Yedi kat yerin altından uğultular geliyor
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN

Yeraltı Maden İş Sendikası’nın tarihini ve ‘Yeni Çeltek’ten Soma’ya’ maden işçilerinin direnişlerini bugünlerde yeniden-yeniden okumak gerekiyor. Taşeronlaşmanın hüküm sürdüğü, örgütlü direnişin önünün kesildiği, ülkenin kana bulandığı, halkın katledildiği bu günlerde anımsamalı, bilinmiyorsa öğrenilmeli. Yapmışlar/yapabiliriz diye düşünmeli. “Yedi Kat Yerin Altından Uğultular Geliyor – Yeni Çeltek’ten Soma’ya Maden İşçileri” kitabında; Onur Bütün’ün yalnızca maden işçi direnişlerinin belgeselini çalışırken ve derlerken titiz ve disiplinli bir emek üretmesinin görünürlüğünü değil, kendi fikirleriyle de katkıda bulunduğu, Sendika Genel Başkanlığını yıllarca yürüten Çetin Uygur’un maden işçilerinin tarihini kayıt altına almak ve onların komite-konsey örgütlenmeleri ile hayata geçirdikleri özyönetim örneklerini incelemek ve tartışmaya açmak diye özetlediği, sendikanın “Üreten Biziz, Yöneten de Biz Olacağız”, “Söz, Yetki, Karar Çalışanlara” ilkesini pratiğe taşıyan işçilerin hikayesini okuyacaksınız.

Çetin Uygur’la TAKSAV’da tanışma ve konuşma fırsatım oldu ve hemen sonrasında da sevgili Onur’un organizasyonuyla bir grup dostla birlikte yeniden buluştuk. O gece büyük bir sendikacıyı, devrimciyi, insanı dinledim... Onur Bütün’ün, Yeraltı Maden İş Sendikası ile ilgili yapmış olduğu çalışmanın tüm dökümanlarını, elindeki arşivi güvenerek bana bırakmasından kendi tabiriyle gönendim. Arkadaşlarımla birlikte planladığımız belgesel bir film projesinin ilk adımlarını atmış olduk.

Kitaba dönecek olursam, 1980 Askeri Darbesi sırasında sendikanın broşür, afiş, fotoğraf ve çeşitli bilgi ve belgelere el konulmasına rağmen -komite ve konseylerin nasıl kurulduğu ve işlediği, işgal edilen ve yasadışı üretim yapılan maden ocaklarında üretim sürecinin organizasyonunu, satış ve pazarlama sürecinde mahalle ve köy komitelerinin nasıl çalıştığını aktarmak gibi- verileri doğru edinmek için sözlü tarih çalışması, anketler, günlük ve not tutmalarla sorun büyük oranda aşılmış. Onur Bütün’ün geçmişte olanın şimdiyle olan bağlantısını kurmaya çalışan bir bellek tipini önemsemesi bu çalışmanın en önemli pratiği olarak karşımızda duruyor.

Ayrıca Bütün’ün kitabının beşinci bölümünde açtığı teorik tartışmayı bu tip belgesel çalışmalarda örneğine rastlanılmayan bir yaklaşım olarak önemsediğimi belirtmek isterim. ‘Sınıf mücadelesinden sınıf savaşına’, ‘savaşan bir işçi sınıfı örneği olarak özyönetim’, ‘zihin-beden emeği birliğinin sendikal örgütlenme ve komünizm ile ilişkisi’ gibi konu başlıkları çerçevesinde aktarımları/paylaşımları, yazarın katkı sağlayan ve eleştirel bakışıyla birlikte okuru da içine katan açık uçlu bir tartışmaya davet niteliğinde.

Altıncı bölümde “Ölü Madencilerle Anılan Soma” diye açılan başlıkta; Soma madencilerinin kısa tarihinden başlayıp, Soma katliamı sonrası madencilerin durumu, işçi ölümlerinden sorumlu olduğu için ilk kez sendikaya dava açılması, Soma maden işçileriyle yapılan söyleşiler ve anket çalışmaları da maden işçilerinin sorunlarını ve mücadelesini geniş bir perspektifle günceli de içine katarak sunulmuş. Özellikle anket çalışması metodolojik olarak son derece doğru bir zeminde, böylece istatiklerden çıkan sonuç bilinen bir gerçeği, Türkiye’de iktidarın, işçilerin hak arama mücadelesinde ne kadar acımasız olduğunu görünür hale getiriyor.

Son sayfalarda Yeraltı Maden-İş Sendikası arşivine ayrılmış. İşçi direnişlerinin savunucusu ve öznesi olmuş İrfan Demirkol; fotoğraf arşiviyle, aynı gerekçeyle Selçuk Demirel; afiş tasarımları ve karikatürleriyle; madencilerin sorunlarına, örgütlenmelerine ve mücadelelerine onlarla içiçe birlikte olarak katkı sağlamışlar. Benim ‘Militan Fotoğraf ve Fotoğrafçı’ kitabımda kastettiğim, militan sanat ve sanatçı tezimle örtüşüyor. Bu dayanışma, günümüzün kimi sanatçı ve aydınlarına örnek olmalı.

Hemen belirteyim ki; kısa kitap tanıtımının yetersiz olduğunun farkındayım, uzun soluklu, disiplinli ve eksik bırakılmamaya yoğun çaba gösterilmiş elimdeki bu çalışma hakkındaki düşüncelerimi kısa bir köşe yazısına sığdırabilmenin zorluğunun gerekçelerini siz okurların kitabı okuduktan sonra anlayacağınızı umuyor ve ipuçları vermekle yetinmemin yazara ve çalışmasına haksızlık olduğunu da kabul ediyorum. Affola. Kitabı okuyarak beni haklı çıkarabilirsiniz!