Yazmanın sorumluluğu ve aydın olmak!
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

Bakıyorum da, medyada, benim gibi sözün tükendiğinden, her gün benzer olumsuzlukları tekrarlamanın anlamsızlığından söz edenler çoğalıyor. Yine de, yaşayanı da, yazanı da bıktırıcı bu ortamda susmanın hem mümkün hem de doğru olmadığı bilindiğinden, yazılıyor.

” Yazmak ama nasıl” sorusu da var!

Bugünün dünyası ya da Türkiye’deki ortamı dert etmeyenler için mesele yok! Onları konu etmenin anlamı da yok. Ancak, iyi niyetli bir söylemi benimseyip, yaşananlara aydan veya başka dünyalardan bakarmış gibi bakmayı tercih eden “aydınlar” ne durumdadır dersek, konunun vahim tarafları çok.

Bu noktada, “aydın kim” sorusu da var tabii!

Bu ülkede, hemen her gurupta onlarınkine benzer fikirleri olan aydınları “gerçek aydın” olarak görme, hoşlanmadıkları düşüncede olanları ise aydından saymama eğilimi olduğunu söylemek mümkün ama bunun anlamı yok. Bu uzun tartışmaya girmeden, hangi düşüncede ve kimden yana olurlarsa olsun, fikir üretimi ve kültürün oluşumuna katkı sağlayan kişiye aydın dersek, şu veya bu düşüncede olmanın aydın olmayı engellemeyeceğini söylemek gerekiyor. Öte yandan, dünyaya, insanlığa ve topluma karşı kendini sorumlu hissedip onların geleceğini “aydınlatma” gibi bir görevi olduğunu düşünenlere aydın demek doğruysa, aydın dediklerimizin epeyce azalacağı ortada.

Yani, muhafazakar, liberal, solcu, sosyal demokrat, nihilist, opportunist gibi her alanda aydınımız çok! Ama bunların içinde, bir kısmı “bilgi için bilgi üretir” gibi yapıp suya sabuna dokunmamaya özen göstermekte; bir kısmı, kendinden pek emin ve olur olmaz fetvalar üretmekle meşgul; bir kısmı ise, sistemin ve Türkiye’nin “kullanışlı” aydınları olmayı tercih etmektedir ki, bu tercihin sonuçları önemli!

Bunların arasında, “organik aydın” denilenler de vardır; dönemin tekerine takılıp gelenler de... Onlar için, bir zamanlar çok kullanılan “dönek” veya “liboş” gibi, şimdilerde kullanılan “yandaş” terimini kullanmak istemiyorum. Bu terimlerin, konuyu indirgeyip ucuzlatma gibi tehlikeleri var. Ayrıca, her dönemin yandaşları olduğu gibi, “güç sevdalısı” ülkemde iktidara yandaşlıkta şaşılacak fazla bir şey bulmak zor! Üstelik Türkiye’de, “tarafsız olan bertaraf olur” diye bir ilan yapılmış durumda ki, bununla, “yandaşlığın” sıradanlaşmakla kalmayıp zorunlu hale getirildiğini söylemek mümkün!

Bu nedenle, hiç bir entelektüel ya da aydın ve hiçbir bilginin tarafsız olmadığını bilerek, aydınlar için “taraflılığın” anlamına değinmek istiyorum.

Anlamlı; çünkü bu eşitsiz, adaletsiz, hegemonik dünya düzeninin de, ülkelerinin kaderlerini ellerine alan yoz siyasetçilerin de arkasında onların fikirleri var! O güçlerin, o egemenliklerin kurulması ve sürdürülmesi için, onları destekleyecek bir düşünce dünyasına ihtiyaç var ki, bu düşünce dünyasını kurmak ve genişletmek açısından aydınlarının rolü büyük!

Sisteme entegre olmuş bu aydınları, aydınlığın değil karanlığın fikir kazıcıları olarak tanımlasak yanlış mı olur!?

Örneğin, bugün, dünya ile ilgili olarak “reel politik” deyip suya sabuna dokunmadan tepeden tepeden yorumlar yazmak... Türkiye sosyolojisi, siyasetin gerçeği veya tarihsel gelişmelerden söz edip bu ülkede olup bitenler konusunda “cool” yazılar döşenmek... Kısacası, aydın namı altında, güya yansız, objektif biri gibi yazıp, egemenlere fikir taşımak... Örnek mi!

Kimi, Lozan tartışmaları üzerine konuşur ve sanki söyleyen ile niyeti bilinmiyormuş gibi, konuyu “Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünün getirdiği travmaya” bağlayıp konuyu başka alana kaydırıp nötralize etmeye uğraşır!

Kimi, Irak’la yaşanan kriz ve Cumhurbaşkanı’nın “bildiğimizi okuyacağız” beyanına karşı, bu beyanın dili ve anlamını dert edeceğine, Balkanlar, küçük Asya ve Mezopotamya arasındaki tarihsel mukadderata değinir ve bu bağların parçalanmışlığının getirdiği yalnızlığa ağlayarak, günün gerçekleriyle söylenenlerin üstünü örtmeye girişir!

Kimi, BM Genel Kurulu’nda “dünya beşten büyüktür” diyen Erdoğan’ı, bu konuşmasıyla, dünyadaki çıplak gerçekleri haykıran, adaletsiz ve kalpsiz dünya düzenine karşı çıkan bir lider olarak anlatmaya çalışırken, Türkiye’deki adaletsiz, haksız, hukuksuz düzeni gizler!

İsim vermiyorum ama, Bugün Türkiye’de aydın denilenlerin bugüne dair yazıları bunlar.... Hemen hepsi, bir zamanlar Cumhuriyet’i ve ardından gelen modernleşmeyi “iradi modernleşme “olarak yerden yere vururken, şimdi Cumhuriyetin, parlamenter demokrasinin, hukuk devletinin, laikliğin başka bir irade tarafından yıkılışını gözlerden ırak tutmakla uğraşmaktalar.

Onlar, böyle hesaplı-kitaplı aldatmacalar üretirken, bedelini de, bir yandan bugünkü eşitsiz, adaletsiz, hegemonik dünya, öte yandan söylenenlerle gerçeğin birbirinden koptuğu “yalan-gösteri-imaj” dünyasıyla bizler ödemekteyiz.

Ne kadar mahir oldukları da ortada!

En büyük maharetleri de, bilimsel olarak ve özgürce yazdıkları izlenimi vermeleriyle ilgili. Dışarıdan bakar gibi büyük tespitler yapıp, bilgi birikimine dayalı olarak yorumlar getiriyorlar; oysa birikimleri, objektif düşündükleri, bilgiyi konuşturdukları, siyah-beyaz diye bakmak yerine çok renklilikten yana olduklarını göstermek için işe yaramakta. Donanımları, yazdıklarının yönünü de, sınırlarını da bir dolu bilgi-belge arkasına saklamak için kullanılmakta.

Yani, bilimin kulesinden konuşuyor gibi görünmeye gayret ediyorlar ama sesin merkezden, egemenden, iktidardan ve güçten geldiğini görmemek mümkün değil.

Şimdi, aydını, daha iyi bir dünyaya ulaşmak için toplumların ve insanın önünü aydınlatma rolü ile tanımlamaktan yola çıkarsak, sisteme entegre olmuş bu aydınları, aydınlığın değil karanlığın fikir kazıcıları olarak tanımlasak yanlış mı olur!?