Yok yok
HANDE DEMİRCİOĞLU HANDE DEMİRCİOĞLU
Hayatın tüm alanlarında büyük rahatsızlıkların varolduğu postmodern çağımızda. Kaba politik, toplumsal, entelektüel çelişkilerle parçalanmış

Hayatın tüm alanlarında büyük rahatsızlıkların varolduğu postmodern çağımızda. Kaba politik, toplumsal, entelektüel çelişkilerle parçalanmış ve dağılmış bir dönemde. Kişisel çıkarlarının bir parça ötesini görebilen herkesin kendisini sorumlu hissetmek zorunda kaldığı ve görevinin en azından kişisel ilkelerini savunmak olduğunu görmezden gelemeyeceği zamanımızda; Komet, kendi “etik” algısının yol haritasını çiziyor. Ya da bu cesareti gösteriyor diyelim tam da ihtiyaç noktasında…
Sanatçının, geçtiğimiz hafta Karşı Sanat’ta açılan “yok yok” başlıklı  video ve fotoğraflardan oluşan enstalasyonu, dikkat çekici, kışkırtıcı, İRONİK…  
Laf etme, söz söyleme tavrı her zaman sorunsaldır, çünkü  her tavrın kendi dünyası vardır. Komet’in enstalasyonun bir tavrı, her parçanın/tavrın bir politikası, ekonomisi, öznesi, aklı ve duygusu var. Bizi çeken bir şeyler…
Haber videoları, gazete kupürleri, sararmış fotoğraflar, sanatçının ve giderek yükselen bir koronun dahil olduğu yokluklar silsilesi… Kamusal ve özel alana yayılan kayıplar…
Fazla gösterişli olmayan, uğraşılmamış hatta fazla dolaysız ve patavatsız olabileceğini ya da kaybedecek bir şeyi olmadığını düşündüğümüzden bizi korkutan bir tavırdır, bu. Tamamlanmamışlığa, yetkinsizliğe, düşmüşlüğe doğru evrilen bir tavır. Dolaysız konuştuğu için incelikten yoksun denilse de kendine has bir inceliği vardır.
Bu noktada videolar arasındaki bağ önemli… Hesapsız, plansız ve çıplak. Hem arzu uyandırır hem nefret. Teşkilatlanmaya, mülk edinmeye değil, azlığa yoksulluğa evrilmiştir. Biri mesafeleri, katmanları arttırmaya çalışırken, öteki mesafesizliğe ve temasa yönelir.
Odalar arsında gezinirken, parrhesia sözcüğü beynime çakıldı  kaldı… Komet’i günümüze parrhesiaste olarak görmek/tanımlamak, aşırıya kaçmış bir yorum ya da abartma sayılmaz sanırım…
Michael Foucault “Doğruyu Söylemek” adlı kitabında Parrhesia’yı açılımlamıştı. Kavram, hakikati söylemenin barındırdığı  riskler etrafında döner. Parrhesia kullanan kişi, aklındaki her şeyi söyleyen kişidir. Hiçbir şeyi saklamaz. Açık sözlülük, hakikat, risk ve tehlike, eleştiri ve “ödev” parrhesia’nın önemli bileşenleridir.
Parrhesiaste konuşurken aklında olanların tam bir dökümünü verir. Söylediği şeylerin kendi fikri olduğunu kesin olarak belirtir. Ve en önemlisi parrhesia risk alınarak, merkezde değil, sınırda yapılır. Risk alınmadan yapılması mümkünlü değildir.
Başkalarına hakikati söyleyecek biri, kendine hakikati söyleyen ve bu hakikat doğrultusunda yaşayan biri olmalıdır. Dışsal bir onaya ihtiyaç  duymayan özerkleşmiş biri… Büyük ideallerin, baş  rollerin göz kamaştırıcı uykusundan uyanmış her şeye rağmen kendi rolünü oynayan biri. Foucault’un formülü budur, insan kendine karşı sürekli tetikte olmalıdır…
Yirmi birinci yüzyılın katmalarında, kentin gri fonunda kıymetli bir dost bir parrhesiaste ile karşılaşmak, yokluğun kemiğe işleyen sızısını hafifletebilir. Kalabalığa karıştığınız o cadde de yürürken bu kavramı düşünüp gülümsediğiniz anda ayazdaki yüreğinizin buzları çözülmeye başlayabilir… Belki birden o “yok” olan her ne ise belirebilir…       
Yok Yok sergisi 30 Aralık 2009’a kadar Karşı Sanat’ta. Beyoğlu-0212 245 71 53