Yeşil sahalardan Meclis’e
ALİ MURAT HAMARAT ALİ MURAT HAMARAT

Şüphesiz EURO 2016’nın en büyük sürprizi İzlanda. 323 bin nüfuslu küçücük ülke, tarihinde katıldığı ilk büyük futbol organizasyona çeyrek finalde veda etti. Spikerlerini tüm dünya tanırken, internette dolaşan başka bir video içleri ısıtıyordu. Milli takımın sponsoru olan havayaolu şirketi, kısacık reklam filminde o toprakların öyküsünü anlatılıyor, kendi ikonlarına saygı duruşunda bulunuluyordu. İlk durakları bir oyuncudan çok daha fazlasıydı...

İzlanda tarihinin ilk profesyonel futbolcusuydu Albert Sigurdur Gudmundsson. O sıcacık filmde de adıyla hitap ediyorlardı ona. Ama o sadece sporcu muydu? Yönetici, politikacı... Bir koltukta birçok karpuz taşıyordu.

1923’te doğan “Elf”, başkent Reykjavik’in güçlü takımlarından Valur’da futbola başlamıştı. Fakat eğtimine devam etmek, yeni dünyalar tanımak istiyordu. Okumak için suyu aşmış, kariyeri de böyle başlamıştı.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru Glasgow’a işletme okumaya giden genç, kentin Protestanlarında top oynamaya başlıyordu. Rangers’ta kendisini ispatlayan delikanlı trene atlıyor, soluğu Londra’da alıyordu. Alfred, artık Arsenal’deydi. Amatör olarak imza atmıştı zenginler kulübüne. İzlandalı, ligde ilk kez kırmızı-beyazlı formayla Stoke City mücadelesinde tanışmış, ertesi hafta oynanan Chelsea deplasmanında yine sahada yerini almıştı. Fakat bir sorun vardı, o zamanki katı kurallar gereği çalışma izni alması mümkün değildi.

Son kez Racing Club ile oynanan hazırlık maçında Topçular için sahne alan futbolcu, rakibin ilgisini çekiyordu. Fransa’ya giden Albert, Paris ekibi için imza atacak derken, Nancy’ye transfer olmuştu. Kısa sürede yıldızlaşan oyuncu, gollerini bir bir sıralıyordu. Ünü kulaktan kulağa yayılıyor, Çizme’ye damga vurma arifesindeki Milan kapısını çalıyordu.

yesil-sahalardan-meclis-e-156812-1.

İtalya’ya ikâmetgâhını aldıran forvet, bir Lazio maçında dizinden çok ciddi bir şekilde sakatlanmıştı. İzlandalı yol ayrımındaydı, Ya ameliyat masasına yatacak ya da futbolu bırakacaktı. Fakat bir sorun vardı, kulübü operasyonu çok riskli buluyordu. Kırmızı-siyahlılar defterini böylece kapatan futbolcu, kentin mavili-siyahlılarının doktoruna güveniyordu. Inter’in sağlık ekibi, bir manada onun kariyerinin devam etmesini sağlamıştı.

Tüm masrafları kendi cebinden ödeyen Albert, yine Fransa’ya dönmüştü. Racing Paris’te kupa finali heyecanı da yaşayan futbolcu, profosyonel kariyerini bu ülkede noktaladıktan sonra İzlanda’ya dönüyordu. İlk adresi olan Valur’da deneyimlerini gençlere aktarırken, bir yandan da ticaretle uğraşıyordu.

1967’de federasyon tarafından ülke futboluna dair katkıları nedeniyle taçlandırılan Albert, ertesi sene koltuğa oturmuştu. Artık federasyon başkanıydı. Beş yıl kadar görev yapmış, sonradan parlamentoya transfer olmuştu. İzlanda’nın sevgilisi basamakları bir bir tırmanıyordu.

1980’de ülkesinin ülkesinin bir numaralı pozisyonuna talip olduysa da zafer bugün dünyanın ilk seçimle başa gelmiş kadın devlet başkanı olarak anılan Vigdís Finnbogadóttir’in olmuştu. Dört aday yarışmış, oyların yaklaşık yüzde 20’sini alan futbol adamı üçüncü sırada kalmıştı. 16 yıl görev yapan Finnbogadóttir koltuğa yüzde 34’le oturmuş, sonradan o kadar sevilmiş ki 1984 ve 1992’de tek başına seçime gitmişti. Karşısında rakip bulabildiği 1988’de ise seçmenlerin yüzde 94.6’sı onunla devam demişti.

yesil-sahalardan-meclis-e-156813-1.Kartvizitine önce 1983’te Maliye, ardından 1985’de de Sanayi Bakanı yazdıran Alfred, iki yıl sonra bir vergi skandalı yüzünden istifa etmek zorunda kalmıştı. Yine bir yol ayrımındaydı. Yıllar önce ameliyat masasına yattığı gibi yine savaşmış, kendi partisini kurmuştu. Seçimlere kısacık süre olmasına rağmen başarılı olmuştu. Meclise soktuğu milletvekilleri arasında yine kendisi gibi futbolcu olan oğlu da vardı. Babasının ekmek parası için top koşturduğu Nice kentinde 1952’de doğan Ingi Björn Albertsson, milli takımda da sahne almıştı. Soyadları niye farklı diye düşünmeyin, İzlanda’da istisnalar dışında çocuklar baba veya annelerinin adına eklenen kız ise -dottir, erkek ise -sson ekleriyle soyadlarına kavuşuyorlar. 1925’ten bu yana ülkede kimse yasal bir hakkı olmadığı sürece ailesinin adını taşıyamıyor. Futbol demişken, milli takımda görev yapan emektar Eidur Gudjohnsen’in de istisnalardan biri olduğunu, ailesinin adını taşıdığını ve 1996’da Estonya ile oynanan hazırlık maçında babasının yerine oyuna girdiğini anımsatmalı. İzlanda’nın çoğunluğu gibi olsaydı biz Chelsea ve Barcelona forması da terletmiş futbolcuyu Arnorsson diye bilecektik ya neyse.

Ayrıca sefirlik de yapan Albert, yıllarca Fransa’nın İzlanda’daki ayağı olmuş; yaşamının sonunda ise 1989’da büyükelçi olarak Fransa’ya atanmıştı. 1993’e kadar görev yapan uzaktaki diyarın bilinmeyen ikonu, ertesi sene de hayatını kaybetmişti.

İşte o deli İzlandalı spiker var ya... Milli takımda da oynamış, aynı zamanda hocalık yapan Gudmundur Benediktsson, biricik Albert’in torunuyla evli.

İzlanda’nın ilk profesyonel futbolcusunun adını bilmekte fayda olsa gerek; ne de olsa bir koltukta bu kadar karpuz taşıyanlardan çok olmasa gerek. Onun öyküsü, sanki biraz da ülkesini anlatıyor; sizce de öyle değil mi...