Yeryüzünde karalamalar: Vahşetin yüzü mü?
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
İnsan ortaya çıktığından beri yeryüzünün de yüzü yoktur. Karalamaların, eylem çizgilerinin kesişmesidir yeryüzü ve bireyler yaşamlarını iktidara devrettikçe, yeryüzü vahşetin yüzüne dönüşecek ve dehşet sinecek yüzümüze

Tek bir müsvedde kâğıdı var önümüzde, o da yeryüzü. Eylemlerimizle karalamalar yapıyoruz yerin yüzeyinde; kendimizi resmediyoruz ve geri çekilip baktığımızda çizgilerden oluşmuş bir yumak, portrelerimizi görüyoruz. Bizim portrelerimiz daha çok Jackson Pollock’in boyayı akıtarak yaptığı soyut dışavurumcu resimleri andırıyor. Kimi ise yeryüzü denilen bu müsvedde kâğıdının bir köşesinde kendine ayırdığı özel alanda sınırları net, kimlikli, neoklasik tarzda portreler yapmaya çalışıyor; yeryüzünden yalıtılmış anatomik bir gövdede yaşayabilecekmiş gibi. Sürekli pozlar takınarak kendini sabitleyenler, Facebook ve diğer sosyal medyada yaşayabilirler ancak ya da kimliklerini ibraz edecekleri kimlik kartlarında. Oysa yeryüzünde sürekli devinen bir beden, konturlarını yitirdiğinde bir karalamadır artık. Başka bedenlerle, yeryüzüyle ilişkiye girdikçe ve ilişkinin niceliği ölçüsünde yeryüzüne yayılan eylem çizgilerinden oluşmuş bir yumak. Kim ne kadar karalamışsa, kimliğini yitirmiş demektir; yitirmiş ve sadece eylem çizgilerinden oluşmuş bir keçe gibi yayılmıştır yeryüzüne. Britanyalı heykeltıraş Antony Gormley’nin karalamaları andıran bedenleri de konturlarını yitirmiş ve uzamın içinde yayılarak kendi mekânlarını yaratmışlardır. Bir konuşmasında neden heykeltıraş olduğunu açıklarken, “heykeltıraşların metalarla, nesnelerle, bedenlerle uğraştıklarını düşünebilirsiniz” diyor ve ekliyor: “Ben ise mekân yaratmakla ilgileniyorum”.

yeryuzunde-karalamalar-vahsetin-yuzu-mu-91734-1.

İnsan müsveddesi
Bedeni anatomik sınırları içine hapsetmek, bedene, yaşama ve sanata ihanettir. Bir sanat yapıtı olarak beden, verili sınırlarını ihlal ettiği ölçüde bir bedendir ve aynı zamanda bir mekân yaratıcı. Henry Lefebvre’in söylediği gibi: “Beden, kendisini mekân içinde üretirken mekânı da üretiyor… her beden bir mekândır ve bir mekâna sahiptir.” Eylem halinde olan insan devindikçe kendi mekânını yaratır; poz veren kimlikli, sabit konturları olan bir gövdenin aksine eylem halindeki bir bedenin sınırlarının nerede bittiğini kestiremezsiniz. Hep bir müsvedde olarak kalacaktır; her ne kadar insan müsveddesi deyimini aşağılamak için kullansak da kim iddia edebilir ki müsvedde olmadığını, tamamlandığını ve konturlarını kapattığını. Üç boyutlu evrende dördüncü boyut olarak işin içine zaman girdiğinde artık kendinizi sürekli açarak şekil değiştiren ve şekil değiştirdikçe konturlarını yitiren bir karalamasınızdır. Eylemlerimizle yeryüzünü karaladıkça bedenimizi ve mekânımızı yaratırız.

İradene sahip çık
İnsan verili olan anatomik gövdesini bir fırça olarak kullanarak kendini çizer yeryüzünde ve ortaya çıkan tablo, dediğim gibi Pollock’in soyut dışavurumcu tuvallerini andıracaktır. Ya da Antony Gormley’nin “Duyumsayan Malzeme” adını verdiği heykellerini: “Bu yapıtlar, halkaları kullanarak bedenin uzamını tanımlama çabasından doğdu. Sonra bunları bir çizim gibi yarattığımı fark ettim; bedenin yörüngesinde dönen, ardından uzamın içine doğru kıvrılarak giden ve bedenin etrafında bir koza ören bitimsiz sarmal çizgiler.” İnsan kendini çizer, çizebilmelidir. 1486’da della Mirandola’nın yazdığı “İnsanın Vakarı Üzerine” adlı metinde, insana bu özgürlük tanınmıştır, çünkü insana kimliğini veren, kendine has bir yüzü yoktur. Tanrı, sıra insana geldiğinde, bütün varlık modellerini tükettiği için mecburen yüzsüz bırakmış; kendi iradesiyle kendini biçimlendirirken en vahşi yüze de bürünebilir, barışçıl yüze de. Kendimizi çizebilmemiz için irademiz olmalı ama. İradelerimizi iktidara devrettiğimiz zaman kendimizi çizmemiz mümkün değil; iktidar bizi çiziyor ve iradelerimizi gasp eden iktidar yeryüzünü kana buluyor, herkesin yüzünde dehşet.
İnsan ortaya çıktığından beri yeryüzünün de yüzü yoktur. Karalamaların, eylem çizgilerinin kesişmesidir yeryüzü ve bireyler iradelerini, bedenlerini, daha doğrusu yaşamlarını iktidara devrettikçe, yeryüzü vahşetin yüzüne dönüşecek ve dehşet sinecek yüzümüze. Yeryüzü barışın yüzü olacaksa şayet, bedenlerini ve zihinlerini gasp ettirmeyenlere büyük iş düşüyor. Çok geç olmadan eyleme geçmeli; gerekli ya da gereksiz karalamalardan kaçınmayalım lütfen.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız