Yetenek yönetme basiretsizliği
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

İşe yeteneği tarif ederek başlayalım:

Yetenek, beceri ve yaratıcılığı belirli bir zaman dilimi içerisinde, en ekonomik, zamanı en iyi şekilde kullanarak, en yüksek şekilde verim alarak ve tüm üretkenliğini kullanarak başarıya ulaşmaktır.
Sonra bizim gerçeklerimize gelelim:

Okumak bizim için sorun teşkil ediyor. Bilgiye ulaşmak sorun gerçekten, halbuki her şey 140 karakter olsa ne kolay olurdu. O yüzden PISA sonuçlarında okuduğunu anlamada 70 ülke arasında 50. sıradayız.

İşin uygulama kısımları bizi daha çok zorluyor. Çünkü emek var bilgi var işin ucunda… Emek ve bilgi olmayınca, kulaktan dolma bilgi kırıntılarını ortalıkta dolaşır. Bu kirli bilgileri alanda uygulama cesaretine sahip başka bir ülke yoktur sanırım.

Konuya devam edelim:

Yetenek yönetimi tüm kulüplerin adapte olması gereken yeni stratejilerden bir tanesidir. Sahip olduğu yetenekli futbolcuların yeteneklerinin farkına varabilen, onlardan kulüplerin kurumsal kültürleri, hedefleri doğrultusunda etkin bir şekilde yararlanabilen ve yeni yetenekleri de geliştirme, yeni fırsatlar sunarak kendisine adapte edebilen kulüpler, daha hızlı, daha kaliteli oyun ile başarılı sonuçları elde edebileceklerdir.

Futbolun küresel bir oyun olmasından dolayı, rekabet ortamındaki hızlı ve sert mücadelede kulüpleri yeni stratejiler üretmeye ve sürecin içinde kalmaya zorlamaktadır. Yetenek keşfi ve bu yeteneği geliştirme stratejisi aynı zamanda finansal açıdan getirisi yüksek olan bir disiplindir.

Yetenek yönetimi sadece futbolu, sporu bağlayan bir yenilik değil, tüm küresel sektörler tarafından değerlendirilen bir strateji yönetimidir.

Bu süreci futbolda iyi planlanmak için şu üç unsuru öne çıkarmak gerekir.

1- Yetenek kullanımı için doğru taktiksel planlamanın yapılması: Yeteneklerin ortaya çıkartılması ve var olan yeteneklerin en verimli şekilde kullanılması için doğru taktiksel prensipleri bulup uygulamak gerekir. Taktik bütünlüğü içinde yeteneği en doğru yerde kullanmak zaruridir.

2- Yeteneklerin kazanımı: Tüm taktiksel bütünlük içinde yeteneklerin ortaya çıkartılması ve kullanılması için sorumluluk verilerek, özgüvenlerinin en üst seviyede tutarak sistematik kurgu içinde risk almalarının sağlanması gerekir.

3- Yeteneklerde kulüp aidiyet duygusunun geliştirilmesi: Kulüplerin kurumsal kültürlerinin benimsetilerek ve yazılı olmayan, fakat kulübe ait davranış modellerinin öğretilmesi ile ortaya konan hedeflerin doğru tasviri neticesinde, yeteneklerin kulübe bağlılıklarının sağlanması gerekir.

Finansal olarak yetenek keşfi ve bu yeteneğin doğru yönetilmesi ile kulübe katkısı ve gene bu katkının aynı süreç için kullanılması, küresel anlamda önemli bir güç olarak farklı bir kimlik kazanılması sağlanmış olunur. Çünkü hem takımın başarısına sağlayacağı uzun vadeli katkı, hem de rekabet ortamında stratejik bir hamle ile sürecin gidişatına etkisi büyük olur.

Porto, Sevilla ve Ajax gibi takımların kazançları ortadadır.

Diğer yandan, yetenek özellikleri oturmuş futbolcuları, sadece başarıya odaklı yüksek kalibreli kulüplerin büyük meblağlar ödeyerek transfer ettiği ve kısa sürede başarıya ulaşmayı planlayan takımların yetenek yönetim stratejileri farklılık içerir.

Real, Manchester United, Barcelona, Bayern Munih gibi takımlar üst düzey futbolcuları transfer ederek kısa vadeli başarı beklentilerini gerçekleştirmek üzere planlamalar yaparlar.

Bu süreçteki yetenek yönetimi, kulübün büyük başarı hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurgulanan bir yöntem izlenilir. En önemli yaklaşım bu yüksek seviyede oynayan oyuncuları, taktiksel olarak yetecek ve hitap edebilecek teknik direktöre sahip olunması gerekilir. Prensiplerin çoğu teknik direktörün donanımları ve kısa vadeli başarı stratejileri üzerine kurgulanır.

Bu tip kulüplerin tarihsel süreçleri sadece başarı üzerine kurgulanmıştır. Hikâyeler ve bu hikâyelerin kahramanları sadece şampiyonluklar ve rekorlar üzerinden anılırlar. Müzeleri bu sürecin kupaları ve kahramanlarının resimleri ile doludur. Bu amaç ve hedeften sapmak mümkün değildir. Tüm yeteneklerin kullanımı üst seviyede hem kulüp başarısı, hem de oyuncu başarısı üzerinden sağlanır.

Ronaldo-Real-Ancoletti, Messi-Barcelona-Guardiola, Rooney- M Unıted-A Ferguson eşleşmelerini rahatlıkla sayabiliriz. Bu takımların çalıştıran teknik adamlar her zaman bu isimlerin yeteneklerini yönetebilecek liderlik donanımlara sahip olmaları gerekir ki zaten süreç başarısızlığa izin vermez. Başarılara bakıldığında futbolcu, teknik adam ve kulüp bir bütünlük arz eder.

Hagi-Galatasaray-Terim, Alex-Fenerbahçe-Kocaman, Quaresma-Beşiktaş-Güneş eşleşmesine bakıldığında futbolcu donanımları ile başarılar arasındaki yakınlık çok büyüktür. Buradaki sorun ise teknik direktörlerin futbolcuların gerisinde kalmalarıdır. O yüzden yöresel figür olarak kalıp küresel oyun içinde yer alamadılar.

Ne Terim, ne Kocaman, ne de Güneş elindeki oyuncuların yeteneklerini geliştirecek veya yetenekleri maksimum düzeyde verim alabilecek liderlik stratejilerine sahip değillerdir. Oyuncular kendi yetenekleri ile takım paydaşlarını harekete geçirerek olabilecek başarıları elde etmişlerdir.

Terim’in kısa süreli küresel varlığı; Dervall, Piontek ve Hagı’nin miraslarını çabuk tükettiğinden süreç kısa sürmüştür. Çünkü kendine ait liderlik stratejileri ve prensipleri yoktu. Arda ile yaşadıkları ortadadır.

Yıldız futbolcu fobisinin bu ülkede yaygın olmasının temel nedeni; yetenek yönetimindeki donanım zafiyetidir. Hiçbir Süper Lig hocası bununla yüzleşmek istememektedir.

Tabii bu süreçten rahatsız olan sadece onlar değil, kulüp başkanları da aynı kaygı içindeler. Başkanlar yetenekli futbolcularla karşılaştıkları sorunların büyümesinin nedeninin içinde aşağılık kompleksi yatmaktadırlar ve en ufak olayda bu futbolcularla hesaplaşma ve güç göstergesi arayışına girerek anlamız bir kaos yaratmaktadırlar. Tabii rant uğruna yok sayılan ve geleceği olan yetenekli gençleri saymıyorum…

Yetenek yönetimi başarı için bir stratejidir. Sorun ise bu ülkede kimsenin böyle bir kaygı taşımamaya çalışmasıdır. Tabii ki asıl neden korkudur.

Korkunun kaynağı ciddi emek ve bilgi gerekmesidir.

Yoksa geçerli olan; cehaletin kazancının yüksek, maliyetinin çok daha az olması yetiyor da artıyor bile.

Bende PISA’nın yalancısıyım!