Yazı Dizisi 1-: Milliyetçi cephe felaketi
09.03.2018 08:54 GÜNCEL

HAZIRLAYAN: CAN UĞUR [email protected] @canugur1987

AKP ve MHP’nin ittifakının nasıl bir seyir izleyeceği merak edilirken Türk sağının bu konuda başarılı bir sınav verdiği söylenemez. Demokrat Parti’nin Vatan Cephesi’nden Milliyetçi Cephelere ve 80 sonrası ittifaklara bakıldığında bu süreçlerin ülke için ‘felaket’ anlamına geldiği ortada. Akademisyen ve yazarlar bu ittifakların seyrini BirGün’e anlattı.

Demokrat Parti’nin Vatan Cephesi

yazi-dizisi-1-milliyetci-cephe-felaketi-436981-1.

DP, Vatan Cephesi uygulamasıyla muhalefet döneminde halkın desteğini elde etmek için kullandığı söylemsel araçları, bu krizi kontrol altında tutmak için de kullanmaya çalışmıştır

Sinan Yıldırmaz -Akademisyen

yazi-dizisi-1-milliyetci-cephe-felaketi-436982-1.Vatan Cephesi’nin tarihsel olarak ortaya çıktığı an, Demokrat Parti (DP) iktidarının meşruiyet krizi içine girmesine denk düşmektedir. Bu bir tesadüften öte, belki de DP’ye içkin olan anlayışın kriz anlarındaki tepkisi olarak anlaşılabilir. Şevket Süreyya Aydemir’in “şayet kısa ömürlü olmasa idi, yani, 1958’de dünyaya geldikten sonra bir buçuk yıl içerisinde hayatı son bulmasaydı, pek muhtemeldir ki; Vatan Cepheleri (Hitler’in S.S.’leri gibi) (Mussolini’nin Kara Gömleklileri) gibi aynı mahiyette ve açıkça anti-demokratik bir kuruluş haline getirilebilirdi”[i] diyerek tanımlaması aslında bir tesadüf değildir. S.S.’ler veya Kara Gömlekliler, onları ortaya çıkaran kişilerin kitle mobilizasyonu anlayışlarının bir ürünüydüler. Vatan Cephesi de aynı şekilde DP’de ve Menderes’te şekillenen anlayışın kriz zamanlarında aldığı bir biçimdir.

Seçimle gelmek
DP’nin en büyük meşruiyeti Türkiye’de ilk defa seçimle iktidar değişikliğini gerçekleştirebilmiş olmasında yatmaktadır. “Yeter Söz Milletindir” sloganında cisimleşen DP’nin iktidarının temel dayanağı olarak işaret ettiği “Milli İrade” olgusu, iktidarı döneminde her kriz anında yeniden tanımlanması gereken bir “denkliği” içerir. Buna göre, “millet”, “devlet”i yönetecek olan “hükümeti” seçer; hükümet bu yönetme gücünü milletten aldığı için aslında milletin kurumsal hali olan devlet yalnızca ve yalnızca hükümet üzerinden vardır. Devlet, millet demektir, hükümet ise milletin temsilcisidir; o halde “hükümet=millet”tir. DP hükümeti 14 Mayıs 1950 seçimleriyle birlikte, milletin meşru tek temsilcisi olma gücünü sürekli olarak bu denklik üzerinden oluşturacak, bu çerçevede hükümeti eleştirmek devleti ve milleti eleştirmek ile bir ve aynı şey kabul edilecektir. Vatan Cephesi ise bu denkliğin krize girdiği bir anda, bu formülün farklı bir düzeyde denenmesi çabası olarak tanımlanabilir.

1954 seçimlerinden sonra giderek kötüleşen ekonomik durum, DP’nin meşruiyetini sağladığı kitlesel desteğin de azalmasına yol açacaktır. 1957 seçimlerinde DP’nin çok büyük oranda oy kaybetmesi bu gerçeği daha da görünür kılmıştır. Krizin, azalan toplumsal desteğin ve giderek artan muhalefetin etkisiyle DP, Vatan Cephesi uygulamasıyla muhalefet döneminde halkın desteğini elde etmek için kullandığı söylemsel araçları, bu krizi kontrol altında tutmak için de kullanmaya çalışacaktır.

Vatan Cephesi’nin kuruluş tarihi olarak kabul edilen 12 Ekim 1958’de, Adnan Menderes, Manisa’da halka Vatan Cephesi’nin neden gerekli olduğunu şu şekilde açıklamıştır:

“Politika ve ihtirastan vareste vatandaşların karşımızda kurulmuş olan kin ve husumet cephesine karşı vatanperverane gayretlerini birleştirip eserlerinin müdafaasına azmetmiş bir Vatan Cephesi’nin kurulması zarureti kendisini göstermiştir… Aziz Vatandaşlarım, Vatan Cephesi’nde birleşerek eserlerimizi hep birlikte muhafaza edeceğiz. Dünyada siyasi, iktisadi ve içtimai istikrarı örnek telakki olunabilecek bir mükemmeliyette olan Türk milletinin bütün gayretlerini bu istikamet üzerinde tevcih edilmiş görmek bize nasip olacaktır… Allah hepimizi muvaffak etsin vatandaşlarım.”[ii]

Girişimin anlamı
Açık bir şekilde söylendiği gibi, Vatan Cephesi “kin ve husumet cephesi” olarak adlandırılan muhalefete karşı başlatılmış bir birlik oluşturma girişimidir. 1958 yılına gelindiğinde CHP ve Hürriyet Partisi (HP) arasında bir işbirliği girişiminin yaşanması, bunun yanında Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) ile Türkiye Köylü Partisi’nin (TKP) birleşerek, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ni (CKMP) kurması (16 Ekim 1958) DP iktidarı karşısında güçlü bir muhalefet yaratmıştı.

Vatan Cephesi 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yürütülen Yassıada Mahkemeleri’nde konu olmuş ve “961/7 numarada kayıtlı Vatan Cephesi Yolsuzluğu Anayasayı ihlal suçunun maddi vakıasını teşkil etmiştir”[iii] denilerek DP’nin önde gelen isimleri Anayasa’yı ihlalden suçlu bulunmuşlardır. Bu duruşmalarda Menderes, Vatan Cepheleriyle ilgili olarak şunları söylemiştir:

“Bir Vatan Cephesi örgütü kurulmamıştır. Çünkü örgüt denince bir yere bağlı olan kademeler manzumesi akla gelir...

Vatan Cephesi Ocakları, Demokrat Parti bucağına bağlı olan bir Demokrat Parti ocağından ibarettir. Ne gizli yollardan çalışılarak Cemiyetler Kanunu çiğnenmiş, ne de bu yola gidilmiştir... Vatan Cephesi sözü, bir siyasi slogandan ibarettir. Demokrat Parti’den ayrılanların veya tarafsız yurttaşların bir birlik haline getirilmesi için sarfedilmiş bir slogan...

Mevcudiyeti, maddi yeri yoktur. Elle tutulur, gözle görülür bir örgüt değildir. Memleket asayişi bakımından bir savunma davranışından ibarettir.”[iv]

Menderes’in bu savunmasının aksine Vatan Cepheleri yalnızca bir söylemden ibaret kalmayan, kendilerine ait büroları ve üyeleri bulunan bir kurumsallığa da sahiptir. Aslında Menderes, DP’nin bu türden yeni üye kayıtları yoluyla kuvvetlendirilmesi meselesine o kadar önem veriyordu ki, bu işi “döviz, dolar vesaireden çok daha önemli olarak” gördüğünü ifade ediyor ve eğer arzu ettiği düzen bu şekilde sağlanamazsa “bu istikrarı sağlayabilmek için, hiç de arzu edilmeyen bir takım sert tedbirlere başvurmak mecburiyeti ortaya çıkacaktır”[v] diyerek uyarıyordu.

Vatan Cepheleri, duyurusu yapıldıktan hemen sonra hızla yurdun her tarafında açılmaya ve bu ocaklara çok hızlı bir şekilde üye kayıtları yapılmaya başlanmıştı. 1959 yılının Aralık ayında DP’ye girenlerin sayısı 973.170 kişiye ulaşmış bulunuyordu.[vi] Halkı daha çok çekebilmek için çeşitli yöntemler deneniyor, farklı propaganda yollarına başvuruluyordu. Gazetelerde Vatan Cephesi’ne katılanların isimleri ve katılım için gönderdikleri telgraflar yayınlanmaya başlandı. Bunun yanında sadece Vatan Cepheleri için özel gazeteler de çıkarılmıştır. Bazı kişiler Vatan Cephesi için marş bile yazmıştır.[vii]. Yassıada duruşmalarında savcının hesaplamalarına göre devlet radyosundan Vatan Cephesi için yapılan yayınların toplam süresi 5,887 dakikadır. Özellikle isimlerin radyolardan okunması, DP’nin hiç istemediği bir şekilde karşılarına sorun olarak çıkacak, muhalefetin Vatan Cepheleri karşısında güçlenmesini sağlayacaktı. Uzun saatler boyunca haber saatinin hemen ardından Vatan Cephesine geçenlerin isimlerinin okunması halkta radyoya ve hükümete karşı çok büyük bir nefret uyanmasına sebep olmuştur. Hatta bunun için “Radyo İstasyonlarından Ajans Haberlerini ve Partizan Neşriyatı Dinlemeyenler Derneği” kurulmuş, Vatan Cephesine geçtikleri bildirilen isimlerin yalan haberlerle dolu olduğu anlaşıldığında, halk radyoya “yalan makinesi” ismini vermiştir.[viii]

Vatan Cephesi’ne her katılım, ya da DP ileri gelenleri tarafından yaratılan “görülmemiş kalkınma”yı her türlü destek girişimi, 1957 sonrası iktidarın devamının “onaylanması” anlamına gelecek ve her türlü muhalefet girişimini sonuçsuz bırakacaktı. İkinci olarak 1957 seçimleri sonucunda şekillenen Vatan Cephesi, erken başlamış bir seçim propagandası olarak da ele alınabilir. Meşruiyetini zedeleyebilecek herhangi bir girişimi yeni bir seçim devresine girmeden çok önce engelleyerek, muhalefeti, iktidara gösterilen kitlesel destekle yıldırarak etkisiz bırakmak amaç edinilmiş olabilir.

Oy avcılığı
“Oy avcılığı”na dayalı yarışmacı siyasal rejimlerde, meşruiyet alanının tıkandığı yerlerde otoriter eğilimler ön plana çıkabilmektedir. Otoriter eğilimlerin krizleri aşmadaki başarısı, devlet gücünün ya da iktidar bloğunun kontrolünün büyük oranda ele geçirilmesiyle doğru orantılıdır. Orhan Koloğlu’nun da söylediği, “Vatan Cephesi girişimi, (DP’nin) bir türlü ele geçiremediği bu Devlet Gücü’ne karşı halkı sürme çabasıdır.”[ix] Bu çaba DP’nin o gücü tam anlamıyla elde edemeden iktidardan düşürülmesiyle sonuçlanacaktır.

[i] Şevket Süreyya Aydemir, İkinci Adam 1950-1964, Cilt III, İstanbul: Remzi Kitabevi, 2000, s.392.
[ii] Zafer, 13 Ekim 1958.
[iii] Hakkı Uyar, Vatan Cephesi-Türk Siyasal Yaşamında Cepheleşmelere Bir Örnek, İstanbul: Büke Yayınları, 2001, s. 115.
[iv] Mehmet Kabasakal, Türkiye’de Siyasal Parti Örgütlenmesi (1908-1960), İstanbul: Tekin Yayınevi, 1991, s.195.
[v] Rıfkı Salim Burçak, On Yılın Anıları (1050-1960), Ankara: Nurol Matbaası, 1998, s.603.
[vi] Burçak, s. 604.
[vii] Vatan Cephesi Marşı: Türk’e Zafer kaynağı / Kutlu Vatan Cephesi / Türk genci bu cephede / Verecek son nefesi. Kim dergisinde yayınlanan bu marş, Cevdet Sangar Kıratlı tarafından ilk önce İstikbal gazetesinde yayınlanmıştır. Kim, 31 Ekim 1958.
[viii] Nevra Ersarı Gözübüyük, The Democrat Party and the State Radio (1946-1960), Boğaziçi Üniversitesi, Atatürk Enstitüsü, 1999, s. 95.
[ix] Orhan Koloğlu, “Kemalizm’den Atatürkçülüğe, Ortanın Solu’ndan, Demokratik Sol’a Cumhuriyet Halk Partisi,” Tarih ve Toplum, no.141, Eylül 1995, s.72.

***

AKADEMİSYEN ERTUĞRUL MEŞE ANLATTI: KISA VADELİSİNDEN DARBE GİRİŞİMİNE İTTİFAKLAR SÜRECİ

yazi-dizisi-1-milliyetci-cephe-felaketi-436983-1.

»İttifak söylemlerinin Türk sağındaki politik ve pratik anlamı nedir?
Türk sağı, seküler temelli olarak gördüğü bütün siyasi oluşumları ve buradan üretilen demokrasi, eşitlik, özgürlük gibi talepleri “üvey”, kendilerini de iktidarın nimetlerinden uzak tutulmuş, mağdur edilmiş “öz evlatlar” olarak görür. Böyle düşündükleri için iktidara ulaşmak amacıyla, kavgalı da olsalar, öz kardeşleri olan ve adına Türk sağının üç hali diyebileceğimiz milliyetçi, muhafazakâr ve İslamcı kardeşleri ile ittifak arayışında bulunarak iktidarı mülkün esas sahipleri olan kendilerinde tutmak isterler. Türk sağı, 1945 sonrasından bu güne değin kendini oluşturan politik, toplumsal ve dinsel bileşenler üzerinden beslenen bir “kardeşlik” edebiyatına yaslanarak, aynı familyadan olan muadillerini zaten olması gerekene çağırmış ve bu sürece katılmayanları da “hayırsız evlat” olarak tahayyül etmiştir. Bu anlamda sağcı kimlik ilk ittifakını politik anlamda 1945 sonrası CHP’ye karşı DP ile yapmış, ama umduğunu bulamamıştır. 1960’larda ise AP etrafında toplanan sağ ittifak, sırasıyla MHP ve MNP’nin etkisi ile bozulmuştur. Ardından 1970’lerdeki AP-MSP-MHP gibi partilerin oluşturduğu “Anarşizm ve Komünizme” karşı Milliyetçi Cephe Hükümetleri’ndeki ittifak da muradına erememiş, ancak 1980 sonrası Özal döneminde büyük sağ koalisyon oluşmuştur. 1990’ların başında RP-MÇP-İDP “kutsal ittifak” yapmışlar, ancak bu ittifakın ömrü öncekiler gibi kısa olmuştur. Bu arada Türk sağı örgütsel yapılarıyla sürekli olarak ittifak oluşturma gayreti içinde olmuştur. Bunun ilk örneğini 1950’lerde Türk Milliyetçiler Derneği’nde, ardından da 1960’lardaki Komünizmle Mücadele Derneği, Milli Türk Talebe Birliği ve Ülkü Ocakları’nın ortaklığında görmek mümkündür. Hem partiler hem de dini yapılar düzeyinde en kapsamlı ittifak, 2002 seçimlerinde AKP-Gülen-Menzil vb. gibi diğer Nurcu ve Nakşi cemaatlerinin dayanışmasından üretilen ve sağ siyasetin en uzun ömürlü ortaklığında görülebilir. Sağda kurulan bu ittifaklar, ittifakı oluşturan her bir aktörün güç istençlerinden ve ideolojik kardeşler olarak birbirlerine duydukları temel güvensizliği aşamadıklarından dolayı hep kısa ömürlü olmuştur. Bu müşkülatlı mirastan mevcut AKP-MHP ittifakı da muaf değildir.

»Türk sağındaki ittifaklar o hareketin güçlü olduğu dönemlerde mi yoksa hegemonyasını yitirdiği dönemlerde mi öne çıkıyor?
yazi-dizisi-1-milliyetci-cephe-felaketi-437127-1.Toplumsal değişimin ve güç istencinin “fıtratı” gereği ittifaklar, murat edilene ulaşmanın imkânsızlığının kendisini duyumsattığı dönemlerde, yani gücün doruğunda olunduğu dönemlerde değil, esas olarak zayıfladığı ve kendisine muarız olarak gördüğü hasımları karşısında konumunu yitirme endişesinden dolayı yapılır. Bu algıya sahip olan bir hareket, başta kendisi ve onu destekleyen toplumsal yapıların ikbalini koruma adına seçim öncesinde kendini ittifaka zorlar. Bu noktada kendisinden daha güçlü olanın yanında olmayı bir ikbal derdi olarak gören zayıf hareketler de, gücün nimetlerinden pay almak adına, dün hasım gördüğü bir yapı ile bu gün ittifak kurmakta bir beis görmez. Hatta bunu bir zaruret hali olarak görür. Burada dün ile bugün arasında bir tutarsızlık olup olmadığına dair bir etik sorgulamanın Türk tipi politik kültürde bir karşılığı olmadığı için, her türden ithamın nesnesi olarak gördüğü bir siyasi yapı ile bugün rahatlıkla aynı çizgide yer alabilir. Türk sağındaki bu hali “Dün dündür, bugün de bugün.” sözü ile Süleyman Demirel bu toprakların siyasal bir mottosu haline getirmiştir.

»İttifakların ideolojik motivasyonunu neler oluşturuyor? Hangi söylemler üzerinden örgütleniyor?
İttifaklar, onu kurmak isteyenlerin geçmiş, bugün ve geleceğe dair duydukları derin korkuların üstesinden gelinmesi amacıyla yapılır. Bu bağlamda Türk sağındaki ittifaklar ilk önce Türkiye’nin Kemalist modernleşme sürecinden duyulan memnuniyetsizlik üzerine, daha sonra ülkede artan eşitlik, özgürlük, demokrasi, ötekinin varlığını koşulsuz kabul etme ve sekülarizm gibi daha modern ve sol esintili kavramlara dair duyulan korkular üzerine yapılmıştır. Bu noktada Türk sağının kendini, bu toprakların ve devletin asıl sahibi ve kendisini var eden temellerden olmayanı bir tehdit unsuru olarak görmesini de hesaba katmak gerekir. Burada Türk sağının kendilerine temel olarak gördükleri vatan, millet, din, devlet vb. gibi fetişleştirilen kavramlara dair dinç tuttukları korkularını da düşünmek gerekir.

»Bu ittifakların başarıları nedir? Bir genelleme yapmak mümkün mü?
Genel olarak Türkiye siyasetindeki, özel olarak da Türk sağındaki ittifaklar geçici bir başarı olarak değerlendirilebilir. Ancak temelde ittifaklar, özellikle kısa dönemde hasım ideoloji ve güç pozisyonları karşısında siyasette bir üstünlük kurma amacına hizmet etse de, uzun vadede geçmişte olmadığı gibi gelecekte de başarı şansı pek mümkün gözükmüyor. Çünkü Türk sağında ittifakı oluşturan bileşenler, özü itibariyle birbirlerine tam olarak güvenmedikleri için, o ittifakta yer alan bileşenlerin sürekli olarak birbirlerini kontrol etmeleri ile zehirlenebilecek bir havaya sahip görünüyor. Bunun en son örneği ucu darbeye kadar giden AKP-Gülen ittifakıdır. Bu nedenle sağ ittifaklar, iktidar olsalar bile birbirlerine asla güvenemeyeceklerini biliyorlar. Dolayısıyla güvensizliğin derinden hissedildiği böylesi bir siyasal atmosferde sağ bir ittifakın uzun vadeli başarı şansı olmayabilir.