Yazlık öyküler
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

TEM üzerinden ve İzmit yönünden İstanbul'a girince Ataşehir'in rahatsız edici yığma hacmi ile karşılaşırız. Özellikle tatil dönüşü ise, kente girişte karşılayan "büyükşehir" yığını, bir parça dinlenmenin fitil fitil burnumuzdan geleceğini gösterir bize.

Çok şükür ki sayın Başbakan irade ve hikmet buyurdular. Ataşehir’e Mimar Sinan Camisi yapıldı. Şimdi o cami, ketin girişindeki mütecaviz hacimlerin yola bakan yüzeyinde bilborda yapıştırılmış bir resim gibi duruyor.

Sayın Başbakan'ın bu camiye çok önem verdiğini bir televizyon kanalındaki konuşmalardan öğrendim. Hatta Kısıklı’da ki evinden geceleri gizlice gelip, yapımını denetlediği de olmuş.

Kentte, bilborda yapıştırılmış reklam fotoğrafı gibi durmayan camiler de var. Örneğin Sultan Ahmet Camisi. Ayasofya ile düşüncel, dinsel ve mimari rekabet için yapılan cami, yapıdan beklenen bu yüklemelerden bağımsız bir işleve sahiptir. Ayasofya merkezli alanda mimari bir incelik ve kentsel bir denge oluşturmuştur. Yani yapılma amacını olumlu yönde aşmıştır.

Sultan Ahmet Camisi'nin yapımına Sultan I. Ahmet çok önem vermiş. Yapımı süresince yakından ilgilenmiş, denetlemiş.

Yine böyle bir denetleme gününde, Üsküdar’daki dergahından gelen Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri de padişahın konuğu olmuş.

Denetlemeden sonra saraya geçilmiş. Saray halkı da dervişin ününden dolayı heyecanlanmış. Çünkü bu zat hikmet sahibi olmasıyla da bilinirmiş. Hikmetine nail olmak isteyen padişahın kız kardeşi, ibrikçilerle anlaşmış. Abdes suyunu kendisi dökmüş dervişin eline. O sırada da ricada bulunup, hikmet göstermesini istemiş.

Derviş sabırlı. İstekse densizce! Ne desin? "Siz ki cihan padişahının hemşiresi olmasına karşın benim gibi bir zavallı dervişin eline abdes suyu döküyorsunuz. Bundan büyük hikmet olur mu?" demiş. Hikmet budur işte!

Sayın Başbakan da, Ataşehir Mimar Sinan Camisinden sonra büyük bir hikmet buyurdu: "Çamlıca tepesine iri bir cami yapıla" diye irade eyledi.

İş edindim; özellikle İslami kanalları dolaştım. Tartışmaları dinledim. Şimdi gel de "yandaş" sıfatını üstüne basa basa, altını çizerek kullanma! Hiç mi insanların aklına gelmez; kentte onbeş milyon insan yaşarken, tek kişinin iradesi ile buyurmak kent demokrasisi, mimari demokrasi uyuşmaz demek. Hiç mi eleştirel bakış açısı yoktur? Hiç mi duyarlılıklar düşünülmez. Başka bir inanç sahipleri hiç mi akla gelmez? Üsküp'ün en hakim tepesine faşizan estetik ürünü dev haç dikildiğinde yaşanan tartışmaları kimse bilmiyor demek...

Öyküye yazlık diye başlık attık. Yine zemheri gibi derde boğulduk.....Hadi  hayırlısı.

Haftanın dizesi; “elini üstümden çekince şiir, aşk da bitecek ömrüm de” (Selami Karabulut, yarım kalan, bence kitap y.)