Yoldan çıkmanın dayanılmazlığı
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
İktidar felaketleri sever ama kendi tasarladığı felaketleri. Doğal ya da toplumsal. Bunlar, yaratıcı yıkımlardır. Picasso haklı: “Her yaratıcı edim bir yıkımla başlar”

Yoldan çıkmak’, motorlu taşıtlar için de kullanılan bir deyim. Taşıt yoldan çıktığında yaşanacak olan kazadır; öngörülebilir olanın alanından çıkıp öngörülemez olanın, rastlantının alanına girmek. “Yoldan çıkan kamyon” haberlerinden yoldan çıkmanın ne tür sonuçlar doğurabileceğini biliyoruz. Ve otoyollar, taşıtların yoldan çıkmamaları için bariyerlerle şeritlere ayrılmış.

Peki, bir insan yoldan çıkarsa ne olur? Tabi ki yine kaza olur. Kaza, öngürülemeyen, beklemedik olay. İnsanlara taşıt muamelesi yapıldığı despotik toplumlarda mekân öngörülebilir olanın alanı olarak, otoyollar şeklinde inşa edilir, bireylerin kendilerine ayrılan şeritlerde, birbirlerine dokunmadan hareket etmeleri için. Aksi takdirde beklenmedik olaylar, mevcut şeyler düzenini değiştirebilir, başka bir dünya kurulabilir. Başka bir dünyanın nasıl kurulabileceğini Lukretius’tan biliyoruz: “Atomlar boşlukta paralel olarak düşerler. Bu atomlardan biri yolundan saparsa, komşu atomla bir karşılaşma olmasını, karşılaşmalar çarpışmayı, bu da bir dünyanın doğuşunu tetikler.” Bireylerin şerit ihlali yaparak çarpışmaları, çarpışarak başka bir dünya yaratmaları mümkün. Ama iktidar için bir felaket olurdu bu. O yüzden atomların yoldan çıkmalarını yasaklamıştır.

İktidar felaketleri çok sever ama, yoldan çıkmış atomların yarattığı felaketleri değil, kendi tasarladığı felaketleri. Doğal ya da toplumsal. Bunlar, yaratıcı yıkımlardır. Picasso haklı: “Her yaratıcı edim bir yıkımla başlar”. Bir avangard olarak iktidar yıkımlardan beslenir. Doğal bir felaket olan depremin nasıl da kapitalist yaratıcı bir yıkıma dönüştürüldüğünü kentsel dönüşüm projelerinden biliyoruz. Depremi bir tehdide dönüştürerek bizi yerimizden yurdumuzdan etti. İktidarın asfalt zemininde toplumsal deneyimler bir felaket olarak yaşanır. Doğal ve toplumsal bağlar parçalanırken, geriye kendi şeritlerindeki yapayalnız atomlar kalmıştır. O yüzden, modern deneyimleri de pek sever. Walter Benjamin’in I. Dünya Savaşı’na dair gözlemleri modern deneyimi tüm şiddetiyle duyumsatır bize: “Bir zamanlar okula atlı tramvayla giden bir kuşak, artık bulutlardan başka her şeyin değiştiği topraklarda, çıplak gökyüzünün altında buluverdi kendini. Ve bulutların altında, şiddetli patlamaların, akıntıların ortasında kalakaldı küçük, korumasız insan bedeni.” İktidar bizim için yeni yıkımlar tasarlıyor; şiddetli patlamaların ortasında kırılgan bedenlerimizle tek başımıza kalalım diye. “Yozlaştıran, doğru yoldan saptıran iktidardır” (Alain Badiou, Gerçek Yaşam, Sel).

Bizim için yaratıcı yıkım, kazalardır. İktidar, yeryüzünün içkin bağlarını yıkarak iş görüyorsa bizim için yaratıcı yıkım, kazalar, karşılaşmalar örgütleyebilmektir; kopardığı bağları yeniden kurabilmek için. Yaratıcı edim, yoldan çıkmak, iktidarın dayattığı ve yürümeye zorladığı asfalttan sapmaktır: “Normallik asfaltlanmış yoldur; yürümesi rahattır fakat üzerinde tek bir çiçek bile açmaz” (Van Gogh). Asfalt yol, fiziksel mekânın yolu da olabilir, zihinsel, davranışsal, duyusal yollar da. Ara yollara sapmadan, çiçeklerle, yaşamın kudretiyle karşılaşamazsınız. Ama ara yollar yasaklanmıştır. Sokrates gençleri yoldan çıkardığı için yargılanmıştı: “Gençlerin önceden saptanmış yollara girmemesini, sitenin gelenek göreneklerine itaate mahkûm olmamasını, yeni bir şeyler yaratabilmesini, gerçek yaşama dair farklı bir yönelim önermesini sağlamaya çalışmak” (Badiou).

İngilizcede kaza anlamına gelen ‘accident’ sözcüğü, felsefede ‘ilinek’ anlamına da geliyor; nesneyi soyutlarken hesaba katılmayan özellikler. İktidar kazalara, hayatı soyutlarken göz ardı edilecek ilinekler olarak bakıyor ve tekil olanı gözden kaçırıyor. Tekil olan, yoldan çıkan ve soyutlanamayandır. Kaza eseridir ve kazaları çoğaltacak olandır. Örgütlendiklerinde kaza “geliyorum” diyecek.