Yeter ama! Asıl siz KESK’ten özür dileyin!
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK

Yeter ama! Çarpıtmanın da, tahrifatın da bir sınırı var” diyeceğim ama sanırım yok. Şu satırları okuyalım önce: “TÜSİAD’la birlikte generalleri destekleyen dönemin Türk-İş, DİSK ve KESK yöneticileri emekçilerden özür dilemelidir.”

Nasıl yani? TÜSİAD ile birlikte generalleri destekleyen KESK! Bu satırları yazanlar ya aklını peynir ekmekle yemiş olmalı ya da balık hafızalı. Peki kim yazmış? “Sosyalist İşçi” adlı gazete (DSİP adlı partinin yayın organıymış). 18 Nisan 2012 tarihli sayısında aynen bu satırları yazmış. Başlık “28 Şubat soruşturması genişletilsin” Alt başlık “TÜSİAD hesap versin” o başlığın altında da “KESK özür dilesin”. Neredeyse soruşturmaya KESK de dahil edilsin diyecekler. TÜSİAD’li Çevik Bir’li haberde aynı kefede KESK de var. İzan ve insaf sınırları aşılmış!

Arşiv ortada. 28 Şubat’ı destekleyen ve “5’li çete” olarak bilinen örgütler TOBB, TİSK, TESK, TÜRK-İŞ ve DİSK başkanlarından oluşuyordu. (Yani TÜSİAD değil TİSK ve TOBB olacak ama bunu muhatapları düzeltsin.) “5’li çetenin” ne yaptığı malum. Ama o dönemde KESK, TMMOB ve TTB’nin de içinde olduğu bir dizi sendika ve meslek örgütü darbe girişimine karşı çıkmış: “Ne Refahyol ne hazır ol” yaklaşımı ile darbe girişimine de çetelerin hamisi rolüne soyunan Refahyola da tutum almıştı. Ama “Sosyalist İşçi” adlı dergi ne yapıyor? KESK’i TÜSİAD işbirlikçisi ve darbe destekçisi olarak gösteriyor. İnanılmaz gerçekten! Pusula kaybolunca nereye sürükleneceğiniz belli olmuyor.

Son dönemlerin en dinamik muhalefet odağı KESK’i itibarsızlaştırmak ve harcamak için bu ne telaş, bu ne özensizlik, be ne acele! Yoksa KESK’in son zamanlar da hükümete karşı yürüttüğü muhalefetten rahatsız mısınız?

Bilgisizlikten yanlış yapabilirsiniz. Hafızanız sizi yanıltır yanlış yapabilirsiniz. Dikkatsizlikten ve özensizlikten yanlış yapabilirsiniz. O zaman özür dilemeyi bilmeniz gerek. Nitekim böyle hatalar yapanlar oldu ve bu hatalar düzeltildi. Ancak hem yanlış yapıp, hem çamur atıp hem de bunda ısrar etmenin adı kasıttır.

İşte KESK, TMMOB ve TTB’nin 28 Şubat’ta aldığı tutumun belgesi. Zırva tevil götürmez. KESK’e attığınız bu iftira nedeniyle özür dilemelisiniz.

Not: Yapılması gerek bu tahrifattan dolayı özür dilenmesidir. Geçmişte de örnekleri görülen ve ciddi sorunlar yaratan “böyle yapanlar 1 Mayıs’a katılmasın” şeklinde bir tutum doğru olmayacaktır.

 

*** 

KESK, TDB, TEB, TMMOB ve TTB’nin 28 ŞUBAT BİLDİRİSİ

10 Mart 1997

Biz aşağıda imzası bulunan kuruluşlar; ülkemizin içinde bulunduğu durum ve son siyasal gelişmeler üzerine kendimizi kamuoyuna açıklama yapma görevi ile yükümlü sayıyoruz.

1- Susurluk kazası sonrası basma yansıdığı kadarı ile bile, devlet içindeki çetelere ilişkin kuvvetli deliller ortaya çıkmasına karşın, devletin bağrından çıkan ve devlet olanaklarıyla beslenen bu çetelerin üzerine hala gidilememektedir. Kazadan bugüne 4 ayı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen yalnızca tetikçilik görevi yapan bir kaç özel tim mensubu tutuklanmış, çetenin elebaşlarına ve siyasi uzantılarına yönelik herhangi bir ciddi adli soruşturma yapılmamıştır. "Sürekli Aydınlık için 1 Dakika Karanlık” eylemi ile bir kez daha ortaya konan çetelerin yargılanmasına ilişkin milyonlarca halkın talebi göz ardı edilmiştir. Temsilcileri olduğumuz milyonlarca emekçi Susurlukla açığa çıkan ilişkilerin üzerine gidilemeyeceği kaygısındadır. Bu kaygıyı Başbakan'ın "fasa-fiso", Başbakan Yardımcısının çete mensuplarını şerefli ve kahraman ilan etmesi ile pekişmektedir. Bugüne kadar yapılan adli ve idari soruşturma bu çetelerin üzerine gidilemeyeceği ve olayın örtbas edileceği izlemini yaratmıştır.

Bu nedenle çetelerin tüm ilişkilerinin açıklanmasını, yargılanmalarını ve bertaraf edilmelerini talep ediyor, bunun takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyoruz,

2- Faşist çetelerin de şeriatçı çevrelerin de uzun yıllardan ve özellikle 12 Eylül 1980 yılındaki askeri darbeden beri Türk-İslam ideolojisinin şemsiyesi altında 12 Eylül Anayasası ve hukukunun koruması ve desteğiyle oluşan ortamda örgütlendiklerini, geliştiklerini ve bugün ülkeyi birlikte yönetmeye başladıklarını görmekteyiz. Türk-İslam sentezcisi şovenist siyasetler ittifakı özellikle 70’li yıllardan beri toplumun demokratik güçlerini askeri rejimin sıkıyönetim ve olağanüstü koşullarında sol çevreleri; demokratik ve siyasal yaşamdan yok etmek için elinden geleni yapmıştır. Bu sürecin sonucunda da sol'u olmayan bir toplum modeli yaratılmaya çalışılmıştır. Bu ittifaka, büyük sermayenin, çalışanlar aleyhine kurguladığı küreselleşme ekonomik sömürü uygulamasıyla katıldığını ve bu baskı ve sömürünün meşrulaştırılmasında resmi-özel medyanın da özellikle büyük katkıları ve sorumluluğunun olduğunun da farkındayız. Geçmiş yirmi yıllık olağanüstü rejime ait siyasal hafızamız silinmemiştir. Bu dönemin sorumlularının sorgulanması ve cezalandırılmasını istiyoruz. Bu rejimin hukuksal yapısının tümüyle değiştirilmesi ve hesap sorulması için mücadele etmeye kararlıyız. Ancak geçmiş sorgulanmazken, baskının yeni ve hukuksal düzenlemelerine tanık olmaktayız, İller idaresi yasası, Sayıştay ve Kriz Merkezi Yönetmeliklerini yeni bir olağanüstü baskı rejiminin işaretleri olarak değerlendiriyoruz,

3- Demokratik kuralların, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği, cinayet, işkence, köy yakma-yıkma, zorla göç ettirmenin sivil halka karşı uygulandığı bir alan da Kürt Sorunu alanıdır. Bu sorunun siyasi barışçıl çözümünü de acil ve temel bir zorunluluk olarak değerlendiriyoruz. Demokratik, özgür tartışma ve örgütlenme ortamının yaratılması gerektiğine inanıyoruz. Bu amaçla çaba harcamaya devam edeceğiz.

4- Bugün siyasal İslam’ın yükselişi gerekçe gösterilerek darbeye zemin hazırlanmakta, siyasal İslam’ın yükselişinden duyduğu kaygı ile darbe meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Oysa darbeye gerekçe olarak gösterilen şeriatın zemini, özelleştirmeler sonucu yaratılan milyonlarca işsiz, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve yoksulluk sonucu kalınan açlık, üretim ve yatırım ekseninden kopartılmış üretim, iç ve dış borçlardaki artış sonucu olmuştur,

Siyasi partiler bu güne kadar uyguladıkları politikalarla bu zeminin yaratılmasından doğrudan sorumludur. Bu tablonun yaratılması sosyal devletin terkedilmesinin doğal sonucudur.

Bilinmelidir ki şeriat ve darbe bir madalyonun iki yüzüdür. Bunlar birbirinin karşıtı değil birbirini besleyen olgulardır. Bu bakımdan yaratılmaya çalışılan darbe mi şeriat mı ikilemi sahtedir. Şeriata karşı çözüm demokratik koşullar içerisinde bu ekonomik ve siyasal gidişin durdurulmasıdır. Demokrasiden, özgürlükten, barıştan yana olan güçlerin bir araya gelerek özgür ve demokratik bir dayanışma cephesini yaratması ve toplumsal gelişmeye katkı koyması zorunluluk haline gelmiştir.

Biz çalışanlar biliyoruz ki, her ne gerekçe ile yapılırsa yapılsın, darbelerin asıl hedefi; asker postalları altında ezilecek olan çalışanlardır. Çalışanlar ne darbe, ne şeriat demokratik devlet talebini savunmaya kararlıdır.

MGK'nin 28 Şubat toplantısından sonra yayınlanan bildiri açık bir muhtıradır, Bu muhtıra bir kez daha göstermiştir ki MGK hükümete tavsiyede bulunan bir organ değil Meclisin ve hükümetin üzerinde bir karar organıdır. Tavsiye adıyla dikte ettirilenler siyasal erkin kimde olduğunu açıkça göstermiştir. "Tavsiyelerin" uygulanmaması söz konusu olursa, hükümetin istifa etmesi gerektiği belirlemesi MGK kararlarının hiç te tavsiye olmadığını göstermektedir. Bu gelişmeyle "Hakimiyetin kayıtsız şartsız milletin değil, MGK'nin olduğu" tescil edilmiştir.

Toplumda yaratılmaya çalışılan laik, anti laik, çelişkisi ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlarımızı, demokrasiyi gerçekleştirerek aşabiliriz. Demokrasiden kopartılmış bir laiklik anlayışının da beslendiği bir fidelik olduğu unutulmamalıdır.

Biz siyasal İslam’a karşı darbeleri değil, demokrasiyi savunuyoruz. Çözüm darbelerde değil, demokrasidedir. Bizim talebimiz şeriatı da, darbeleri de ortadan kaldıracak, işsizliğin önlendiği, iş güvencesinin sağlandığı, üretken, paylaşımcı, dayanışmacı, barışçıl bir toplumsal yaşamın gerçekleştirilmesidir.

Biz aşağıda imzası bulunan örgütler üyelerimizi ve tüm toplumu ilgilendiren sorunlarda dayanışma içerisinde sorumluluklarımızı yerine getirmekten kaçınmayacağız,

KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu)

TDB (Türk Diş Hekimleri Birliği)

TEB (Türk Eczacılar Birliği)

TMMOB (Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği)

TTB (Türk Tabipler Birliği)

 
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız