Yolun gücü samimiyetinde
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

İki yıl önce Şırnak’ta öldürülen kardeşi yüzbaşı Ali Alkan’ın cenazesinde isyan etmişti Yarbay ağabey Mehmet Alkan. Ali, 32 yaşındaydı. “Daha dünyaya doyamadı, bunun katili kim? Bunun sebebi kim? Şu güne kadar ‘çözüm’ diyenler neden şimdi ‘sonuna kadar savaş’ diyor” diye haykırdığında onlarca yıldır, on binlerce insanını kaybetmiş bir ülkenin büyük yarasını bir kez daha herkesin gözüne tutmuştu. Hoşa gitmedi. Yarbay Mehmet Alkan, hükümetten gelen ‘şehit olmak istiyorum’ taleplerinin korumalarla gezip zırhlı arabalara binerek gerçekleşemeyeceğini hatırlattıktan sonra KHK ile ihraç edildi. Neden atıldığını öğrenmek için gittiği Jandarma Genel Komutanlığı’nın kapısı, kardeşi öldürülmüş bu komutana bir daha açılmadı.

•••

Geçen hafta, MİT tır’ları davasında yargılanan CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından Kılıçdaroğlu tarafından başlatılan Adalet Yürüyüşü’nde bugün, kardeşinin ölümüne isyan eden Mehmet yarbay; silahların susması dileğiyle barış bildirisini imzaladıkları için KHK ile ihraç edilen akademisyenler birlikte yürüyor. Somalı madencilerin aileleri ile Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanan emekli komutanlar yan yana. AKP kurucularından Fatma Bostan Ünsal, Mazlum-Der eski genel başkanı eşi Faruk Ünsal ve HAS Parti kurucularından, Kafkas Üniversitesi’nden KHK ile ihraç edilen Prof. Cihangir İslam adalet talebiyle yürüyüşte. Tutuklu lider, vekil ve belediye başlanları için; açlık grevini sürdüren Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için; KHK ile mesleğinden ihraç edilmiş akademisyen ve memurlar için; Ramazan ayında şort giydiği için dolmuşta saldırıya uğrayan öğrenci için; zeytinler için; tutuklu gazeteciler için; Yüksel’de tek başına destan yazan Veli Saçılık için; Gezi’de, Aladağ’da öldürülen, tacize uğrayan çocuklar için; işçiler için; kadınlar için; zehirlenen askerler, IŞİD’in yakarak öldürdüğü erler için… ‘Adalet’ talebiyle yol aldıkça genişleyen bir harekete dönüşüyor Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü.

•••

Siyasetini ayrıştırma, kutuplaştırma üzerine kuran Erdoğan ve iktidarı için farklılıkların yan yana gelmesi, ortak bir duyguda yakınlaşması elbette ki önemli bir sorun. Bunun örneklerini Gezi’de ve 7 Haziran seçimi sonrası hep birlikte gördük, yaşadık. Dolayısıyla talebi ‘adalet’ olan, Türkiye’de küçüğünden büyüğüne, kentlisinden köylüsüne, solcusundan sağcısına herkesi ilgilendiren bir meselenin doğası gereği çizdiği geniş çerçeve, onunla, bununla yan yana görünmeme politikasızlığına kurban edilerek daraltılmamalı. AKP’nin vekil dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin teklifine “Anayasaya aykırı ama evet” diyerek destek vermek de; HDP’nin lider ve vekilleri hapsedilirken sessiz kalıp, bardağı taşırmak için yılanın kendine dokunmasını beklemek de; mühürsüz zarflarla oyu dünyanın gözü önünde çalınmış halkın isyanını, bir Anayasal hak olarak sokağa taşımasını pasifize etmek de hataydı.

•••

Ancak eleştiriler bir yana, şüphe yok ki Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşü, geniş kitleler üzerinde olumlu etki yaratan ve aldığı destekle enerjisini de giderek artıracağının sinyallerini veren açık ve doğru bir itiraz. Adalet gibi çok haklı bir talebin, yürümek gibi barışçıl bir eylem biçimiyle buluşmasının, muhalefeti yok etmekte ısrarcı olan iktidar ve destekçilerinin itibarsızlaştırma çabalarıyla karşı karşıya kalması sürpriz değil. Adalet talebi için sokağa çıkanların bu itibarsızlaştırılma gayretlerine karşı vereceği en doğru yanıt, haklılıklarından gelen gücün farkında olarak, hareketi büyütme ve genişletme cesaretini gösterebilmek. Kişisel ikbal yolculuğunda adalete ihtiyacı olmadığını düşünen çok küçük bir azınlık dışında, elbette hepimizin arzuladığı bir şey adalet. Ankara’dan İstanbul’a oradan da beş milyon insanın iradesinin hapsedildiği Edirne’ye uzanacak bir yürüyüş, ‘herkes için adalet’ mesajını kuvvetlendireceği gibi etkisini de genişletecektir. Adalet, barışın temelidir. İkisi de, karşı çıkanı önünden sonunda mahcup edecek haklı taleplerdir. Adalet yürüyüşünü hedefine ulaştıracak olan, bu geniş çatıya olabildiğince fazla renk sığdırmak ve artık “o, bu, şu ne der” çekimserliğini bir kenara bırakmaktır. ‘Herkes için adalet’ talebinin samimiyeti, bu tarz saldırıları kolayca bertaraf edebilecek güçtedir.