Yeni Sinema Kanunu neler götürüyor?

Ülkemizdeki neredeyse tekelleşmiş bulunan yegâne dağıtımcı Cinemaximum, Mars Grubu’dur. Örneğin, Mecidiyeköy-Maslak hattında sinemaya gidecek olsanız buradaki altı sinema kompleksinin dördünün CGV’ye ait olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla CGV dışında bağımsız filmlerin Türkiye’de yaşama şansı çok düşük

MURAT TIRPAN

Yeni yılla birlikte başlayan ‘mısır tartışması’ yeni sinema kanununun komisyondan geçmesi ile başka bir boyuta evirildi. Artık önümüzde kanuna dönüşmek üzere olan bir düzenleme var ve bilet fiyatlarının dışında başka meseleleri de konuşmak gerekiyor. Yeni kanunun neler getirdiğine, daha çok da neler götürebileceğine odaklanmaya çalışalım.

Kamuoyunda kısaca yeni sinema yasası olarak bilinen AKP’li milletvekillerinin imzasıyla resmileşen kanunun asıl adı “Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun” Dolayısıyla Meclis’ten yakında zamanda geçmesi beklenen düzenlemenin temel amacı sinema filmlerinin değerlendirilmesi, sınıflandırılması ve desteklenmesi. Sinema Genel Müdürlüğü çatısında halihazırda bir sınıflama, değerlendirme ve destekleme süreci mevcuttu, ancak yeni kanun ile bu süreçlerde birtakım değişiklikler yapılmış durumda. Yeni kanun belki de mısır tartışmasından daha önemli, daha problemli düzenlemeler içeriyor.

MISIR MESELESİ ÇÖZÜLDÜ!

Aslında son dönemde majör yapımcıların Cinemaximum/CJ Group (bundan sonra CGV olarak anacağımız) ile olan atışmalarının kamuoyunu meşgul etmesinin nedeni de mevzubahis kanunun komisyondan çıkmak üzere olmasıydı. Bilet fiyatları üzerinden yapılan oyun zaten bir süredir vardı, ancak yapımcıların pastadan daha fazla pay almaları gerektiğini savunma ihtiyaçları CGV’nin Meclis kapılarında kulis yapmaya başlaması ile ortaya çıktı. CGV’nin istediği şeyleri anlamak zor değil, firma temelde sinema salonlarındaki reklam sürelerinin mümkünse aynı kalmasını (21 dk.), mısır vb. satışları ile uyguladıkları kampanyaların değişmemesini istiyordu. Ancak meselenin ünlü yapımcı/sanatçılar tarafından kamuoyunda teşhir edilmesinden sonra bu kulisler işe yaramadı ve kanunda CGV’nin istemeyeceği değişiklikler yapıldı. Örneğin yeni düzenleme ile dağıtımcı firmanın promosyon yapması artık yapımcı ile mutabık kalma şartına bağlanıyor. Dolayısıyla CGV artık biletlere dair yaptığı kampanyaları filmin yapımcısının izni olmadan gerçekleştiremeyecek. Bu anlamda ilk raundu yapımcılar kazandı denebilir.

Ancak bunun ikinci raundu da olacak gibi. Ayla’nın yapımcısı Mustafa Uslu’nun Çiçero isimli filmi vizyona girdi bile. Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan ve Şahan Gökbakar ile birlikte bu filmin yapımcısı da Cinemaximum’u boykot amacıyla bu filmi vizyona sokmuyordu ancak görünüşe göre Uslu bu kararından kolayca dönmüş görünüyor. Bu kavga ve yeni kanun bağımsız sinemacılar için yeni bir kapı (kendi filmlerini yapmaları değil de maddi kazanç açısından) açabilir. Kulislerde CGV’nin gişe yapabilecek filmlerle gelen bağımsız sinemacılara kapıyı araladığı, gereken parayı sağlamayı vadetme planlarında olduğu söyleniyor.

BAĞIMSIZ SİNEMACILAR CEPHESİNDE DEĞİŞEN YOK

Elbette yapımcı/dağıtımcı savaşında haksız kazancın önü kapatılmalıdır, buna kimsenin itirazı yok ancak asıl mesele başka bir yerde tüm heybetiyle durmaktadır. Ülkemizdeki neredeyse tekelleşmiş bulunan yegâne dağıtımcı Cinemaximum, Mars Grubu’dur. Bu şirket mevcut sinema salonlarının neredeyse yarısını (sektörün yüze kırk beşinin sahibi) tek başına elinde tutmaktadır ve yeni salonlar açmanın peşindedir. Rekabet Kurulu’nun adaletsiz bir şekilde uygun bularak izin verdiği AFM birleşmesinden sonra Mars Grubu, ülkedeki salonların yarısına yakınına tek başına sahip olmuştur. Nitelikli koltuk diyebileceğimiz, yani sinemaya daha çok gidilen ve biletlerin pahalı olduğu İstanbul gibi büyükşehirlerde bu oran daha da yüksektir. Örneğin, Mecidiyeköy-Maslak hattında sinemaya gidecek olsanız buradaki altı sinema kompleksinin dördünün CGV’ye ait olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla CGV dışında bağımsız filmlerin Türkiye’de yaşama şansı çok düşük. Örneğin Müslüm filmi nedeniyle birçok bağımsız yapım vizyon takvimine girme şansı bulamadı ya da riski alarak zarar etti. Bu şartlarda bağımsız sinemacılar filmlerini gösterime sokacak salon dahi bulamamaktadır, bu tekelleşmeye karşı itirazları da dikkate alınmamıştır.

DESTEKLER SİYASİ İRADEYE BAĞLI

Özellikle bağımsız sinemacıları ilgilendiren bir başka konu kuşkusuz Bakanlık destekleridir. Yeni düzenleme ile (hangi şartlarda verileceği net olmayan dizi desteği gibi) yeni destekler belirlense de karar verici kurulların yapısı önemli bir şekilde değiştirilmektedir. Şu anki durumda ana kurul, on meslek birliği temsilcisi, üç Bakanlık ataması ve bir Genel Müdür olmak üzere toplam on dört kişiden oluşmakta olup çoğunluk, meslek birliklerinde, sinema sektörü temsilcilerindedir. Yeni düzenlemede ise kuruldaki üye sayısı yediye düşürülmekte ve dört Bakanlık ataması, üç meslek birliği temsilcisi şeklinde daraltılmaktadır. Ayrıca bu “üç meslek birliği”nin hangileri olacağı konusunda da karar tamamen bakanlık tasarrufuna bırakılmıştır. Buna ek olarak destekler için Cumhurbaşkanlığı onayı alınması gerektiği de düşünülürse, kararların neredeyse tamamen Bakanlık tarafından verilebileceği bir düzenin oluştuğunu görebiliriz ki bu son derece sakıncalıdır. Ayrıca bu tür düzenlemeler ne yazık ki bağımsız sinemacıların destek alabilmek için bilinçli ya da bilinçsiz bir otosansür mekanizması geliştirmesine ve ‘sakıncalı’ konulardan uzaklaşmasına yol açabilmektedir.

“UYGUN BULUNMAYAN FİLMLER”

Yeni teklifin önemli bir parçası olan denetim ve sınıflandırma konusunda ise yakın zamanda aralarında Nuri Bilge Ceylan, Yılmaz Erdoğan ve Çağan Irmak’ın da olduğu birçok yönetmen, yayınladıkları bildiri ile endişelerini dile getirmişti, Meclis’teki muhalif partilerin milletvekilleri de yasayı eleştirmişti. Dikkatimizi yöneltmemiz gereken nokta yönetmenlerin bildirilerinde de bahsi geçen “komisyonca uygun bulunulmayan filmler ticari dolaşıma ve gösterime sunulamaz” ibaresidir. Bu yaklaşım açıkça bir yönetmenin çektiği filmin gösterilmesinin bir devlet kurumundan onay almasına bağlı olması anlamına gelmekte. Dolayısıyla bir yönetmenin binbir emekle çektiği film, onay almadığı için hiç gösterilemeyebilir. Eski değerlendirme sisteminin de Eser İşletme Belgesi üzerinden bir tür denetleme mekanizması içerdiğini biliyoruz (bazı meslek birlikleri bir şeyin değişmediği gerekçesiyle durumu savunsa da) ancak bu yeni kanundaki maddeye karşı çıkılmasını gerektiği gerçeğini değiştirmez. Şunu da eklemek gereklidir ki bu sınıflandırmanın hangi değerlendirme kriterlerine göre yapılacağı halihazırdaki sistemde belirli olmadığı gibi yeni düzenleme de bu konuyu kurul üyelerinin keyfiyetine bırakmaktadır.

Yeni kanunla gelen (desteklerin karşılıksız olması dışındaki) belki de en olumlu değişiklik reklam sürelerinin kısaltılması olabilir. Düzenlemeye göre sinema filmi öncesinde gösterilen reklamların süresi en fazla on dakika olmak zorunda.

Nihayetinde Yeni Sinema Kanunu, destekleri belirleyecek kurulda yapılan değişiklikler, sınıflandırma sisteminde kolayca sansüre varabilecek bir denetleme mekanizmasının korunması, bağımsız sinemacıların yaşadığı zorluklara bir çözüm getirmemesi, tekelleşmeye dair bir müdahalede bulunmaması nedeniyle son derece sorunlu olduğu söylenebilir.

BİZİ TAKİP EDİN

360,157BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,247TakipçiTakip Et
7,974AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL