Yerimiz dar yenimiz de
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Bedenin biçim değil, eylem olduğunu, bedenin mekân ama aynı zamanda kendi mekânını yaratan mekân olduğunu duyumsadığınızda duvarlar yıkılacak

Geline “oynar mısın?” diye sormuşlar, “yerim dar” demiş. Yer göstermişler, “yenim dar” demiş. Yerimiz dar, giderek de daralıyor. Yer vardı ama oynamaya gönlümüz olmadığı için dar dedik; yer gösterdiler, bu kez de yenimiz dar dedik.

Gönlünüz yoksa bahane çok. Ama bu sefer gerçekten yerimiz ve yenimiz dar, bırakın oynamayı, kımıldayamıyoruz bile. Oynamadan, halaya durmadan birlikte yaşamayı nasıl öğrenebiliriz ki? Oyunlarla, oyunlarda kurulur dünyalar.

Çocukluğumuz mahallede geçti. Evlerin arasındaki boşluklarda oyunlar oynar, oynadıkça birlikte mikro dünyalar kurardık. O zamanlar âlem henüz sanal değildi, el âlemle birlikte sokaklarda düşe kalka büyüdük. O günlerden kalma yaralarımız var. Büyüdükçe hayallerimiz de büyüdü ve oyunlarımızı caddelere, meydanlara taşıdığımızda mevcut dünyanın yerine başka bir dünya kurmaya kararlıydık; yoksulluğun, eşitsizliğin, savaşın olmadığı adaletli bir dünya. Meydanları doldurup özgürlük şarkıları söyledik.

Sonra bir gece ansızın oyun alanlarımızı geri aldılar, şimdi isteksek de oynayamıyoruz, oynatmıyorlar. Yerimiz dar, çünkü iktidar mekân politikasıyla tüm boşlukları tıka basa dolduruyor. Yenimiz dar, çünkü beden politikasıyla bedenleri anatomik sınırlarının içine kapatıyor. Anatomik sınırları içine kapatılmış mekânsız bedenlerimiz bir dolgu malzemesine dönüşmüştür. Ve bazen geçmişin hayaleti ziyaret ediyor bizi, meydanlarda oyunlar oynadığımız eski güzel günleri hatırlıyoruz ve yeniden oynamak istediğimizde kentin dışında, kıyıdaki dolgu alanlarını gösteriyorlar. Doğrusu da bu, dolgu malzemeleri ancak dolgu alanlarına yakışır. Kendi zaman ve mekânını yaratamayanlar, dolgu malzemesi olabilir ancak.

Duvarlar anatomik sınırları içine kapatılmış bedenlerle örülmüştür, meydanlar ise dolgu malzemeleriyle doldurulmuş. Bedenin biçim değil, eylem olduğunu, bedenin mekân ama aynı zamanda kendi mekânını yaratan mekân olduğunu duyumsadığınızda duvarlar yıkılacak. Tuğla biziz, duvarı bizle örüyorlar; dolgu malzemesi de biziz, meydanları bizle dolduruyorlar. Dolgu malzemeleri boşlukları doldurmaya yarıyor sadece, oysa beden kendi mekânını yaratacak denli kudretli. Yerimiz hep dardır, yenimiz de, fakat bedenimiz, bedenlerimiz var, bedenlerimizin kudretiyle düşüncelerin dans edeceği mekânlar yaratabiliriz. İnsan doğurgandır, içinde mekânlar, dünyalar saklar.


yerimiz-dar-yenimiz-de-467658-1.

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: “Boşluklara doğru ilerle!” Hep birlikte taşıtın içindeki boşlukları doldurduk. Boşluklar doldurulmalı ve mallar olabildiğince rantabl şekilde istiflenmeli. Toplu taşıma araçları kamusal mekândan sayılır ama bizde Batılı anlamda kamusal değil, sürücünün özel alanıdır. Diyelim ki belediyelerin hizmet götürmediği gecekondulu zamanlardan kalma taşıtlar olan minibüslere bindiniz; sürücünün davranışlarından özel bir mekâna girdiğinizi hemen fark edersiniz. Frene ani basışları, yolcuları hiçe sayan sürüş tarzı, çaldığı müzikler. İtiraz ettiğinizde ağzınızın payını verecektir. Çok fazla üstelerseniz, en iyi ihtimalle aracı kenara çekip özel mülkünden dışarı atabilir sizi, en kötü ihtimalle sürücünün darbelerine maruz kalabilirsiniz. Toplu taşıma aracını ya sevecek ya da terk edeceksiniz.

Meydanlar da kamusal mekânlardır, kamunun yatay bir düzlemde birbiriyle karşılaşacağı, müzakere edeceği, oyunlar oynayacağı alanlar. Roma hukukuna dayalı Batı kentleri böyledir. Kamusal mekân ile özel alan tek bir çizgiyle, sokağa açılan kapının eşiğiyle ayrılır. Evinizin eşiğinden sokağa adım attığınızda artık kamusal mekândasınız. Ama Osmanlı kentinde özel olanın, en mahrem yer olan evden başlayarak seyrele seyrele dışarı doğru yayıldığı görülür. Bu topraklar özel, mahrem olanın yayılarak kamusal olanı yuttuğu topraklardır.

“Yerim dar, yenim dar” dediğinizde bir de bakmışsınız size verilmiş olan kamusal mekânı da kaybetmişsiniz. Ve mekânınızı yitirdiğinizde tıpkı toplu taşıma araçlarında olduğu gibi boşlukları doldururken bulursunuz kendinizi; cisminiz kadar yer kaplarsınız. Ve sokağa adım attığınızda, birisinin özel mekânına girmiş gibi oluyorsanız bu faşizmdir. Oynayacak yerimiz yok, kamusal mekânlar özel mülk sayılıyor, hükümdarın özel mülkü. Cisminiz kadar yer kapladığınızda faşizme dolgu malzemesi olabilirsiniz ancak. Kamusal mekânlar, özgürlük alanları birlikte eyleyen ve titreşen bedenlerce yaratılabilir. Yaratmıştık, aylardan yine mayıstı.
Unuttunuz mu?