Yemen denkleminde İran-Suudi rekabeti
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Paris’teki Charlie Hebdo katliamının ardından gözlerin çevrildiği Yemen, 1990’daki güney ve kuzeyin birleşmesinden bu yana yeni bir iç savaşın eşiğinde. Eski devlet başkanı Ali Abdullah Salih’in görevini bırakmak zorunda kaldığı 2011’deki olayların ardından krizin daha da derinleştiği ülkede, ekim ayında başkent Sana’ya yürüyen ve büyük bölümünü ele geçiren Şii Husiler aylardır kontrol altında tuttukları kentte Cumhurbaşkanlığı Sarayını kuşattı. ‘Halk Komiteleri’ başkentte denetimi tamamen ele geçirdi, Başbakan’ın aracı kurşunlandı.

Husiler gelişmeleri “devrim” olarak nitelerken, karşıtlarına göre ise yaşananlar bir “darbe.” Uzun süredir İran ile Suudi Arabistan arasında çetin bir nüfuz savaşına sahne olunan ülkede Husilerin hamlesi uzmanlar tarafından da, “Suudi Arabistan’ın yenilgisi, İran’ın zaferi” olarak değerlendirilmeye başlandı. İran’a Akdeniz’de bir varoluş sağlayan Lübnan Hizbullahı misali, Şii Ensarullah Hareketi’nin (Allah’ın taraftarları) de Tahran’a Kızıldeniz’e ve Hint Okyanusu’na uzanma fırsatı vereceği yorumları dikkate değer.

Yoksulluk, adaletsizlik, etnik ve mezhepsel ayrılıkların damga vurduğu ülkede esas sıkıntı bu iç çelişkilerden kaynaklansa da, meydana gelen son krizde Suudi Arabistan-İran çatışmasının payı da az değil. 24 milyonluk nüfusun yüze 65’ini Sünnilerin, yüzde 30-35’ini ise Şiilerin oluşturduğu Yemen’de Husilerin sırtını İran’a dayadığı ve bu ülkeden cesaret aldığı bir gerçek. Sünni yönetimin arkasındaki güç ise Suudiler. Ülkedeki karışıklığı fırsat bilen İran, Ortadoğu’da kendisini Selefi örgütler üzerinden sıkıştıran Suudi Arabistan’a yanı başındaki Yemen üzerinden karşılık verdi. Yemen, Suudiler açısından bir baş ağrısı. Riyad yönetimi gerek mezhepsel kaygılar, gerekse de sınırları içinde yaşayan Şii azınlık nedeniyle Yemenli Husilerle ihtilaflıydı.

“Arap Baharı” sürecinde Suudiler uzun süre Salih’in gitmemesi için direndi. Salih’in ardından kontrolü mevcut lider Hadi üzerinden sağlamaya çalışsa da başarılı olamadı. Monarşi yönetimi; Sünni yönetim ve El Kaide unsurları ile Husiler arasındaki çekişmenin kendi lehlerine sonuçlanacağı beklentisindeydi. Ancak öyle olmadı. Riyad, İran’ın bu hatta girmeyeceğinden ve Yemen’den sağ çıkmayacağından emindi. Ancak Husi Ensarullah Hareketi’nin Sana’daki son hamleleri Suudileri hazırlıksız yakaladı. Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkeleri, İran’ın bölgedeki Şiiler üzerinde etkin olmasını, kendi güvenliği açısından bir tehdit unsuru olarak algılamakta. Bu kaygılar, Körfez Arap ülkelerini bir takım bölgesel işbirliği anlaşmaları imzalamalarına, Körfez İşbirliği Örgütü’nün ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

İran, Husi hareketini kendi güdümünde, Lübnan’daki Hizbullah’a benzer bir askeri ve siyasi güce dönüştürür mü bunu zaman gösterecek. Ne var ki İran’la Suudi Arabistan’ın bölgesel rekabeti, tarafların Yemen’de yürüttüğü vekâlet savaşı daha da kızıştıracak. Husilerin geçen ekimde Sana’da kontrolü ele geçirmesinden sonra İranlı milletvekili Ali Zekani’nin Husi savaşçılarının Sana’ya gelişini Bağdat, Beyrut ve Şam’ın ardından “dördüncü Arap başkentinin” İran İslam Cumhuriyeti’nin eline geçmesi olarak yorumlaması ortalama bir İranlının düşüncesi esasında.

• • •

Yemen bir yol ayrımında, çok boyutlu bir kargaşanın içerisinde. Güneyinde ayrılıkçı Güney Hareketi Yemen güvenlik güçleriyle, Şii Husiler ise Sünni yönetim, ordu, aşiretler ve de El Kaide’ye bağlı gruplar ile savaşıyor. Diğer tarafta ise Yemen El Kaidesi ile ABD karşı karşıya... Washington’un İnsansız Hava Araçları’nın (İHA) en fazla mesai yaptığı ülkelerin başında Yemen geliyor.

Kuzeydeki ayaklanma, güneydeki ayrılıkçı hareket, El Kaide’nin artan varlığı, ABD bombardımanı derken Yemen’in uzun bir süre daha istikrara kavuşması zor gibi. Kızıldeniz-Doğu Afrika-Hint Okyanusu üzerinden işleyen ticaret yollarının ve enerji akışının güvenliğinin sağlanabilmesi açısından önemli bir noktada bulunan Yemen’de yaşanan kriz  sadece bu ülkeyle sınırlı kalmayacak, tüm bölgeyi kasıp kavuracak bir ateş topuna her an dönüşebilir. Tahran - Riyad rekabeti ise ideolojik ve mezhepsel politikalar üzerinden devam edecektir.