Yeni cumhuriyetin sahibi kim olur?
ENVER AYSEVER ENVER AYSEVER

Baştan söyleyeyim, “köy enstitüleri” ne zaman kapandı, cumhuriyet o gün yıkıldı. Amerikancı bir ordu önderliğinde, gerici, piyasacı bir devlet yaratıldı. AKP bu sürecin sonunda ortaya çıkan, üstelik ustaca gizlenmiş bir siyasal harekettir. Doğal olarak fırsatı bulunca da kendi öngördüğü İslamcı, faydacı ve kapitalizme asla itirazı olmayan bayrağı dikmek için elinden geleni ardına koymayacaktır. Bunu başarabilir mi? Milyonlarca insan eski cumhuriyetten elbette memnun değildi, şimdi sıra bu bilek güreşini kimin kazanacağını bulmaya geldi.

Futbol sahalarında ısrarla, dirençle “İzmir Marşı” söylenmesi, dilsiz kalmış bir halkın “ben buradayım” diye isyanıdır. İnsanlar üzerlerine giydirilmeye çalışılan deli gömleğini kabul etmek istemiyor ve çıkış yolu arıyor. Hedefi tam belli olmayan Adalet Yürüyüşü’nün bunca ses getirmesi, çekim merkezi olmasının nedeni budur. Şimdi herkes aynı soruyu yineliyor: “Yürüdük, peki elde ne var? Ne elde ettik?” Kuşkusuz bir yürüyüşle içinde bulunulan siyasal iklim değişmez, ancak bu yürüyüşün muhalif grupların gazını alma eylemine dönüşmemesi için mutlaka sağlıklı bir reçete ortaya konmalı. Bunun yolu yaz ortasında “Adalet Kurultayı yapmak mıdır?” diye sorarsanız haksız sayılmazsınız.

İlkin şunu bilmek gerek, sadece eylem olsun, basın bizden söz etsin, gündem belirleme öncülüğünü biz ele alalım diye bir kurultay yapılmaz. Hazırlıksız olunursa, Adalet Yürüyüşü sırasında elde edilen hava dağılır. Bana kalırsa “Nasıl bir cumhuriyet” sorusunu tartışmanın zamanıdır. Devlet olanaklarını en vahşi biçimde kullanan siyasal İslamcı iktidara somut gerekçelerle, günlük siyasetin sığlığı dışında bir yanıt vermek gerekir. Bunun için de üç beş yarım akıllının önerisinin peşine takılmak yerine, derli toplu bir metin çıkarmak ve sadakatle bağlı kalarak topluma söz vermek gerekir. Bu sözlerim salt CHP’ye yönelik değildir. Tüm toplumun bu türden bir tartışmaya, yol haritasına ihtiyacı var.

Hepimiz biliyoruz ki AKP en güç dönemini yaşıyor. Ağustos ayında doların beş lira seviyesine geleceği kaç zamandır dillerde. Bu; işsizliğin artması, OHAL koşullarının sertleşmesi anlamına gelir. Dahası, Konya-Beşiktaş maçında ortaya çıkan, bugüne dek benzeri görülmemiş toplumsal ayrışmayı tetikler. Hukuka inancın olmadığı bir ortamda üretim olmaz, yatırım olmaz. Yeni devlet kuracağım diye ortada dolanan AKP Vekilleri gemiyi ilk terk eden olur. Sorun onların ne yapacağı değil, emekçinin, dar gelirlinin, emeklinin düşeceği durumdur. Bu koşullar aynı zamanda bir fırsattır.

AKP karşısında yer alan yüzde elliden büyük kitle, neden bu siyasal İslamcılarla iş görmek istemediğini bilmekte ve dahası asla zafiyet göstermeyecek haldedir. Oysa AKP seçmeni olan yüzde elli için aynı iddiada bulunmak zor. Çaresizlik, küçük çıkarlar, reisçilik türü gerekçeler siyasi bir anlam taşımaz. AKP dağılma sürecine çoktan girdi. Kaybettiği referandumun ardından kendini yenilemeye çalışıyor, lâkin artık genel başkanları RTE’nin şahsi becerisi bu çöküş sürecini durdurmaya yetmez. Bunun en temel göstergesi de OHAL olmaksızın memleketi yönetemeyecek duruma gelinmesidir.

Ben önümüzdeki dönemde, bukalemun siyasetini başarıyla beceren AKP’nin “Kemalistler darbe yapacak” söylemine döneceğini düşünüyorum. Yeniden bir Kürt açılımı da uydurabilirler. Ancak bu numaraları yutar mı halk bu kez, emin değilim. Her geçen gün ağırlaşan koşullar karşısında bağırarak, hakaret ederek, beğenmediğini içeri tıkarak gidilecek yol kalmadı. Kaldı ki dünyada iyice yalnızlaşan Türkiye için zaten zor günler kapıda. Zorbalığın bir sonu vardır ve yazık ki tüm bir halk bedeli birlikte ödeyeceğiz. Peki, ne yapmalı?

Demokrat, sosyalist, cumhuriyetçi çevreler yeni bir yurttaşlık tarifi üzerinde acilen uzlaşmalı. Başkan adayı arayışı saçmalığından vazgeçilmeli ve son seçimin meşru olmadığının altı çizilmeli. Örgütlü toplum olmanın gereği yerine gelmeli. AKP’nin sosyal medyadan gelen tepkilerden bile ne denli korktuğunu biliyoruz. Nitekim zalimliğinin temel nedeni budur. En önemlisi karşı mahalleye şirin görünmek adına kendi değerlerinden vazgeçmemek gerekir. Görüldü ki; şehirli, okuryazar insanların oluşturduğu kitle bu ülkenin lokomotifidir.

Endişeme gelince; liyakat sorunu her siyasal çevrede geçerliliğini koruyor. Sadece şunu söyleyeyim, sosyal medyada üç beş “RT”, beğeni almak için parlak sözlere tutsak olmuş siyasilerle gidilecek yol yoktur. Onlar kendini bilir. AKP’yi yenmek sanıldığı kadar güç değil de, bu tipleri ne yapacağız, o ayrı mesele…