi çok büyük. Resmen tadını çıkartıyoruz. Markalarda bizimle çalışmaktan oldukça memnunlar. Ben 2016’da dijital yayıncılığın olması gerektiği seviyeye çıkacağına inanıyorum. Tüm göstergeler bunu işaret ediyor. Endişelenmeye başlaması gereken kesim televizyon kanalları ve ona içerik üretenler. Hala endişelenmiyorlarsa acilen başlasınlar. Kimi TV içerik üreticileri YouTube, YouNow gibi dijital dünyanın parlayan yıldızının içinde olmak için bir takım çabalar sarf ediyor. Bir aydınlanma var belli ki. Atladıkları ya da aldandıkları bir konu var. Sizler TV yıldızısınız ve YouTube, YouNow sizi görmek istemeyenlerin toplandığı bir alan. Sizi görmek isteseler zaten TV seyrederlerdi. Seyretmiyorlar!

TV gücünüzle bizim alanımıza geldiğinizde bizden daha güçsüzsünüz. İşe önce bunu kabul ederek ve buranın ruhunu ‘hissederek’ başlayın. Bir ukalalık asla yapmıyorum. Dijital gerçeklerden bahsediyorum. Markalar da bu konuda dikkatli olmalı! TV starı ile dijital bir proje yaptığınız zaman başarılı olacaksınız anlamına gelmiyor. “Olamazsınız” demiyorum tabii ki ama garantiniz yok. Bu tarafta birde şöyle bir durum var. İçeriklerimiz kadar biz de gerçeğiz. Kurum gibi yönetilmiyoruz. Çok daha duygusal kararlar ile ilerliyoruz. Takipçilerimize danışıyoruz, birlikte bir şeyler yapmaya karar veriyoruz. Onlar bizi sokakta gördüklerinde arkadaşlarını görmüş gibi sevinerek yanımıza geliyor. Sizi gördüklerinde TV’den tanıdıkları ünlü birisiniz diye yanınıza geliyorlar. Bu bilgileri de bu kadar açık bir şekilde kimse size söylemez.

BUNLAR HEP TEKNO SAFARİ FARKI!
Dijital yayın platformlarının ‘ağa babası’ Türkiye’de. Netflix geçen hafta hızlı bir şekilde dünyada 130 ülkeyle birlikte ülkemizde de açıldı. Hemen söyleyelim dünyanın en popüler içeriklerine sahip, en kalitelilerinden biri olan Netflix dizileri, filmleri ve kendi platformu için özel üretilen içerikleriyle yayın dünyasını sarsacak. Bu konu ile ilgili haftaya daha detaylı öngörümü yazacağım. Şimdilik bu haberi vererek yaşasın ‘DİJİTAL YAYINCILIK’ diyorum.