Yeni bahar…
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER
“Sabah 9’da başlar bizim günümüz. Masanızda kahvaltı edip maillerinize bakarken CEO’muz …….. Hanım önünüzden geçer
“Sabah 9’da başlar bizim günümüz. Masanızda kahvaltı edip maillerinize bakarken CEO’muz …….. Hanım önünüzden geçer ve oldukça ilerletmiş olduğu Türkçesi ile gözlerinizin içine bakarak şahane gülümsemesiyle  “Günaydın” der. Öyle bir söyler ki, o an kendinizi mükemmel hissedersiniz.

Pazarlama bölümü ise enerjisi asla tükenmek bilmeyen, zeki ve çalışkan direktörümüz ……. eşliğinde sabah kritiği yapar. Gündemde genellikle yeni teknolojiler ve yeni ürünler vardır. Tüm ekip beyin fırtınası operasyonu yaparlar ve toplantı hala nedenini anlamadığımız bir şekilde kahkaha sesleriyle sona erer.”

Bu satırlar Casper Bilgisayar’ın,  “ Casper’da bir gün nasıl başlar?” başlığıyla yaptığı tanıtım sunumunda yer almaktadır. Sunumda  belirtildiği üzere bu firmada herkes çok mutludur. Şirket CEO’sunun bir günaydını ile çalışanlar kendilerini mükemmel hissederler ve toplantılar kahkaha sesleriyle sona erer.

Ancak gelin görün ki bir kısım ‘ayak takımı’ bu mutluluğu bozmak istemektedir. Sendika denen ‘virüs’ firmaya bulaşmıştır. Daha fazla yayılmadan derhal temizlenmelidir.Gerekli önlemler ivedilikle alınmalı, firmayı bu ‘ayak takımından’ izole etmelidir. İlk tedbir olarak ‘sendikal virüsü’ yayanlar kapı önüne konmuşlardır. Sıra kendini gizleyen diğer virüs taşıyıcılarını tespit etmeye gelmiştir. Bunun için bir duyuru yapılır;

“ İşyeri kurallarına aykırı davranışlarda bulunanların İnsan Kaynakları Bölümüne bildirilmesi rica olunur”

Gelin görün ki bu duyuru sabahları sihirli günaydınlar dağıtan Amerikalı CEO’yu memnun etmemiştir. Ağzından köpükler saçarak ilgilileri azarlamaktadır; “ Neden duyuruda ihbarcıların ödüllendirileceğini belirtmediniz, her şeyi ben mi söyleyeceğim, beceriksizler, embesiller…”

Önünde kırmızı önlüklü ‘ virüs taşıyıcılarının’ beklediği Casper Plaza’da bunlar yaşanırken Kartal, Dudullu, Gebze, Eskişehir, Kocaeli, Bursa  MESS’i titreten grev depremleri ile sarsılmaktadır. Ergenekon hezeyanı içinde olan AKP  yaklaşmakta olan tsunami’nin farkına varır varmaz  ileri demokrasi anlayışını hayata geçirmekte gecikmeyecektir.

Yarattığı ürküntü senaryosunu uygulamaya koyarken kendine özgü bir tür faşizmi mayalamaya çalışmaktadır.

Şüphesiz patron kesimi de gün bu gündür diyerek hazır bir korku ortamı yaratılmışken, hazır toplum bu saldırılar karşısında geri çekilmiş ve sinmişken, 20  ila 40 kuruşluk komik saat ücreti zamları ile bu sözde toplu sözleşme vartasını atlatayım düşüncesindedir.

Patronlar gün bu gün taleplerini arka arkaya sıralamaktadırlar:

Yaratılan bu ortamdan faydalanılarak kıdem tazminatları ‘sorunu’derhal patronlar lehine çözülmelidir.

Halkı korkutur ve sindirirken diğer yandan patronlarımız üzerinde ise  en ufak bir tedirginlik  kalmamalıdır. Çalışma yaşamındaki tüm kuralsızlıklar yasa ile meşrulaştırılmalıdır. Örneğin çocuk işçi çalıştırma yasağı kaldırılmalıdır.

Bir yandan “ fiş ile priz aynı olur mu?” diyerek kadınlar rencide edilmeli, diğer yandan ”Kadınların yer ve su altı  çalışma yasağının kaldırılması” gündeme getirilmelidir.

 Sağlıkta devlet ve vatandaşın daha yoğun söğüşlenmesi sağlanmalıdır. Medyada ilaç ve özel sağlık şirketleri için “tadı damağımda” programları hazırlanmalıdır.

Patronların bu talepleri elbette karşılık bulacaktır. Erdoğan’ın şifreli ‘yol’unda büyük adımlar atılmaktadır. Sağlık alanı bunlardan biridir.

Ankara Tabip Odası Yönetim  Kurulu üyesi H.Özden Şener’in yazısından bir alıntı; bir hasta yakını:“Bebeğimi devletin hastanesinde muayene ettirdim. Katkı payı diye bir aylık süt parasını maaşımdan kestiler.”

Bebekten katil yaratan zihniyet, bebeklerin sütüne el koymaktan da çekinmiyor gördüğünüz gibi. Elbette bu zihni kalın kabuklu zihniyet  Dr. Che Guevara’nın izinde olmayacaktır.

 Che’nin izinden gidenler sağlıkta gıpta edilen bir Küba yaratırken, hastaneleri bebek ölümleri ile anılan bir ülke yaratanlar beyan ettikleri gibi ne İbn-i Sina, ne Refik Saydam’ın  izinde olabilirler. Olsalar olsalar  ancak  Mary Shelley’in izinde olabilirler. Ancak tarih boyunca yok etmeye çalıştıklar o “ bir takım örgütler” direnmeye devam ediyor. Basın emekçileri, sağlık emekçileri, metal işçileri, öğrenciler ve diğerleri..       Birleşik Metal- İş 28 iş yerinde greve gidiyor. (Demisaş, Kroman Çelik, Çayırova Boru, Yücel Boru, Areva, Arfesan, Bosal, Bekaert, Doruk, Sarkuysan, Standart Depo, Aksan Metal, Çimsataş, Remas, RSA, Prysmian, SCM, Poly Metal, Paksan Makine, Başöz Enerji, ABB) Greve giderken de tüm emekten yana güçleri sınıf dayanışmasına çağırıyor. Bu çağrı şüphesiz yanıt bulacaktır.

ABD orijinli Cemaatin piyasacı yıkım politikalarına , yaratmaya çalıştığı sindirme, yıldırma politikalarına karşı şimdi üniversitelerde, sokaklarda işliklerde, fabrikalarda, plaza önlerinde bir arada olmak ve dayanışmayı örgütlemek zamanıdır.

Şimdi yeni baharın, yeniden baharın zamanıdır.