Yeni Türkiye’nin hâkimi
AYÇA SÖYLEMEZ AYÇA SÖYLEMEZ

‘Yaptım, çünkü yapabiliyorum.’

İzmir’de ‘Hayır’ eylemi yaptıkları, yani YSK’yi protesto ettikleri için tutuklanan altı öğrenci ve bir gazeteciyle ilgili mahkeme kararı, yaklaşık olarak, böyle.

Örneğin belgeselci, gazeteci Kazım Kızıl, 17 Nisan’daki ‘Hayır’ eyleminde, Bornova’da gözaltına alınan 19 kişiden biri. Kızıl, eylem alanından gözaltına alınıyor ama tweet’lerine bakılınca ‘Halkı kin ve düşmanlığa teşvik’ ile de suçlanması uygun görülüyor. Yani sulh ceza hâkiminin karşısına, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet ile gözaltı gerekçesiyle ilgisi olmayan ‘halkı teşvik’ suçlamalarıyla çıkıyor.

Peki, neden tutuklanıyor? Dosyada kendisine yöneltilmeyen bir suçlamayla: Cumhurbaşkanına hakaret. Bu hakaretin nereden geldiği, hangi gerekçeyle tutuklama kararına girdiği meçhul. Savcı bile bilmiyor çünkü dosyaya bu suçlamayla ilgili bir delil koymamış.

Mahkeme kararının tuhaflıkları burada bitmiyor:

Üniversite öğrencileri Emine ve Barış, 17 Nisan’daki eylemde gözaltına alındı. Onlar direkt olarak ‘cumhurbaşkanına hakaret’ ile suçlandı. Ancak 17 Nisan günü yapılan protesto eyleminden değil, bir gün önce katıldıkları ama tutuklanmalarına başka savcılık ya da mahkemece gerek görülmeyen 16 Nisan eyleminden tutuklandılar.

Sanırım hâkimlik acele tutuklama telaşıyla tarih, eylem, suçlama, delil gibi esas ve usullere pek takılmadı?

Gözaltındayken bayrak önünde fotoğrafının çekilmesini “Ben suçlu muyum, ne yapıyorsunuz” diyerek reddeden Hasan da polislerin tuttuğu tutanak delil gösterilerek “Türkiye bayrağını yırtmaya teşebbüs” ile suçlandı. O da tutuklu.

Skandalların ‘en güzelini’ sona sakladım:

Hâkimlik tutuklama kararına, ‘olağanüstü hal durumunda olduğumuzu ve hâkimliğin böyle durumlarda önleyici karar verme yetkisi olduğunu’ yazdı. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 21 Nisan tarihli kararında, eylemde gözaltına alınanlardan yedisinin ‘daha önce de başka eylemlere katıldığı, ısrarla aynı suçu (eyleme katılmak), yoğun olarak işlediği’ yazıyor.

Bu bilgiye dair dosyada hiçbir delil yok. Savcının da buna dair bir bulgusu (resmi belgelerde) yok. Bu durumda acaba hâkim, öğrencilerin ‘ısrarla ve yoğun şekilde eylem yaptığını’ nereden biliyor?

Dosyada bu konuda bilgi olmadığı halde bazı öğrenciler hakkında başka soruşturmalar olduğunu nereden öğrendi?

Dosyada bulunmayan bilgiler, karara nasıl tutuklama sebebi olarak yansıdı?

Daha da önemlisi, kanunda ‘ısrarla ve yoğun şekilde eylem yapmak’ diye bir suç mu var? Veya mahkemenin, OHAL’de ‘önleyici tutuklama’ (ne demekse) diye bir yetkisi mi var?

Yoksa öğrencileri gözaltına alan polisin, savcıdan bile habersiz yazdığı bir ‘bilgi notu’ mu var? (Bu doğruysa, tutuklama kararı da aslında polise ait olmuyor mu?)

Hepsi bir yana, eski Türkiye’nin yargı teamülünde, hakaret veya gösteri yasasına uymamak suçlamalarından tutuklama işlemi yapılması yoktu.

Ancak skandallar sadece yargı aşamasında değil, infaz aşamasında da devam etti:

Hapishane girişinde özellikle kadınlara çıplak arama yapıldı. Geçen cuma tutuklanıp Şakran Cezaevi’ne gönderilen yedi kişiye üç gün içme suyu verilmedi, “tuvalet musluğundaki suyu için” dediler.

İzmirli ‘Hayır’ eylemcilerinin bazıları hapishanedeyken bazıları halen gözaltında, ifadeleri bile alınmadı. Gözaltında olanların içinde, İzmir’de tanıştığım en güzel insanlardan Arman da var. Bugün savcılığa çıkarılmaları bekleniyor.

Umarım dosyaya hâkim olan bir hâkime rastlarlar.