Yeni iltica yöntemleri

“Kanallarda yayınlanan pek çok program ve o programlardaki isimlerden dolayı izleyicinin başka ülkelere iltica etme nedeni olarak bir günlük kayıt gösterilebilir. Bana ülkemde bu programlar izlettiriliyor denilebilir”…

Rasim Ozan Kütahyalı’dan alıntıladığım aşağıdaki paragraf, benim de daha önce genel olarak değindiğim, bilinçli televizyon yayınları ile insanlar üzerinde nasıl bir etki yaratılmaya çalışıldığına dair iyi bir örnektir. “2003-2005 arası bu dizi JİTEM’den aldığı talimatlarla her ama her bölüm toplum içine nifak soktu. Kin ve düşmanlığı kışkırttı, insanları provoke etti… Hrant’ın ve daha birçok insanın katledilmesini mümkün kılacak bir ortam bu sayede yaratıldı… Osman Sınav, Soner Yalçın ve Raci Şaşmaz o döneme dair sorgulanmalıdır… Kirli ilişkiler ağı ortadadır… Dizinin hemen her bölümüne sinmiş ırkçılık ve cinayet kışkırtıcılığı ortadadır…”*

Kütahyalı’nın uzun bir süredir ısrarla üzerinde durduğu, gündeme taşıdığı “Kurtlar Vadisi” adlı dizi ile “Ergenekon” arasındaki ilişkiyi, yakınlığı teşhis eden yazıları -elbette bazı kesimlerin önceden tahmin ettiği ya da dillendirdiği- bu çıplak hali ile medyaya pek yansımamıştı.

Kütahyalı, dini tarafları ağır basan Osman Sınav ve Şaşmaz kardeşleri ayrı tutması yönünde yine dindar kesimler tarafından eleştirildiğini de yazmış, ‘kendilerinden’ olanı ayrı tutmanın, kayırmanın aslında kalın paravanları olan derin ilişkiler yumağını bu yüzden çıplaklaştıramadığına da sitem etmiş. Elbette kirli olan ve her türlü araç ve enstrümanla örtülmeye çalışılan bütün gerçeklikler çıplak kalmalıdır, herkes kendisine yakın olanı –ideolojik, dinsel, dilsel, ırksal gibi birliktelikler gözetmeden – koruma, kollama, paklama işine soyunursa zaten şimdiye dek ne yaşananlar açıklanabilir ne de sorumlular sorgulanabilir. Zaten genel olarak televizyonlarda yayınlanan dizi ve programlara baktığınızda kimin kimleri nasıl yönlendirme, yönetme, uyutma, sindirme işine soyunduklarını açıkça görebilirsiniz.

‘APTALLAŞTIRMA YA DA UYUTMA PROJESİ’

Çölleşmiş yayıncılık stratejistliğinin kriz etkili çırpınışları dibe vurmanın yakın olduğunu göstermektedir. Tahrip edilen edebi metinlerden, kimliksiz yönetmenlere, ortaokul skeçlerini aşamamış senaristlerden samimiyetlerinin sorgulanması gereken oyunculara varıncaya dek, yürürlükte olan “aptallaştırma ya da uyutma” projesine dahil olan ve ancak birilerine hizmet eden bütün bu kadrolar kendi paylarını alarak geride kalanlara da biraz sosyal demokrat ya da aydın görünerek günü kurtarmaktadırlar.

Televizyon izleyicilerinin yakından tanıdığı isimlerin kısacık geçmişlerini eşelediğinizde pek çoğunun kirli ilişkilerini de görmüş olursunuz. Mafya zoru ile çeşitli “projelerde” yer alanlar, birilerinin desteği, kirli ilişkisi ya da reklam vaadi ile rol biçilenler. Ergenekon gibi derin örgütlenmelere tutunup ekranlardan eksik olmayanlar… Bakalım onlarda yargılanacak mı? Pek çok kişi, bir şehir efsanesi olarak; “öyle ünlü falan olmak pek işe yaramaz birilerinin seni kollayıp gözetmesi lazım, yoksa anında indiriverirler”, sözünü duymuştur mutlaka. Oysa şimdi içinde bulunduğumuz durumdan kesin olarak anlıyoruz ki şehir efsanesi falan yok bu düpedüz gerçek… Bakalım filmin sonu nasıl bitecek…

‘BÖYLE BAŞA BÖYLE TIRAŞ’

Geçtiğimiz günlerde, Okan Bayülgen ‘Disko Kralı’ adlı programında sunucu, şarkıcı, oyuncu, yapımcı, program, dizi vs tayfası ile dalga geçtiği “medya arkası” bölümün de, yayınlanan pek çok program ve o programlarda yer alan isimlerden dolayı izleyicinin başka ülkelere iltica etme nedeni olarak bir günlük kaydı gösterebileceğini söylüyordu. Bu arada hemen söylemekte fayda var, Bayülgen’in medya arkasında ilgilendiği program ve kişiler daha magazinel olanları, politik olarak çeşitli refleksler geliştirmeyi hedefleyen, milliyetçiliği körükleyen -primtime kuşağı her ne ise- diğerleri, yani yukarıda değinmeye çalıştığım sinsi bir projenin içinde yer alan kişi ve programlar, format gereği medya arkası bölümde dikkate alınmıyor. İncelenmiyor, dalga geçilmiyor. Oysa ki, bu kastettiğim programları “bana ulusalcı ya da milliyetçi olmayı öğretiyorlar- dayatıyorlar” diye gidip şikâyet edecek olsanız, belki de Bayülgen’in işaret ettiği programlar değil de ciddi olarak bunlar iltica nedeni olarak kabul edilir ve gerek dahil olan kurumsal oluşumlara ve medyadan sorumlu kurumlara ciddi yaptırımlarda gelebilir. Her ne kadar Okan Bayülgen’in durumu bir paradoks yaratıyor olsa da, Türkiye’de televizyon ya da daha genel başlığı ile medya yapılanmaları kirlenmişliğin, çıkarcılığın ve sahteciliğin merkezini oluşturmaktadır. Ve öyle aydın deyişli; “her şey kumandanın ucunda isteyen istediği programı izler” repliği ya da “böyle başa böyle tıraş” geyiği oldukça geride kalmış ve bu tepeden bakışın haksızlığı ispatlanmıştır. İnsanlar ne verirseniz onu bal gibi de alıyorlar.

Diğer bir yandan -tek işi- sadık televizyon izleyiciliği olan kitleye, kökü Arthur Miller’lara, Tennesse Williams’lara dek uzayan Amerikan yapımı dizi ve programları yaygın gösterimlerle yayınlayacak olsanız, düne kadar ‘enayi’ yerine konan o sadık izleyici emin olun koltuğundan doğrulduğu gibi olanca öfkesiyle yapımcı, yönetmen, oyuncu, senarist, yayıncı çetesini Çin’e kadar taşla sopayla kovalar. Hazır, linç kültürünü de kendi elleriyle yaygınlaştırmışlarken eninde sonunda gelip kendilerini bulacağı günü bekliyoruz…

  • Rasim Ozan Kütahyalı, JİTEM’in Kurtlar Vadisi operasyonu”, Taraf Gazetesi 04.02.2009

BİZİ TAKİP EDİN

360,161BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,247TakipçiTakip Et
7,971AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL