‘Yok anne, ben iç sayfalarda yazıyorum zaten…’
İRFAN DEĞİRMENCİ İRFAN DEĞİRMENCİ

İlk köşe yazımdan sonra annem aradı, ‘Başını daha fazla derde sokma. Nereden çıktı şimdi bu köşe yazarlığı?’ diye sordu . Ben de Gezi’de ‘Biber gazı bala benziyor’ şarkısı eşliğinde annesine ‘merak etme, biz hep arkalardayız’ mesajı atan o güzel çocuklar gibi yanıt verdim anneme. ‘Yok anne, benim yazı hep iç sayfalarda yayımlanıyor zaten’ dedim. Benim annem geçen sene kovulduğumu Halk Tv’de dönen altyazıları okuyarak öğrendi. Onu arayıp haber verecek zamanım olmamıştı. Telefonum susmak bilmiyordu ki!

Annemle konuşmam gerekirken, Ertuğrul Özkök’le konuşuyordum mesela. ‘Hayır tweetlerinin altına imzamı atarım ama bu sözlerim aramızda kalsın rica ederim’ diyordu Özkök mesela. Yüzüm kızarıp telefonu kapatıyordum Emin Çapa arıyordu. Telefonum sürekli meşgul. Annemi arayamıyordum bir türlü. Bana, benden sonra sabah haberlerini sunsun diye Ona getirilen teklifi ‘ekibi işsiz kalmasın diye’ kabul etmeyi düşündüğünü söylüyor, fikrimi soruyordu, kibar adamdı Emin, teklifi kabul etti biliyorsunuz. Bir süre sundu sabah haberlerini ama maalesef geçen hafta hem Onu hem de ekibini işten çıkardıklarının haberi geldi. Üzüldüm doğrusu. Umarım tazminatlarını alabilmişlerdir.

Annem de bana çok üzülüyor ama belli etmiyor. Ben de Ona maddi sıkıntıları belli etmemeye çalışıyorum. Temmuz ayında, artık daha fazla üzülmesin diye annemi arayıp iş bulduğumu söyledim. Sevindi, hemen ‘hangi televizyon?’ diye sordu. ‘Yok anne, televizyonlar beni çalıştırmıyor. Ben, artist olmayı deneyeceğim’ dedim şaka yollu. ‘Hayırlısı evladım ama sahne, televizyona benzemez. Sahneye çıkacaksan seni izlemeye gelenler bilet parası verip gelecek. Onlara mahcup olma.’ dedi. Anneme ve birçoklarına göre memleketin en büyük artisti Tarkan. Annem de öyle dedi, ‘Tarkan’ı izle de bir iki figür kap bari, bizim başımızı seyircinin önünde yere eğdirme’ dedi.

Ben de öyle yaptım, işsiz gecelerimde kimselere çaktırmadan Tarkan çalıştım. Kuzu kuzular, şımarıklar, ne kadar Tarkan klibi varsa izledim. Şakaydı gerçek oldu. Tek kişilik gösterimde Tarkan taklidi de yapıyorum. Pek eğleniyoruz. Akit’in internet sayfasında benimle ilgili ‘Aydın Doğan’ın kapının önüne koyduğu İrfan Değirmenci, layığını buldu, sahnelere düştü, göbek atarak para kazanmaya çalışıyor’ yazdılar. İki hata vardı haberde, birincisi sahne düşülecek değil çıkılacak bir yerdi ve ikincisi de göbek atarak para kazanmaya çalışmak ayıplanacak bir şey değildi! Asıl utanılması gereken şey, halka yalan söylemek, üç maymunu oynamak, haber anlatır gibi yapıp haber anlatmamaktı. Utanılması gereken şey, hak yemekti, hedef göstermekti, kula kulluk etmekti, paraya doymamak, para için olmadık omurgasızlıklar sergilemekti.
Utanılması gereken şey, bugün ak dediğine ertesi gün kara demekti, soluduğumuz havadaki oksijene düşman olanların ayağına turkuaz halılar serip sonra nefes alamıyoruz diye hayıflanmaktı utanılması gereken. Utanmadılar, yüzleri kızarmadı, hâlâ da kızarmıyor. Batan teknede son bir can simidi kalsa, kendilerinin vücudu simit üstüne simit olsa, yine gözlerini o son can simidine dikecekler!

8 aydır salonları dolduran güzel insanlar sayesinde anneme hala işe yaradığımı, hâlâ oğluna güvenebileceğini, oğlunun hâlâ etrafına bile faydası dokunan bir evlat olduğunu gösterebildim. Olağanüstü hallerde, olağanüstü zor koşullarda, oyunlar yasaklanırken, salon izinleri iptal edilirken iyi kötü geldik bugüne. Bugünden sonrası mı? Kim yarın sabah için plan yapabiliyor ki memlekette? Yarını değil üç saat sonrasını kestirebilen var mı? Yarını bilmiyorum ama şunu çok iyi biliyorum, ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların, direnenlerin cesur ve erdemli dayanışması hayatta tutuyor. Yeni bir güne, aydınlık bir sabaha uyanacaksak beraber, gecenin en korkunç karanlığında kendi yanıp etrafını aydınlatmaya çalışanların sayesinde, ıssızlığın ortasında ıslık çalarak korkuyu yenmeye çalışanların kararlılığıyla uyanacağız. O güne kadar acı biberler sürsünler bakalım dilimize dudaklarımıza…