Yeni yetinmecilikler ve Haziran ufku
ÖNDER İŞLEYEN ÖNDER İŞLEYEN
Söylenebilecek her şeyi AKP’ye hayır diyen milyonlar, söylemiştir: AKP’yi asla iktidara taşımayın

Seçim koalisyon tartışmaları ile sürüyor. ‘Devleti başsız bırakmamak’, ‘ülkeyi kaosa sürüklememek’ türünden yabancısı olduğumuz tüm sözler, solun da dünyasına bir biçimde girerek, normalleştiriliyor. En kötüsü, solun bir kısmı böyle düşünmeyi yadırgamıyor. Bunu bir zaruret olarak görüyor. Bu karmaşa içerisinde seçimler ve sol üzerine en azından öne çıkan kimi başlıklarda –seçim akımı içinde biraz da yasak(!) kavlinden sayılan- tartışmaları yapmak –eğer o da istikrara zarar vermeyecekse- yerinde olacaktır.

I- Seçim, Erdoğan ve AKP iktidarını sınırlandırdı. Başkanlık Sistemi gündemden kalkarak, Sarayı çevreleyen çember biraz daha daraldı. Taşların yeniden dizilmesine yönelik mücadele, -koalisyon tartışmalarının da arka planında işlediği üzere- şimdi bu güç ilişkileri çerçevesinde sürecek. Önümüzdeki dönemde, bu arayışın sonucunda nispi anlamda dengeler kurulsa bile, uzun süreli bir siyasi kriz belirleyici olacaktır.
Bu kriz karşısında, hakim sınıflar içinde uzun zamandır gündemde olan çözümlerden birisi Erdoğan gölgesinden kurtulmuş AKP’nin restorasyonuna dayanıyor. Bu noktada, liberal kesimler yeni bir yetmez ama evetçiliğe yelken açarak AKP’nin restorasyonunu da içerecek bir koalisyonu gündeme taşıyor. A.Gül’ün, danışmanı tarafından Erdoğan’ın zıttı olarak parlatılması hatta bu seçeneği de bir yana bırakıp –Nuray Mert tarafından dile getirilen- Erdoğan’ı yargılama arayışından vazgeçerek AKP’nin içinde olduğu ‘demokratik restorasyon’ önerisi, muhtemelen önümüzdeki günlerde ‘demokratik devrimin yeni evresi’ olarak daha çok gündeme taşınacak.


II- Solda da naifçe bu tür beklentiler içinde olanlar var. Seçim öncesindeki tartışmalardan başlayarak, AKP’nin sandıkta geriletilmesinin –objektif sonuçlarının ötesinde- AKP rejiminin tasfiyesi anlamına geleceği yönündeki abartılı yaklaşımlar, seçim sonucunda da hızlı bir çöküş beklentisine yol açmış durumda. AKP’nin –HDP’nin barajı aşmış olmasının azımsanmayacak katkısı ile- gerilemesinin yarattığı görece imkanlar, kuşkusuz ki önemli. Ancak, bu durum AKP rejiminin yerleşik hale gelmiş ve dolaylı olarak farklı siyasi akımları da belirlemeye devam eden gücünü görmezden gelmeye yol açmamalı. AKP, kurucu bir Parti olarak rejimi Saray merkezinde tekelleştirdi. Devletin stratejik baskı aygıtları üzerindeki hakimiyeti ile birlikte, yukarıdan aşağıyla örgütlendirilmiş cihadist-faşist çetelerle kurduğu ilişkiler temelinde toplumsal alanı kuşatmış durumda. Bunun seçim aritmetiği ile ortadan kalkmasını beklemek büyük bir hata olur.
Böylesi bir yaklaşımın asıl sorunu ise, muhalefet dinamiklerini parlamento düzlemine sıkıştırarak, burjuva siyasetinin labirentlerindeki arayışlara yöneltmesidir. Bu düzlemde belirlenen siyaset içerisinde –dün dündür bugün bugündürcülük bir yana- mücadele rejim eksenine sıkıştırılıyor.


III- Seçimde üzerinde durulması gereken noktalardan birisi de, siyasetin AKP rejiminin ideolojik sınırları içerisinde cereyan etmesiydi. Emperyalizmin, sermayenin ve gericiliğin eleştirilerden muaf tutulduğu, dini referansların bütün kürsüleri kapladığı bu düzlem gerçek bir seçeneği işaret etmiyor. Erdoğan’ın çuvala artık sığmayan mızrak uçlarını törpülemekle sınırlı bu siyaset, solun-muhalefet dinamiklerinin kör noktalarını da gösteriyor. Erdoğan’ın bir karabasan misali 13 yıllık iktidarının yarattığı bunaltıcı iklimin de etkisiyle, Gezi milyonlarının sandıkta –stratejik oy kullanma denilen- bir taktiğe yönelmesinde anormal bir şey yok. Burada tartışılması gereken bu eğilimden öte, solun-muhalefetin ufkunun da bununla sınırlanmasıdır.

IV- Seçimlerin solda en çok tartışılan öznelerinden birisi olan Birleşik Haziran Hareketi’nin seçim tutumu, tam da bu noktada önem kazanıyor. HAZİRAN, bir yandan seçimleri bütünüyle önemsizleştirmeyen bir tutum alırken, aynı zamanda ufkunu seçimle-parlamentoyla sınırlamayan başka bir iddianın da taşıyıcısı oldu. Siyaseti oy tutumuna indirgeyen sığ yaklaşımların, ilerici-demokrat toplum kesimleri arasında sandıkta kurulan dayanışmayı anlaması, bunun sandığa yönelik etkilerini değerlendirebilmesi pek beklenmemeli. Ancak seçimin olumlu yanlarından birisi de bu oldu.
HAZİRAN’ın siyasetini, temelde Gezi-Haziran direnişiyle kurulan bugüne ve geleceğe ilişkin bağ belirledi. Haziran Meclislerinde siyasete çağrı, tam da burjuvazinin belirlediği sınırlara hapsolmayan Gezi’nin çağrısıydı. Bugün sürüp giden koalisyon tartışmalarında havada uçuşup duran sözlere bakılarak, bunun ne ifade ettiği daha iyi anlaşılabilir.
7 Haziran sonrasında da yapılması gereken, Haziran’ın seçimde işaret ettiği birleşik mücadele fikrini büyütmektir. O yüzden, şimdi ortalığı kaplayan burjuva siyasetin oyunları içerisindeki biçimlenen iişkiler ve tartışmaları bir yana bırakıp Subcomandante Moisés’in ifadeleriyle, “Kafa yormakla, çözümlemekle, düşünmekle, eleştirmekle, yaşadığımız yerlerde ve zamanlarda kendi ritmimizi ve yolumuzu bulmakla yükümlü olduğumuzu düşünüyoruz.” Gerçek anamda kazanmanın yolu böyle açılabilir.


V- Seçim yazısı olunca, koalisyona ilişkin de bir kaç söz beklenebilir. Burada söylenebilecek her şeyi AKP’ye Hayır diyen milyonlar, söylemiştir: AKP’yi asla iktidara taşımayın, üzerini kapattığı suçlarının hesabını sorun.

Elbette söylenmesi gerekenler bununla sınırlı değildir. Çünkü Gezi’den başlayarak halkın arayışı da bununla sınırlı değildir. Şimdilik, reel siyesete uysa da uymasa da söylemeliyiz ki, isyan ve direniş damarlarında açılan yolların izinde tek yol devrim.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız