Yoksullar ve işçiler konuşulmadı
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ
İngiltere İşçi Partisi konferansı işçiler ve işsizlerin meseleleri konuşulmadan sona erdi. Kongrede sendikalara ayrılan delege sayısı da azaltıldı....

İngiltere İşçi Partisi konferansı işçiler ve işsizlerin meseleleri konuşulmadan sona erdi.  Kongrede sendikalara ayrılan delege sayısı da azaltıldı.     

İşçi Partisi yıllık konferansı, Gordon Brown’ın bolca övgü alan beş yıldızlık konuşmasından sadece 11 saat sonra, hiç beklenmedik biçimde açıklanan Ulaştırma Bakanı Ruth Kelly’nin istifası ile gölgelendi. Herkes konferansın son gününde gelen istifanın ailevi nedenlerle olduğunu söylese de parti içi muhalefete yakın olan bakanın ayrılması Brown’ı ve partiyi sarstı.

Beş gün süren konferans Çarşamba günü sona erdi ve liderlik tartışması ve Gordon’un geleceği gündeme damgasını vurdu. İşçi Partisi liderliği, Blair’in gidişinden bu yana tartışılıyor. Nedenlerden biri, iktidardaki partinin lideri değişince yeni gelenin otomatik olarak başbakanlığa getirilmesi. Yani ‘biz Tony’i seçmiştik bu Brown da nerden çıktı şimdi’ durumu. Başka bir neden ise Brown’ın zaten 11 yıldır hükümetlerde bakan olarak görev almış olması ve yenilik getiremeyeceği. Ayrıca parti içinde Blaircilerin muhalefeti. Daha az önemli belki ama bir sorun da Gordon Brown’ın özetle delegelere  ‘çok ciddi ve sıkıcı’ gelmesi ve karizmatik olmaması. Ama bir yıl aksini ispatlamaya uğraştıktan sonra Brown,  Salı günü konferanstaki hitabında nihayet geri adım attı ve ‘ben buyum, ciddi olmak için çok nedenimiz var’ dedi.

Tony Blair’le birlikte epeyce erozyona uğramış olan İşçi Partisi konferansı Manchester’da yapıldı. Örneğin, artık parti liderliği uzlaşmadığı konferans kararlarını göz ardı edebiliyor. Aynı zamanda sendikaların seçtiği delege oranı yüzde 80’den yüzde 50’ye düşürüldü. Yani artık o bir ‘yarı İşçi Partisi’. İşçi sendikalarının partiye biraz daha eleştirel olmalarıyla bunun arasında bir ilişki olsa gerek.

 

İNGİLTERE ÖZÜR DİLEDİ

Brown ve Blair’in birlikte inşa ettikleri ‘yeni İşçi Partisi’ politikalarının iflas ettiğine artık neredeyse herkes inanıyor. Irak işgali ve bir dizi başka skandal  partiyi oldukça zor durumda bıraktı. Brown konuşmasında genel bir özür diledi hatalarından dolayı. ‘Hayatının konuşması’ olacak denilen hitabından genel olarak olumlu not aldı. Partililer genel olarak çok memnun oldu ve parti içi muhalefeti susturdu. En çarpıcı ifadesi ise liderlik tartışmasına açıklık getirdi: ‘Çıraklığa karşı değilim ama çömezlerin ülkeyi idare edebileceği zamanlar değil!’ Bu salvosunun hem muhafazakarların deneyimsiz lideri Cameron’u hem de İşçi Partisi liderliği için adı çok geçen dışişleri bakanı David Miliband’ı hedef aldığında herkes hemfikir. Yani Brown öyle sessizce çekilmeyeceğim isteyen çıkıp dövüşsün mesajı verdi. Beş yıl önce Blair de ona aynı şekilde yanıt vermişti. Hayat cidden tekerrürden mi ibaret?

Brown ‘daha iyi bir lider olabilirdim, hatalar yaptım’ ama gitmeyeceğim, ‘kamu yararına çalışan sıradan bir vatandaşım ben’ derken, partinin ağır toplarından ve eski bakanlar Jack Straw ve John Prescott başbakanı açıkça desteklediler. Prescott, hatırlarsanız, bir kaç yıl önce seçim gezisi sırasında kendisine yumurta atan birine attığı yumrukla dünya çapında ün kazanmıştı. ‘Ananı da al git’ vecizesinden daha mı iyi yoksa kötü mü bilemedim. Prescott, Manchester’daki en şahin savunucusuydu başbakanın. Kasımpaşalı üslubuyla eleştirilere göğüs gerdi. İçişleri eski bakanı Charles Clarke, açıkça Brown gitmeli dedi ve televizyonlarda bunu tartıştı ve liderlik tartışmasının partiyi güçlendireceğini iddia ediyor.

 

RAKİP DAHA MUHAFAZAKÂR

Dışişleri bakanı David Miliband partinin yükselen yıldızı ve muhafazakarlara taş çıkartacak derecede muhafazakar. Miliband’ın genç dinamik ve karizmatik olması onu bazıları için çekici kıldığı kesin. Ama o bu konuda tek kelime etmeden konferansı tamamlarken, kabine bakanı olan kardeşi Ed, ikinci günde delegelere ‘Brown’ın arkasında olmalıyız’ çağrısı yaptı. Genel izlenim Miliband’ın bu role hazır hissetmediği yönünde. Brown’ın ‘çıraklık’ mesajı da bu durumu perçinledi; en azından bir süreliğine.

Bazılarınca en tuhaf İşçi Partisi konferansı olarak nitelenen konferansın dördüncü gününde herkesin beklediği Brown’ın konuşması geldi. Bu konuşmayı, ve de Brown’ı şirin kılmak için her şey ayarlanmıştı; alkışlama isteği uyandıran bir müzik, dev ekranda göz alıcı görüntüler. Tam bu sırada Gordon’a kıyasla oldukça çekici sayılabilecek karısı Sarah Brown’ın sahneye fırlayıp “benim kocacığım sizin başbakanınız Gordon Brown’ı kürsüye çağırıyorum” deyiverdi. Belli ki Gordon’un pazarcıları herşeyi düşünmüşler. Tabii karşılığında ‘kocası olmaktan gurur duyuyorum’ diyen Gordon ‘bırak git’ çağrıları karşısında buzları biraz eritti. Ta ki Kelly’nin istifasına dek.

Brown, konuşmasına “ben sıradan insanların yanındayım, ciddiyim ve adil toplumu kurmak için çalışacağım” sözleriyle başladı. Batan bankaları kurtarmak için harcanan milyarlarca sterlin ile bunlar arasında ilişki kurmakta oldukça çaresiz kalsak da. Bir dizi somut ve afakî vaatle birlikte önemli bir değişiklik, başbakanın muhafazakârları doğrudan hedef alması oldu.

 

HER ŞEYE RAĞMEN SOL SÖYLEM

Serbest pazar değil adil pazar diyerek görece ‘solcu’ bir söylem tercih etti. Kamu hizmetlerinde yatırımlara devam edileceğini ve iyileştirilmeler yapılacağını bildirdi. Gündemin en önemli maddesi finans krizine ve ekonomik durgunluğa dair net bir şey söylemedi. Önerdiği uluslararası finans denetim sistemi anlamlı görünse de biraz Troçkist dünya devrimi tezine, biraz da “yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar” ikilemine benziyor. Yani tüm dünya ülkelerini finans piyasalarının var olan ilkelerini değiştirip yerine adil toplum ilkeleri koymak konusunda ikna edecek. Kayıt dışı dönen büyük paraları ve finans sektöründeki astronomik bonusları yasaklamakla işe başlanacak.

Kuzey İrlanda’nın özerklik sürecinin tamamlanacağı müjdesini verdi. Karbon emisyonlarını yüzde 80 azaltma ve sürdürülebilir enerji ile petrolün diktatörlüğüne sona erdirme sözü verdi. 1 milyon yeni iş, rahat emeklilik ve benzerinin arasında göçmenlere değinmeden geçmedi: ‘Göçmen vergisi’ getirecegiz. Henüz çok muğlak olsa da, bu kelle vergisi gibi bir şey olacak. Ama bu arada geri kalmış ülkeleri de kalkındıracak, yoksulluğa son verecek Gordon Brown bu kısmı ‘yurtta adalet cihanda adalet’ diyerek bitirdi. Konuşması 4 dakika ayakta alkışlandı. Gordon bu vartayı atlattı gibi. Bir İşçi Partisi konferansı daha işçiler ve işsizlerin meseleleri konuşulmadan sona erdi. İngiltere’ye geçmiş olsun. 

 

TÜRKİYE RAHAT OLABİLİR

Meraklıları için söyleyelim. Miliband’ın geçen yılki Ankara ziyaretinde belirttiği gibi Britanya’nın Türkiye’nin AB üyeliğine olan desteğinin değişmesi yönünde bir beklenti yok.

Konferansta çok yeni bir şey duymadık ve beklenen kanlı liderlik kavgası da olmadı. Gordon Brown ve yandaşları onun başbakanlığını ve liderliğini desteklerken bol bol özür dilediler. ‘Daha iyi olabilirdi’, ‘ama hayat böyle’ biçiminde özürler gırla gitti beş gün boyunca. Yorumcular, partililer, bakanlar, delegeler... hemen herkes Brown’ın bir sonraki seçimlerde partinin başında olma olasılığını zayıf görüyor. Bu da onun ve partinin yeni iktidar döneminden ne beklenebilir sorusunu büyük oranda anlamsız kılıyor. Kim bilir, belki bizim İskoç Gordon da, ayak sürüyerek başbakanlığı bırakıp, Blair gibi Londra’nın pahalı bir mahallesinde lüks bir büro açar ve kendini küresel yoksulluk sorunlarını çözmeye adar. Yarı İşçi Partisi, Gordon Brown ile nereye kadar devam edebilir ve bu yolda daha kaç bakan istifa edecek göreceğiz ama bütün kamuoyu yoklamaları seçimlerde muhafazakârların ezici bir şekilde iktidara geleceğini gösteriyor. Umarım yanılıyoruzdur.