Yeni Türkiye’nin yeni ahlakı
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Soma’da olan Mecidiyeköy’de yinelenmişti; Ermenek’te de aynı ‘tezgah’ uygulandı. Katilin, cinayet yerine dönmesi gibi iktidar tüm simgeleriyle çullandı madenin ağzına. Bakanlar apar topar çöreklendiler madenin başına; kurtarma ekipleri, ambulanslar, Kızılay, psikososyal destek birimleri, kameralar ve tabii ki polisi, jandarması, özel güvenlikçisi, korumasıyla binlercesi, suçun üzerini örtmek, sorumluları gözden kaçırmak için üşüştüler yakınlarını bekleyen insanların üzerine.

Medyaları hemencecik suçluyu buluverdi; meğer işçiler ne zalim koşullarda ve nasıl da hiçbir güvenlik önlemi alınmadan, köle gibi çalıştırılıyorlarmış!!! Hayret kimsenin de bu durumdan haberi yokmuş; nasıl olsunmuş ki! Başbakan, sitem bile etti, neden bize haber vermediniz, bir telefon etseydiniz ya, diye! Neyse ki şimdi özel bir telefon hattı kurulması talimatını vermişmiş, bundan sonra benzer durum olursa ve ‘işçi kardeşi’ telefonla bildirirse anında kapatacakmış o madeni!

Bu denli büyük bir ahlaksızlık bu kadar pişkin bir şekilde ifade edilince, insani bir yanıt vermek de olanaksızlaşıyor. O vakit karşınızdakinin hakikati bilmediğinden değil tersine bile isteye ahlaksız olduğundan böyle yaptığını anlıyorsunuz.

Hadi bir önceki ‘milletinin bağrından kopup gelmiş’ akıl yürütmeleri, çözümlemeleri mahalle kahvesi sınırlarını geçmeyen; canım ne yapalım halkın diline tercüman oluyor diye güzelleme yapmaya fırsat verecek özellikteydi. Oysa şimdiki okumuş yazmış adam, profesör, zorla da olsa Marx bile okuduğu iddiasında, allame yani.

Bal gibi biliyor bu cinayetlerin asli sorumlusunun başında bulunduğu iktidarın kurduğu ‘düzen’ olduğunu. İnsanları 200 yıl öncesinin vahşi kapitalizm şartlarında, köle olarak çalışmaya zorlayan düzeni kendilerinin getirdiğini; sendikal hakları ortadan kaldırarak, kamu denetimini bile rüşvet tarifesine bağlatarak, kamu malı olan madenleri taşeron eliyle ortak olarak yağmaladıklarını bilmez olur mu?

Madenin ağzında koruma ordusunun arasından din, iman, kader diye zırvalarken, sanki devletin tek görevi ‘kurtarmak’ mış gibi yaparak, üstelik onu da dev bir şova çevirerek, sanki mistik bir gücü varmış gibi, İstanbul’dan ahtapot getirtiyoruz, ah o bir gelse her şeyi çözecek diye acı içindeki insanların umudunu daha da sömürürken, bütün bu yapıp ettiklerinin gerçek suçluyu gizlemekten başka bir anlamı olmadığını tabi ki biliyor.

Koskoca profesör; önemli olanın kurtarmak değil korumak olduğunu bilmeyecek değil ya. Daha da ahlaksız olanı aslında tüm o mizansenin kurtarmak da değil kurtarır gibi yapmak için uygulandığını biliyor olması.

Korumak hem karı düşürüyor hem de propagandaya katkısı yok; kurtarır gibi yapmak ise hem daha medyatik hem de karlara bir zararı yok.

Ama korumak, önlemek hem şov imkânı tanımaz hem de halkın güvenliğini ve refahını artırırken kendilerinin yağma düzeninin işlemesini engeller. Tüm madenler, inşaatlar, fabrikalarda işçi güvenliği sıkı denetlenirse, can kaybı kaçınılamayacak en az orana düşürülürse, işçi hakları devletçe koruma altına alınırsa işveren karı düşer ve o kardan kaptıkları pay da azalır.

Oysa kurtarır gibi yapmak; işte kurtarma ekipleri, ambulanslar, doktorlar, ahtapotlar, kameralar, medya bir çekirge sürüsü gibi felaketin üzerine çöreklenip, sorumlusu olduğu cinayetten bir de nemalanmak için fırsat da yaratır.

Devletimiz çok güçlü; ‘felakete’ maruz kalanlara ev veriyor, çocuklarına oyuncak dağıtıyor, felaket bölgesinde günlerce kazan kaynatıp aş dağıtıyor; ölenlerin en az bir yakınını kamuda güvenceli bir işe sokuyor; daha ne yapsın! Soma’da oyuncaklara, hediyelere, giysilere boğulan ölen işçilerin çocuklarına bakan diğer çocuklar, keşke bizim de babamız ölseydi, diyorlar. Devlet aileden birini öldürdüğünde kalanlara kan parası veriyor; Çalışma Bakanı da zaten asansör cinayetinde işverenin kan parasını makbul bulmuştu ya, aynı durum. Kelle koltukta işverenin ve işbirlikçisi iktidarın karına kar katmaya gidenlere, ölürsen merak etme kalanlarına iyi bakacağız demiş oluyorlar.

Bu da AKP iktidarının ‘yeni ahlakı’ oluyor.