‘Yeşil Büyüme’ zararlı bir tümör mü?

Yeşil Yeni Düzen bir ekonomik dönüşüm yaratmayacak, onun yerine var olan ekonomik sisteme sürdürülebilir-yapısal yatırımlar ve vergi reformları iliştirecek

STAN COX

Son günlerde ekoloji hareketi içerisinde yer alan herkesin gündeminde bir başlık var; Yeni Yeşil Düzen. Peki nedir bu Yeni Yeşil Düzen? 84 yıl önce Roosevelt yönetiminin Yeni Düzeni’nden ilham alan Yeşil Yeni Düzeni etraflıca anlayabilmek için öncelikle Yeni Düzeni biraz hatırlayalım.

“İkİ Düzenİn” hİkÂyesİ

Yeşil Yeni Düzen öncüsünün kamu yatırımları ve işe alım politıkalarını, vergi artırımını, ekonomik büyüme için sosyo ekonomik güven ağlarını ve işsizliği azaltma politikasını benimsiyor. Görüşün bu kısmı son derece anlaşılır ve basit olmalı ancak bu ekonomik hedeflerin aynı zamanda ekolojik bir felaketi durdurup durmayacağını sorduğumuzda öncelikle hem 1940’ların savaş stratejisine dönüşen hem de bir toplum projesi olarak orjinal Yeni Düzeni ele almalıyız.

1933 yılında başlayan sivil ekonomiye dönük büyük kamu yatırımları on yıl boyunca devam etti. Ve ardından 19940’ların başında gelen savaş üretimleri ve asker alımı patlaması da en sonunda bu yatırımın Büyük Buhranı sonlandırması nedeniyle Yeni Düzen’in bir uzantısı olarak değerlendirilebilir.

Para ve fiziksel kaynakların bölüşümünde askeri harcamalar yönünde yaşanan kayma Savaş Üretimi Kurulunun(WPB) doğmasına ve bu kurulun kaynakların sivil ve askeri ekonomiye bölüştüren bir konuma yerleştirmesine ve sonuç olarak sivil ihtiyaca dönük üretimin kısıtlanmasına neden oldu. Tüketici ihtiyaçlarına dönük kaynakların küçültülmesi karşısında sabit kalan ya da artan talebe yönelik hükümet fiyat kontrol ve adil dağılım düzenlemeleri yapmak durumunda kaldı. Ardından savaşın bitmesiyle birlikte bastırılmış talep ve sivil üretim serbest bırakıldı. Çok kısa bir sürede ekonomi hızla büyüdü.

Yeni yeşil düzende ekonominin moturu ise yenilenebilir enerji ve altyapı yatırımları olacak. Ancak bu yeni Yeni Düzen her ne şekli alırsa alsın öncülünden farklı olarak büyük ekonomik uyarıcılara kapalı bir dünyaya doğacak. Ancak eğer amacımız bir iklim felaketini engellemekse fosil yakıt tüketimini durdururken aynı zamanda da yenilenebilir enerji kaynaklarında da ilerleme kat etmeliyiz. Başka bir deyişle günlük ekonominin çok daha düşük bir enerji kaynağıyla ilerlemenin yolunu bulması lazım.

Daha gerçekçi kabullere dayanan araştırmalar ise ne ABD’nin ne de dünyanın mevcut ve gidişatına müdahale edilmeyen enerji tüketiminin %100’ünün yenilenebilir enerjiyle karşıyabileceğini söylüyor. Üstelik önümüzdeki 10 ya da 20 yılda da daha mütevazı ancak yeterli bir yenilenebilir enerji üretimi yolu da gözükmüyor. Yenilenebilir enerji kaynakları yeterince ortaya çıkarılmamışken fosil yakıt kullanımının tamamen durdurulması bazı ulusların toplam enerji tüketimlerini hızlıca azaltması ve gelişmemiş ülkelere yenilenebilir enerji kaynaklarının gelişimi için milyarlarca dolar para yardımında bulunmalarını gerektiriyor.

1930’larda ABD ve tüm dünyada ekonomiler daha küçüktü ve kimse fail yakıt kulanımının varacağı ekolojik yıkımdan habersizdi. Orjinal Yeni düzen yalnızca refah ve adaleti dert ediyordu. Tam o sırada yeni bir tehlike olarak faşizm gelişti ve üretken güçlerin geçici olarak da olsa buna karşı hızla konumlandırılması gerekiyordu. Yeni Düzen savaş harcamaları alanındaki geniş açılımla refahı yeniden sağlamış oldu. 1935-1945 arasında %65 artış gösteren fosil yakıt kullanımının yaratacağı ekolojik yıkım ve küresel ısınma konusunda endişelenen olsa olsa dönemin ileri görüşlü bilim insanları olmuştur ki onlara da bürokrasinin geçit vermemiş olacağını tahmin etmek çok zor değil. Faşizmin ilerlemesini durdurmak için o karbon salınımının gerçekleşmesi gerekiyordu.

Herkes İçİn yeterlİ, kİmse İçİn aşırı değİl

Yeşil Yeni Düzen bir ekonomik dönüşüm yaratmayacak, onun yerine var olan ekonomik sisteme sürdürülebilir-yapısal yatırımlar ve vergi reformları iliştirecek. Özel sektörü herhangi bir bağlayıcılık içine sokmayacak, yaşam kalitesi için değil kar için üretim devam edecek. Kaçınılmaz olarak, kirli enerjinin tekrardan ortaya çıkacağı bir yapı inşa olacak.

Ekonomide, kaynaklar hukuki süreçlerle çıkartılmalı, gereksiz ve zarar verecek ölçüde değil, ihtiyaca göre üretim yapılmalı. Aynı şekilde, her ne kadar kar getirecek olursa olsun arazi, su ve ekosisteme yönelik her türden suiistimal de yasaklanmalı. Bu tarz sınırlamalar, Yeşil Yeni Düzenin vizyonunda yok maalesef. Fakat henüz daha bir plan değil de tasavvur şeklinde olduğu için, tekrar üzerine çalışılabilir (Yeni Yeşil Düzen) ve hedeflerine daha uygun daha mantığa yatkın bir hale getirilebilir.

Emisyonu sıfıra indirecek herhangi bir etkili stratejinin toplam büyümeyi arttırmak bir yana, kişi başına düşen geliri azaltacak bir etkisi olacaktır. İngiliz akademisyen Jason Hickel’in yazdığı gibi tam tersine “zengin ülkelerin ekoloji karşıtı gelir ve tüketim karakteristikleri, toplumsal boyutta olumlu bir çıkış sağlamak zorunda değil. Bunu söyleyebiliyoruz çünkü dünyada daha az gelir ve tüketimle daha büyük toplumsal değer üretebilen ülkeler var.”

İhtiyaç duyulan ise, eşitsizliğin doğrudan çözümü. Yüzde birin zenginliğini kamulaştırmak iyi bir başlangıç olur, ancak gerekli dönüşüm için çok daha derine, bireysel zenginlik be gelirin üzerine bir daire ve altına bir kat inşa etmek gerekir.

Her ne kadar, hayat şartlarını tüm Amerikalılar açısından yükseltecek şekilde bir ekonomik tasarruf mümkün olsa da böyle bir hamle kişi başına düşen gelirin meyvesini yiyen doğrudan piramidin en üstündekiler tarafından engellemeyle karşılaşacaktır. Bu sadece yüzde 1 de değil. Amerikalı ailelerin en yüksek gelire sahip yüzde 33ünün sert bir ekonomik küçülmeyle yüzleşmesi gerekecek.

Yeşil Yeni Düzeni içerecek ama onun daha da ötesine gidecek (özellikle karbon vergisi konusundaki kötü argümanlarının) daha ilerici bir vergilendirme yapısından bahsediyorum. Kaynak sınırlandırmaları, hizmetler ve zenginlikler açısından en karlı değil en gerekli olanın üretilmesinde zorunluluk, yüzde 33’e ciddi bir dolar darbesi indirir (aylık 90 binden fazla geliri olan evler).

Eğer daralma ve enflasyon yükselseydi, kaynak paylaşımı düzenlenir, fiyatlar, devlet yardımları ve hisseler ayarlanır ve diğer politikalar ihtiyaç durumuna göre şekillenirdi. Bu durum gelir ve zenginlik konusunda en zengin ve en fakiri etkileyecek bir değişim yaratırdı.

Bu arada, yeşil enerji kapasitesi ve yapısındaki dönüşüm, sadece ABD için yaklaşık 15 trilyon dolarlık bir tutar, uzun yıllardır çöküşte olan bir ekonomi için çok hızlı bir büyüme olarak gelecek. Bu para, askeri bütçe ve diğer boşa harcanan paralardan, gelir, mali işlemlerden ve miras vergilerinden gelir. Ve yeşil inşa sürekli düzenlenir, bu şekilde istihdam sağlanır ve kar engellenir.

İklim hareketinin ciddi bir kısmı kapitalizmle ısınma arasındaki doğrudan bağlantının farkında. Ve sanırım bu tariflediğim şeyin kapitalizmi doğrudan zehirleyeceğini söylemek zorun olmaz. Sosyalist bir dönüşüm gerekli, ancak ihtiyaç duyulan ekolojik sınırlandırmalar ve herkes için yeterli kimse için aşırı olmayan bir düzenleme olmadan tek başına dünyadaki ekolojik bozulmanın önüne geçemez.

counterpunch.org’dan çeviren Göksu Cengiz ve Yusuf Tuna Koç

BİZİ TAKİP EDİN

360,161BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,325TakipçiTakip Et
7,985AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL