Yeni anayasaya neden uysun?
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

‘Fiili durum’, ‘Yüzde 52 oyla seçimi kazanan CB’ vb deyim ve nitelemeleri dillerinden düşürmeyen zevat, anayasa konusunda da en ivecen davrananlar.

Burada iki büyük çelişki var:

İlk çelişki: “Seçim, Anayasa dışılığı ve ihlalini meşru kılar” iddiası.

İkinci çelişki: “Anayasa dışılığı ortadan kaldırmak için, yeni anayasa yapılmalı” görüşü. Bunun anlamı şu: Anayasa md.11’e rağmen, kişileri hukuka değil, hukuku kişilere uydurmalı.


Anayasa ihlali, meşru olabilir mi?
Hukuken; kaynağı hangisi olursa olsun meşruluğun ana ölçütü, görevi hukuk kuralları çerçevesinde yerine getirmektir. Meşruluk, üç aşamada aranır: Göreve gelişte, görev sırasında ve görevi devrederken. Bunun somut anlamı şu: CB, meşru yollarla göreve gelmeli (Anayasa’nın belirlediği çerçevede seçim), görev ve yetkilerini “Anayasa’ya saygı” çerçevesinde yerine getirmeli ve kullanmalı; görevi sona ermesi de, Anayasa’nın belirlediği usuller gereği olmalı.

Kimi zaman, göreve meşru olmayan yolla gelinir; ama eğer görev, hukuk çerçevesinde yerine getirilirse, görev sırasında meşruluk kazanılır. Buna karşılık, meşru yolla gelindiği halde, meşruluk görev sırasında kaybedilir. Burada ana ölçüt, yürürlükteki üstün hukuk kurallarına saygı gösterip göstermemek.

Bu nedenle, ‘fiili durum’ yanlıları, ‘anayasal düzen dışı’ durumu kabul etmiş oluyor. ‘Hukuk düzeni’ dışında görev ve yetki kullanımı, anayasa hukuku ve siyaset bilimine göre, meşru olmayan bir uygulama olduğuna göre, ‘fiili durum’ = ‘gayrimeşru yönetim’ demektir.

Siyaseten; ‘fiili durum’ deyimiyle olayın vahametini örtbas etmek isteyenlerin bir kısmı, daha ileriye giderek, fiili durum yaratan kişiye üstün liderlik özelliklerini de atfeder. Hatta gönderdiği mesajı okunurken bile el pençe divan dururlar. Oysa tarihte tam tersine, büyük liderler hukuk dışı ortamda (bunalımlı durumlar/olağanüstü koşullar) görev üstlenir; olağanüstü ortamı hukuk yoluyla olağan hale getirebildikleri ölçüde devlet adamı olma özelliği kazanırlar.



‘Fiili durum’, yeni anayasa ile son bulur mu?
İkinci büyük çelişki de şu: “Şimdi anayasa dışı bir durum var. Bu, ancak yeni bir anayasa ile giderilebilir” görüşü.

Bu öneri veya varsayım karşısında ilk soru şu: Anayasal düzenin ortadan kalkmasının nedeni ne? Devletin parçalanması mı, işgal mi, radikal rejim değişikliği mi, yoksa askeri bir darbe mi? Hiçbiri yok. Tek neden, tek kişi ve işte gerekçesi: “Anayasa kuralları, görev ve yetkilerime hukuki bir çerçeve çiziyor; her istediğimi yapmama müsaade etmiyor. Oysa anayasal organları ve devlet-toplum ilişkisini kendi dünya görüşüm ve hedeflerim doğrultusunda dönüştürmek için Türkiye’ye tek başıma hâkim olmak istiyorum”.

İkinci soru ise şu: Yürürlükteki anayasal düzene uymayan bir kişi, yeni anayasal düzene neden uysun?

Başka bir deyişle; ‘anayasal darbe’ dememek için, Anayasa dışı söylem, işlem ve eylemleri ‘fiili durum’ kavramı ile kanıksatmaya çalışanlar, yeni anayasa da, yine ‘fiili yol’ ile yapılırsa, ona hangi gerekçe ile karşı çıkacak? Dahası; yeni anayasal düzenin kurulduğu varsayımında, anayasa dışı uygulamalar karşısında ne yapacaklar? (Hukuka saygı, ortak toplumsal yarar gereği olduğu halde, buna meydan okuyan bir yönetim, dayatmacı anayasa süreci ile mi hukuken bilinçlenecek?)

Biraz geçmişe bakarak; tek kişinin hukuku arka plana atan yönetiminin -kendi gözüyle- ne denli ağır sonuçlar doğurduğuna üç aşamada ve üç örnekle değinelim:

-“Ne istediler de vermedik?” (AK Parti-Cemaat ilişkisi için): ‘paralel devlet’

-“Bizi aldattılar” (AK Parti-PKK ilişkisi için): iç savaş…

-“Görevden uzaklaştırıyorum; çünkü tahmin ettiğim gibi çıkmadı” (CB-Başbakan ilişkisi): ‘Külliye Kabinesi’, Anayasa’nın neresinde?


Büyük kavga, hukuk ve hukuk dışılık arasında
Bugünkü ‘fiili durum’, ülkeyi giderek kaosa sürüklüyor; eğer bunda ısrar edilir ve anayasa, bu duruma yine ‘fiili yol’ ile uydurulmaya çalışılırsa, ‘yeni anayasal düzen’de yönetilecek ülke kalmayabilir. Bu durumda, aynı kişi bu kez, “ben fiili durum yanlılarının oyununa geldim” mi diyecek? Ve bu durumun yarattığı hasarı, başkanlık rejimini savunan hangi anayasacılar telafi edecek?
Ya da, ‘anayasal düzeni’ sırf kendi meşruluğu için hazırlayan, ama buna da meydan okuyan Cumhurbaşkanı karşısında, bir zamanların ‘yetmez ama evetçiler’i gibi, “biz bunu öngöremedik” deseler de, artık iş işten geçmiş olmayacak mı?

Evet, gerçekten kavga büyük ve bu, ‘hukuk’- ‘hukuk dışılık’ ikileminde düğümleniyor.