‘Yerli ve milli dertlerimiz’: Sarraf, Isle of Man Paradise Papers
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
Erdoğan’ın yakınlarının 20 gün içerisinde peşi sıra yolladığı paraların kaynağı nedir? Hangi ticari faaliyet sırasında bu meblağ kazanılmış, hangi nedenle aynı şirketin hesabına havale edilmiştir?

Bu yazı Sarraf davası, Man Adası belgeleri, Paradise Papers’ta ortaya dökülen off-shore hesapları gibi karmaşık mevzulara yönelik, 10 maddelik bir sadeleştirme denemesi…

Haliyle acar bir muhabir cakasıyla değil, meraklı bir yurttaş çabasıyla kaleme alındı. “Fazla merak kediyi öldürür” derler; gerçekten biz solcular bazen gereğinden fazla meraklı, annemin ifadesiyle “mütecessis” olabiliriz. Ne var ki, halkımızın kayda değer bir bölümü, bunca “hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk, usulsüzlük” iddiaları karşısında, onca “ilgisiz, kayıtsız, tavırsız, tepkisiz” kalmayı sürdürürse, korkarım ki, sadece “meraklı kedilerin” değil, onların pek sevdiği varsayımı bir an için doğru kabul edersek, “hepimizin içerisinde bulunduğu gemi “ batacak.

1 2011’de ABD tarafından başlatılan, daha sonra onun dümen suyundaki AB tarafından da aynen uygulanan İran’a yönelik ekonomik ambargoyu delmek çabalarını anlamak, hatta belki onaylamak mümkündür. Bunun geçerli insani ve politik nedenleri olabilir. Hatırlanırsa 2010 yılında Türkiye’nin Brezilya’yla birlikte, İran’ın maruz kaldığı tecridi uzlaşma yoluyla kaldırma inisiyatifi, emperyalizmin hegemonyası dışındaki çevrelerde takdirle karşılanmıştı. Pek aşikâr bu olgunun dahi külliyen reddedilmesi ise, ancak RTE’nin Kılıçdaroğlu’na koyduğu “teşhiste” geçen, “mitomani “ kavramıyla açıklanır herhalde.

2 Türkiye’nin aralarında Çin ve Hindistan’ın bulunduğu bazı ülkelerin yanı sıra, İran’a dış ticaret yasağını ihlal etmesi de gerekçelendirilebilir. Tahran bu mekanizmayla petrol ve doğalgaz satışlarının karşılığının yerel parayla ödenmesini kabul ediyor, söz konusu para ithalatçı ülkede bir hesapta tutuluyor, buradan ihracatçıların alacakları ödeniyordu. Özellikle Çin bu mecradan, ithalatını fazlasıyla karşılayacak ölçüde ihracat yapabiliyordu.

3 Çin ve Hindistan, “ticaret ambargosunu” görmezden gelirken, “para transferine” ilişkin BM’nin kararına riayet etmeye özen gösterdiler. Hatta, dış ticaret fazlası verdiği için bir sorun yaşamayan Çin’in aksine, İran’a fazlaca satacak bir malı bulunmayan, örneğin 2016’da 8.2 milyar dolarlık ithalatına karşın, sadece 2.4 milyar dolarlık ihracat yapabilen Hindistan dahi, finans sistemini risk altına sokmaktan kaçındı. Hindistan petrol bakanlığının zaman zaman işlemlerini, kamikaze gibi ortalıkta dolaşan Halk Bankası üzerinden yürüttüğü uluslararası basına yansıdı. Başta Nihat Zeybekci, ekonomi ile ilgili bakanlar TL üzerinden ihracat yapmanın nimetlerinden dem vururken, Sarraf’ın 10 kademede açıkladığı, TL’yle altın alımıyla başlayan, sonra “hayali gıda ihracatıyla “ devam eden düzenbazlıklara alet olmanın gereği var mıydı?

