Yıl başka, tarih başka
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Basında çok sık görülen dil yanlışlarından biri de “yıl” ve “tarih” kavramlarının birbirine karıştırılmasıdır.

“Yıl”, on iki aylık zaman diliminin toplam süresidir. Bir başka deyişle, Dünya’nın Güneş çevresinde dolanırken geçen yaklaşık 365 günlük zamandır. “Tarih” ise bir olayın gününü, ayını ve yılını bildiren sözdür. Oysa aşağıya aldığım örnekler, bu iki kavramın ne denli özensiz kullanıldığını gösteriyor:

8 Mayıs 2012 günlü BirGün’de, “Tarih yandaşları da yazacak!” başlığıyla yayımlanan haberin 1. ve 7. sayfalarında aynı yanlış yinelenmiş. Haberde, “6 Mayıs 1972 yılında idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan…” biçiminde bir tanımlama var. Oysa burada “yıl” değil “tarih” sözcüğünün kullanılması gerekirdi. Çünkü idam olayı; gün, ay ve yıl belirtilerek açıklanıyor. Her ne kadar bu haber “soL.org” kaynaklı ise de, yanlış yanlıştır ve yayımlandığı yayın organını da bağlar. Haberler bir yerlerden aktarırken, kaynaktaki bilgi ve yazım yanlışlarını olduğu gibi yinelemek, işin kolayına kaçmaktır.

BAŞKA ÖRNEKLER

“Yıl” ile “tarih”i karıştırma konusunda Cumhuriyet gazetesi yazarları bir ara başı çekiyordu. En çok da Oral Çalışlar, Ali Sirmen ve Hikmet Çetinkaya’nın yazılarında görülüyordu bu karmaşa. İşte size “Eski Defterler”den birkaç örnek:

-Oral Çalışlar, 11 Kasım 2002 günlü Cumhuriyet’teki köşesinde şöyle yazmış:

 

“Olan oldu, Türkiye 12 Eylül 1980 yılında bir askeri darbeyle yüz yüze geldi.

 

 

Söylemek bile yersiz: “12 Eylül 1980 yılında” diye bir söz kalıbı Türkçede yoktur. Buradaki “yılında” sözcüğünün yerine “tarihinde” dememiz gerekiyor.

-Hikmet Çetinkaya’nın 2 Ocak 2008 günlü Cumhuriyet’te çıkan “Geride Kalan...” başlıklı yazısından:

 

“30 Aralık 1994 yılında Taksim The Marmara Oteli’nin kafesinde patlayan bomba, iki insanı alıp götürmüştü aramızdan.”

 

-Yine Hikmet Çetinkaya’nın 14 Ocak 2012 günlü Cumhuriyet’te yayımlanan “Atatürk Unutturulamaz…” başlıklı yazısından:

 

“Bakın 7 Mayıs 1924 yılında Yunus Nadi ne diyor:”

-Söz Cumhuriyet’ten açılmışken, bir başka örneği de bu gazetenin “Kitap” ekinden verelim. 22 Temmuz 2004 günlü (Sayı: 753) Cumhuriyet Kitap’ta, derginin yayın yönetmeni Turhan Günay, sunuş yazısına şöyle başlamış:

 

“Yaşar Miraç, 9 Eylül 1953 yılında Trabzon’da doğdu.”

Burada da doğru sözcük “yıl” değil “tarih”tir. Üstelik bu kez, hiç yapmaması gereken biri, “Kitap” ekinin yayın yönetmeni imza atmış, altını çizmeye çalıştığımız yanlışlığa.

DAHASI VAR
Yukarıda açıklamaya çalıştık; “yıl” kavramı, 365 günlük zaman süresini kapsar. Yani, bu sürenin kapsamı belli, sınırları kesindir. Belli bir yıldan söz ediyorsanız, o zaman dilimi, duraksamaya yer olmayacak biçimde tanımlanmış demektir. Onu esnetmeniz, çoğaltmanız, çoğullaştırmanız ve belirsiz bir zaman süresine yaymanız olanaklı değildir. Gelin görün ki, Türkçenin bu kesin kuralına karşın, en eski gazetemizde şöyle bir tümceyi okuyabiliyoruz:

“1920 yılında İstanbul’da doğan (Reha Oğuz) Türkan, 1938 yıllarında başladığı Türkçülük ve Turancılık faaliyetleri çerçevesinde Ergenekon, Bozkurt ve Gök Börü dergilerini çıkardı.” (Cumhuriyet, 19 Ocak 2010, s. 4, “Reha Oğuz Türkan yaşamını yitirdi”).

Görüldüğü gibi, haberde sınırları belli bir yıldan, 1938’den söz ediliyor. Oysa “1938 yıllarında” dediğinizde iş çatallaşıyor. Eylemin başlangıç yılı belirsizleşiyor...

Yılları çoğul kullanmak, ancak yuvarlak rakamlarda söz konusu olabilir. Örneğin “1930’lar...” dediğimizde, bu yılın başlangıcı ile sonu arasındaki on yıllık süre anlaşılır. Ama “1938’ler” demek kesinlikle yanlış bir kullanımdır.

Bu arada, Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Bey’in soyadı “Türkan” değil Türkkan’dır. Onu da geçerken düzeltelim...

“UZUN YILLAR”
Bir karşılaşmamızda, ozan dostumuz Ahmet Telli, “uzun yıllar” biçiminde bir söyleyişin Türkçe dilbilgisine aykırı olduğunu söylemişti. Bu savının doğruluğunu da, Melih Cevdet Anday’ın yıllar önce Edgar Allan Poe’dan “Annabell Lee” şiirini Türkçeye çevirirken, “uzun yıllar” yerine bilinçli olarak “Senelerce, senelerce evveldi...” demesine dayandırmıştı.  

 

Bu ünlü şiiri, çoğunuz ezbere bilirsiniz. Başlangıç dizeleri şöyledir: 

“Senelerce, senelerce evveldi;
Bir
deniz

ülke

 

sinde
Yaşayan bir
kız vardı, bileceksiniz
İsmi Annabel Lee;

Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka
beni.” 

Eğer Ahmet Telli’nin savı doğruysa, Oktay Akbal’ın şu tümcesine ne diyeceğiz:

Uzun yıllar Nâzım Hikmet sözlüklerde yer almadı.”  (Cumhuriyet, 2 Mart 2008)