Yol, 35 yıl sonra yeniden Cannes’da
21.05.2017 09:50 KÜLTÜR SANAT
Yol’un eski versiyonu 1 saat 50 dakika. Yeni ful versiyonun da sadece 2 dakika daha uzun olduğunu düşünürsek, ‘The Full Version’ fikrinin bu önemli eserden biraz daha nemalanmak amacından kaynaklandığını hissetmeden edemiyoruz

Defne Gürsoy
[email protected]


Altın Palmiye’yi Costa Gavras’ın ‘Kayıp’ıyla paylaştıktan tam 35 yıl sonra, Yılmaz Güney ve Şerif Gören’in ‘Yol - The Full Version’ı dünya sinemasının en önemli eserlerinin gösterildiği Cannes Classiques bölümünde gösterildi.

Filmin İsviçreli yapımcısı Donat Keusch’un sunduğu ‘Yeni Yol’un gösteriminde orijinal ekipten kimsenin davet edilmemesi tepkilere yol açtı. Filmdeki bildiğimiz beş karakter, en başta da Seyit Ali’yi oynayan ve o zamana kadarki kariyerinin en önemli performansını sergileyen Tarık Akan, bizleri filmi gizli saklı bulup izlediğimiz günlere götürdü. Birkaç Kürtçe replik eklenmiş, renkte ve görüntü kalitesinde pek fark göremedik. Sanırız en anlamlısı, Yol’u Cannes’da izlemekti.

İlk versiyonda Güney ve Gören’in çektiği, ancak 1982 montajında çıkartılan 6. Karakter Süleyman’ı (Güven Şengil) ilk kez gördüğümüz için, karısını oynayan Güngör Bayrak’ı da görmemiştik. Bu yüzden gösterim başlamadan salona girdiğimizde Güngör Bayrak’ı görünce şaşırdık. Sadece üç sahne eklenmiş bu versiyonda, Bayrak karşımıza kabadayının sevecen ve temiz karısı olarak çıkıverdi. ‘Yol’un eski versiyonu 1 saat 50 dakika ettiğine göre, yeni ful versiyonun da sadece 2 dakika daha uzun olduğunu düşünürsek, ‘The Full Version’ fikrinin Türk ve dünya sinemasının bu önemli eserinden biraz daha nemalanmak amacından kaynaklandığını hissetmeden edemiyoruz. Üstelik 1982’de akıllı bir montajcının haklı olarak kestiği bu üç sahnenin hem filmin siyasi çizgisine uymayan, hem de kötü oynanmış olduğunu düşünürsek... Yoksa hepsi Güngör Bayrak’ın fikri miydi?

Büyük bütçeli ‘Ayla’ Cannes’da tanıtıldı

Bir diğer Türk filmi ‘Ayla’ aynı gün Cannes Market’te tanıtıldı. ‘Ayla’, Kore Savaşı’nda yaşanan gerçek bir hikâyeyi anlatıyor. Dünyanın öbür ucuna giden genç Türk askerleri, toplu katliama uğrayan bir köyden geçerken hayatta kalan 5 yaşındaki bir Koreli kız bulurlar. Küçük kızı kurtarıp, aylarca Türk karargâhında bakarlar. Özellikle aralarından Süleyman, adını bilmedikleri ve Ayla ismini verdikleri kız ile gerçek bir baba-kız ilişkisi kurar, giderken Türkiye’ye kaçak götürmeyi isteyecek kadar... Bu ‘baba-kız’ tam 60 yıl sonra kavuşur. Çekimleri biten ve sonbaharda gösterime girmesi beklenen film, büyük bütçeli ve çok yıldızlı bir kadroya sahip. Uzun fragmandan anladığımız kadarıyla Türk sinemasında başarılı savaş sahneleri ile yer edecek. Fragmanla birlikte gösterilen 50 dakikalık gerçek ‘Ayla ve Süleyman’ belgeseli ise gerçekten çok etkileyici.

Bong Joon-Ho’dan Netflix destekli fantastik hayvan savunuculuğu

Netflix destekli iki yarışma filminin yarattığı polemiğini daha önceki bir yazıda anlatmıştık. Bunlardan ilki Koreli yetenekli yönetmen Bong Joon-Ho’nun ‘Okja’sı cuma sabahı gösterildi. Ekran aydınlanınca önce Netflix yazısı çıkınca salondan yoğun ıslık ve yuhalamalar yankılandı, ardından da sabotaj olasılığını düşündüren ekranın açılmama sorunu yaşandı. 2003’te ‘Memories of Murder-Cinayet Günlüğü’ ile keşfettiğimiz ve çok beğendiğimiz Bong Joon-Ho, daha sonraki filmleriyle bu beğeninin tesadüf olmadığını kanıtlamıştı. 2006’da ‘The Host’, 2009’da ‘Mother’, 2013’teki ‘Snowpiercer’dan sonra ilk kez Cannes’da resmi yarışmada.

GDO’lu dinozor boyutlarında bir domuz ile Koreli küçük kız Mija’nın dostluğunu fantastik ve masalsı bir dille anlatarak başlayan film, hayvan savunuculuğu ve vahşi kapitalizm karşıtlığına dönüşüyor. Filmin kötüleri olan Amerikalı GDO endüstrisini, Tilda Swinton ve Jake Gyllenhaal ikilisinin bürlesk karakterleri canlandırıyor. Bunlar bu harika dostluğu bozarak GDO’lu dev domuzcuğu önce teşhire, ardından da etlerini paketlemek üzere mezbahaya göndermek üzere New York’a kaçırıyorlar. Mija’nın yardımına yine aşırıya kaçan bir hicivle tipleştirdiği Hayvan Korumacıları yetişiyor. Bong’un filmlerinde birinci katmanda hep genel kitlelere hitap eden bir hikâye ve anlatım, ikinci ve üçüncü katmanlarda ise derin bir toplumsal eleştiri yer alırdı. ‘Okja’da zorlasak bile derinlemesine bir okuma yapmak pek mümkün değil. Eh, Jüri Başkanı Almodovar da “Sinema salonlarında gösterilmeyecek bir filme (Netflix) ödül vermek çelişkili olacaktır” dediğine göre, zaten ödül töreninde yer almayacağına kesin gözüyle bakabiliriz.