Yerleşik hayat
ÖZGE BAŞAK TANELİ ÖZGE BAŞAK TANELİ
Düşününce şaşırıyor insan ister istemez. Önceden söyleselerdi onlar da gülüp geçerlerdi muhtemelen.
Düşününce şaşırıyor insan ister istemez. Önceden söyleselerdi onlar da gülüp geçerlerdi muhtemelen. Mesela şimdi beat kuşağı yazarlarına kendini kaptırmış, Rage Against the Machine dinleyen, her fırsatta kendi bildiği hayattan, ona dayatılanlardan dem vuran bu genç kadına, bir gün evinde kocasına fırında patlıcan yapacağını ve hatta bir gün çok işlevli bir fırını kullanabiliyor olacağını, eve ayakkabıyla girildi diye bağırıp çağıracağını, bilmem hangi dolabının içinde dantel örtüler sereceğini, paslanmaz tencerenin hayatına gireceğini,hem de önemli bir yer kaplayacağını, parasını peşin fiyatına taksitle yemek takımlarına yatıracağını söylerseniz tabii ki inanmayacak. Evlilik kurumuna karşı çünkü. Peki o zamandan dantel örtülü, vitrinlik eşyalı yerleşik hayata nasıl geçiyor bu kadınlar? Geleceklerini küçük yaşlarda evlilik hayalleriyle şekillendirenler için değil de sonradan böyle olan kadınlar için ne tuhaf bir çelişki bu. Aile kurmak dedikleri şey neden hep saçma sapan, gereksiz, pahalı ve sıkıcı ayrıntılarla tanımlanıyor bazı kişiler tarafından? Neden gencecik insanlar mesela başka şehirler ya da ülkeler görmek için harcayabilecekleri paraları beyaz eşyalara yatırıyorlar? Çoğu çift, rahatça sevişebilecekleri bir evleri olsun diye attıkları o imzadan sonra kaç senet daha imzalıyor? Kaç taksitlere bölünebiliyor mutsuzluklar? Evlilikle gelecek olan özgürlüğü umut etmişken, bu sefer de başka şeylerin zincirinde çırpınırken bulmuyorlar mı kendilerini? Aile kurmak denince akla ilk gelenler tek taş, beyaz eşya, düğün masrafları, düğünde takılacak takılar gibi sıkıcı detaylar oluyor. Evlilikten anladığımız bu mu? Bazı kadınların hamile kalmak skandal olmasın diye adım attıkları bu kurum, daha ağır skandalları getirmiyor mu çevre baskısı yüzünden? Uyurken bir ayak teması uzaklığında birini arayan, ama aynı zamanda yayılıp rahatça uzanacak kadar bir alana sahip olmak isteyen kadınlar, adamlar da var. Tek taş olmadan da sevgiye inanan, beyaz eşyalar tamamlanmadan da yaşamına devam edebilen, eksikleriyle de tam olabilenler var. Evlilik kurumu tutucu olarak bilinse de, herkes tarafından tüketim toplumuna kurban edilerek yaşanılmak zorunda değil. İsteyen bütün beyaz eşyaları alsın, paslanmaz çelik tencereleri toplasın, dantellerini sersin ama bunlardan uzak durmak isteyenlere de baskı yapılmasın. Bari bir nesil de evliliği bir beyaz eşya dünyası olarak görmesin.. Beat kuşağı yazarlarına kendini kaptırmış, Rage Against the Machine dinleyen, her fırsatta kendi bildiği hayattan, ona dayatılanlardan dem vuran bu genç kadın da bari sadece kendini ilgilendiren konularda tek başına karar verebilsin. Bizim seçimlerimiz bize kalsın; istediğimiz ve bildiğimiz gibi sevelim.