4 Bir adım daha ileri gidelim; diyelim komşunuz İran’ın “dolar ve avro” gibi konvertibilitesi bulunan paralara erişimi için tüm riskleri göze aldınız. Bunun bedeli, Fransız BNP Paribas, İngiliz HSBC, Hollandalı ING gibi bankalara benzer biçimde tazminat ödemekle sınırlı kalırdı. Peki, ayakkabı kutularından taşan paraların ; sağır sultanın duyduğu, zamanın 700 bin lirasına mal olan Zafer Çağlayan’ın kolundaki Patek Philippe marka saatlerin “milli çıkarla” bir bağlantısı kurulabilir mi? Bir zamanlar Türkiye’nin cari açığını kapatmakla övünen, “hayırsever iş adamı” diye pohpohlanarak ödüllere boğulan Rıza Sarraf’ın siyasilerle mali ilişkileri “yolsuzluktan”, “rüşvetten” başka kavramlarla açıklanabilir mi?

yerli-ve-milli-dertlerimiz-sarraf-isle-of-man-paradise-papers-395739-1.

5 New York’taki Sarraf davası için, “orada bir tiyatro oynanıyor!” diyenlerin, her aşamada bu “orta oyunundan” rol kapma çabası içerisinde bulundukları unutulabilir mi ? ABD’nin önceki başkan yardımcısı Joe Biden’a arabuluculuk için tavassut edenler, daha sonra Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ı “bir TC vatandaşının” hakkını korumak amacıyla Washington’a göndermemişler miydi? Öte yandan, “New York’ta sadece ve sadece hukuk temelinde bir dava yürüyor” yanılsamasına kapılan “liberal tayfayı” tekzip edercesine, giderek mevzunun “rehine pazarlığı” boyutları ortaya çıkıyor. Sarraf’ın 2017 Martı’nda Trump’ın fahri danışmanı New York eski belediye başkanı Rudy Guilliani ve eski Adalet Bakanı Michael Mukasey’i savunma ekibine dahil ettiği anlaşıldı. Bu şahısların bir “diplomatik çözüm” imkânı için RTE’yle görüştüğü bildiriliyor. 15 milyon dolar rakamının telaffuz edildiği, Fethullah Gülen’in iadesine kadar elin yükseltildiği, rahip Andrew Brunson’un aralarında bulunduğu 12 Amerikan yurttaşının iadesinin masaya geldiği de medyaya yansıdı. Sarraf’ın , ancak tüm bu girişimlerin sonuçsuz kaldığı kanaatine vardıktan sonra, şakımayı kabul edip, “itirafçı” olduğu anlaşılıyor. (Brookings Institute’den Amanda Sloat’ın 22 Kasım ve Daily Beast’ten Katie Zavadski’nin 16 Kasım tarihli yazıları.)

6 Gelelim Binali Yıldırım’ın mahdumlarının da konu olduğu Paradise Papers’a; Alman Süddeutsche Zeitung gazetesine sızdırılan 13.4 milyon elektronik belge Virgin, Cayman, Guersney ve tabii Man Adaları gibi off-shore cennetlerine park edilmiş trilyonlarca doları afişe ediyor. İngiliz Kraliçesi’nden, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’a kadar varlıklı ünlüler; Apple’dan, Siemens, Mc Donalds’a kadar çokuluslu dev şirketler vergi kaçıranlar listesinde boy gösteriyor. Adı afişe edilen çeşitli milletlerden ünlülerden Başbakan Binali Yıldırım’ı ayıran çizgi, başka hiçbir kişi veya kurumun bu ahlaka aykırı cürmü, milletin gözünün içine baka baka fütursuzca savunma pişkinliği göstermemesi.

7 Ne yazık ki küresel ölçekte, büyük sermayenin vergi ödemekten kaytarma eğilimi, 80 sonrası egemen olan neoliberal zihniyetin bir tezahürü. Özelleştirme, liberalleşme, kuralsızlaştırma derken, gelirin fakirden zengine aktarıldığı bir düzenek içerisinde, vergiye ilişkin ultra zenginlere uygulanan kurallar, halkın büyük çoğunluğunun muhatap olduklarından çok farklı. Örneğin Türkiye’de vergi mükellefi sade bir yurttaşın, “gelir vergisi, KDV, ÖTV” derken imanı gevriyor, başbakanın çocukları yüzsüzce parasını “vergi cennetlerine” park edebiliyor. Küresel Finansal Kriz’in hemen sonrası, Londra’da gerçekleştirilen G20 toplantısında, halktan gelebilecek kitlesel tepki korkusuyla, vergi cennetlerini zapturapt altına alma, deniz aşırı gizli banka hesaplarını yasaklama yolundaki karar zamanla tavsadı, bu rezil manzara değişmedi.

8 Benzer şekilde, RTE’nin ahfadınca Man Adası’na yollanan milyonlarca dolar küresel kapitalizmin normlarına göre kurallara aykırı değil. Ne var ki, yurttaşa “milli bir dava” olarak sunularak, dolarlarını bozdurma çağrısı yaparken, RTE’nin çocukları, kardeşi, dünürü, tüm akraba-i taallukatının parasını dolarda tutması nasıl açıklanır? Bu kişiler servet bildiriminde bulunmuşlar mıdır? En azından bugün konu kamuoyunun gündemine gelmişken, servetlerinin düzeyi hakkında bilgi sahibi olmak kamuoyunun hakkı değil midir? Gariban kişilerin “dolaylı-dolaysız” bilumum vergiler için yakasına yapışırken, ülkeyi yönetenlerin yakınlarının “yerli ve milli” karasularında vergi yükümlülüklerini ifa etmeleri gerekmez mi? Madem adalara zaafları var, sözgelimi Büyükada, Bozcaada ne güne duruyor!

9 Erdoğan’ın yakınlarının 20 gün içerisinde peşi sıra yolladığı paraların kaynağı nedir? Hangi ticari faaliyet sırasında bu meblağ kazanılmış, hangi nedenle aynı şirketin hesabına havale edilmiştir? Bu sorular cevaplanmadığı takdirde, Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik hakaretlerle, tehditlerle kamuoyu vicdanını rahatlatmak mümkün değildir. Bugün Türkiye’de hukuk işlemiyorsa, işlenen suçların yarın da cezasız kalacağına kimse güvenmemelidir. ( RTE’nin bazı işadamlarının malvarlıklarını yurtdışına kaçırma girişimlerini, “ihanet-i vataniye “ diye adlandırmasının yorumunu da siz sevgili okuyuculara bırakıyorum!)

10 Fethullah Gülen ve Cemaati’nin ne kadar azılı bir suç örgütü olduğunu kavrayabilmek için, iktidarda onlarla işbirliği yapma, birlikte namaza durma gereği olduğunu sanmıyorum. Özellikle AKP iktidarında Cemaat’in cürümlerinden mağdur olanlar, mesnetsiz davalarda yargılananlar, çalınan sınav sorularıyla geleceği kararanlar, iftira ve yalanlarla kamu hizmetinden alıkonulanlar bu camiayı pek iyi tanımaktadırlar.

Gerçekten, özellikle Abant’ın yolunu iyi bilen “liberal çevrelerde “ , Fethullah Gülen suç örgütünün cürümlerini hafife alma eğilimi eksik değildir. Yurtdışı alemde de bu mevzunun vahametinin yeterince kavrandığını söylemek safdillik olur. Ne var ki, Fethullah Gülen’i Trump’a ve ABD yargısına hükmeden, tüm Avrupa’yı parmağında oynatan, ana muhalefet partisi genel başkanının iplerini elinde tutan, tüm yargıçları bağlayan, “kadir-i mutlak“ bir güç gibi göstermek, ancak “Hizmet’e hizmet” eder. Onu besleyip, büyütüp, koruyup, böyle bir canavara dönüşmesine çanak tutanlara da, daha fazla vebal yükler haberiniz olsun!..