Yeni her zaman iyi midir?
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ
Önce şu soruyu soralım: Yeni nedir?

Önce şu soruyu soralım: Yeni nedir?

Aziz Nesin’e göre “yeni” benzer filmi gösteren sinemaların adına eklenen sıfattır. Ayrıntısını unuttuğum bir öyküsünde, kasabada sinema salonunun adına “yeni” eklenince, salon dolup taşıyor, rakip salon ise boş kalıyordu. Bu kez diğeri de başka bir “yeni” ekleyerek rekabeti kızıştırıyordu. Tam da bu zamanın öyküsüdür anlatılan. Film aynı film, salonun adı “Yeni Türkiye!”

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde yeni sözcüğü için, “Kullanılmamış olan veya az kullanılmış olan, eski karşıtı” denmekte. Ülkeyi 12 yıldır yöneten bir anlayışın kendine izafeten ülkeyi “Yeni Türkiye” olarak pazarlamasında, neresi yeni düşünmek gerek. Yeni sıfatındaki eski karşıtı açıklaması da ayrı bir ironi. Kendileri ve kuyruklarındaki medya üyeleri günde iki kere Osmanlı vurgusu yaparken, eski karşıtı olmalarını kendilerine nasıl yakıştırırlar! Üstelik yeni ile eşanlamı olan modern kavramının onlarda uyandırdığı dehşeti düşündüğümüzde, anılan yeninin aslında eskiye giydirilmiş bir yeni çarşaf olduğu anlaşılıyor.

İşte o çarşafı biraz aralayınca gördüklerimiz; birinci olarak, Anayasa başta olmak üzere, yürürlükteki tüm hukuk kurallarının ihlalini görüyoruz. Müstakbel cumhurbaşkanının halen başbakan ve parti genel başkanı olmasının ağır ihlal hali zaten yazılıp çizildi. Halef başbakan da, daha atandığı andaki konuşmasında orada oturan zata “Sayın Cumhurbaşkanım” diye hitap ederek, doğrudan anayasa ihlali yaptı. Seslendiği kişi mevcut cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmadığına göre, henüz olunmayan bir cumhurbaşkanlığını “oldurmak” ya silahla ve cunta ile olur, ya da o denli güçlü ve kendilerinde toplanmış devlet gücünün gayri meşru kullanımıyla olur. Çünkü süresinin bitimine, değil bir gün, bir saat bile kalsa, mevcut cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanıdır. Onu oradan silahla ya da külahla indirme arasında fark yoktur. Ve indirmek de, illaki oradan alıp, bir kışlada koruma altına almakla olmaz.

Yeni Türkiye’de, devletin tepesi, temsiliyet makamı hukuku tanımıyorsa, gayr meşru olan meşru olarak sunuluyorsa, ey bütün gayri meşru kardeşlerim, gözümüz aydın, size de yol açıldı demektir. Artık, ülkede hiçbir kimse ne Anayasa ile ne de herhangi bir yasa ile bağlı değildir. Yaşasın gayri meşruluğun meşruiyeti. Yeni olan demek ki budur.

Yeni Türkiye’de yeni bir demokrasi türü pohpohlanarak sunuluyor, yine “ilahi” güce sahip yeni Çankaya zatı nezdinde. İstişare demokrasisi, istişare kültürü diye yutturdukları yenilik, bu ülkede kadim bir uygulamadır; kapalı kapılar ardında karar almak! Mutlak bir hiyerarşiyi içeren istişare ne kadar yenidir? Böylesi kapalı istişare süreçleriyle demokrasinin temel direklerinden olan şeffaflık gerekliliği zaten mümkün değildir. Yine diğer bir temel direk, kamusal katılım ve denetim de böylesi kapalı istişarelerde işlemez. Demokraside istişare vardır ama temel olan eşit koşullarda tartışmadır. Aslolan istişare kültürü değil, tartışma kültürüdür ve bizde olmayan da odur. Öteki kalubeladan beri buralarda vardır zaten.

Şimdi yeniden soralım; yeni olan nedir ve yeni olan hep iyi midir? Yeni yanıtları değil, soruları ortaya atıyoruz daha çok. Yanıtları beraber bulmak için. “Yeni Türkiye” sinemasına yeniden hoş geldiniz.

Haftaya dize; “yorgun ruhların yorganı olur ay delikli yıldız ışıklı gece...”