'Yöresel' değerler, AKP ve geleceğimiz
01.01.2017 14:29 BİRGÜN PAZAR
Genç kızları erkeklerden korumak için eve, yurda bir yerlere kilitlemek o kadar yaygın bir uygulama ki. Oysa şiddetin, tacizin önünü almanın en güzel yolu erkeklerin değişmesi, kadınlarla erkekler arası güç ve bakış açısı farklılıklarının kapanması değil mi?

HANDAN KOÇ

Bir lig maçı sonrası “Ben 49 yaşına kadar adam gibi yaşadım, kadın gibi yaşamadım. Ben kadın gibi 100 sene yaşayacak yerde adam gibi bir sene yaşarım ”diye açıklama yapan eski Trabzonspor başkanı Hacıosmanoğlu hakkında, “Yayın yoluyla halkın bir kesimini cinsiyet farklılığına dayanarak alenen aşağılama” suçundan 9 aydan 1 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle dava açılmıştı. Hacıosmanoğlu ilk duruşmada “Olay tarihinde yaşadığımız sıkıntılı durumu ve süreci izah etmek için bahsedilen sözleri sarf ettim. Ancak kimseyi aşağılamak niyetim ve kastım yoktu. Zira benim için en değerli varlık annemdir. O da bir kadındır, çocuklarımın annesi kadındır, huzurunuzda yanlış anlaşıldığım için tekrar kadınlardan özür diliyorum. Kullandığım tabirler yöremizde deyim olarak kullanılmaktadır. Beraatımı istiyorum” diye konuşmuştu. Mahkeme dışında bir vesile ile üstü örtük olarak Recep Tayyip Erdoğan için ölmeye hazır olduğunu da söylemişti. Hacıosmanoğlu geçtiğimiz günlerde beraat etti. İçeride bir kaç ay yatsa biraz para ödese filan iyi olurdu elbette ama adı konmamış erkek egemen yasalar onun bu konuşmasını normalden saymaya devam ederdi. Onların kitabında sadece anneleri olan kadına saygı duymak, çocuklarının annesini ise saygı duymayacağı bir hareket yaptığını düşünürse dövmek var ve onların “yöresel” kültürlerinde kadınları aşağılayan sözler deyim olmuş halde. Bu tiplerin feministlere saygı duyacak hali yok elbet.

Çalışma hayatımız “yöresel” değerlere kalırsa
Necla Akgökçe AKP’nin 2016 yılı kadın istihdamı politikası yazısında hükümetin kadın emek piyasalarını düzenli ve güvenceli çalışma aleyhine yeniden düzenlerken, bir ilke daha imza attığını belirtiyor ve yönetmelikte yer alan “Kısmi süreli çalışmanın belirlenen günlük haftalık çalışma süresi içerisinde yapılacağı zaman aralığı, o yerin gelenekleri, işçinin yapmakta olduğu işin niteliği ve işçinin talebi dikkate alınarak işveren tarafından belirlenir.” şeklindeki maddenin, kadının kısmi zamanlı çalışmasını patrona o yerin geleneklerine göre ayarlama hakkı tanırken, kadınların en temel haklarından biri olan özgür çalışma hakkını, patriyarkal geleneklere uygun bir biçimde düzenleme yetkisi verdiğini belirterek “ Sendikaların ya da kadın emeği ile uğraşan kadın örgütlerinin ileride kadının, çalışma hakkına yüz tane şart getirecek bu uygulamayı gözden kaçırmaları, uluslararası sözleşmelere bağlı olarak bu konuda suç duyurusunda bulunmaları gerekiyor. “ diyor. Burada durum Hacıosmanoğlu’ nun kadınlara ağır hakaret ederken kendini mazur göstermek üzere ileri sürdüğü bizim yöremizin âdeti böyle gerekçesinin meşru hale getirilmesi oluyor. Emek piyasasının sömürgeci büyükbaşları da, ailelerin reisleri de kadın emeğinin annelik görevlerini yerine getirmesini kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesinden, güvencesiz yöresel köleliklerden memnun. Çalışma hayatımızı bu değerlerin belirlemesine izin verebilir miyiz?

Bedenimiz “yöresel” değerlere emanet olursa
Türkiye de kadınlar özgürleşmeye, güçlenmeye başladılar ve bırakmak istemiyorlar. Ama çok sert olan politik mücadele ve savaş ortamı bizleri kamplara bölüyor. Erkek egemen isteklerin kadınların karşısına ,adeta doğaya ait mecburiyetler, vazgeçilmez yöresel değerler , örfler , Adetler kılığına bürünerek çıkartılması 2016 yılına mahsus bir şey değil. Ama AKP şemsiyesi altında egemenler mutlu olmak istiyor velev ki işleri yürüsün. O yüzden çok sertlik var ve yeni oluşan rejimin imza attığı eşitlikçi sözleşmelere uymaya hiç niyeti yok. Zaten hükümetin topluma verdiği mesajların erkeklere ve patronlara öyle cesaret veriyor ki bazen yasalara ihtiyaç da yok. Meğerki kadınlar bu anlaşmaları bozacak işlere girişmesin o zaman kapitalist düzenin şiddeti gibi sadece polisler eli ile değil, abiler, babalar, kocalar, komşular, mahalle imamları eli ile kadınlar sindiriliyor. Çiçek Tahoğlu Bianet de her ay bir çetele yayınlıyor hiç baktınız mı? Zaten ülkemizde çok ölüm var ama erkeklerce öldürülen bu kadınların isimleri karanlıkta kalacakken, erkek şiddetine karşı mücadele eden kadın hareketinin çabası ile görünür oluyorlar. Hep alacakaranlıkta kalan kurbanlar bunlar. Bu karanlıkta ikinci eş alınan genç Suriyeli kızlar, boğazları kesilen cinsiyet değitirmiş genç kadınlar, kolundaki bilezikleri vermediği için oğlu tarafından dövülmüş anneler var. Eşitlikçi, feminist kadın grupları peşini bırakmadığı oranda ölümlerin, tacizlerin, dayakların varlığından haberdar oluyor, bu sene 25 Kasım da olduğu gibi, “yasta değil isyandayız!” diye sokaklarda bağıracak gücü bulabiliyoruz. Kadınların en az yüzde 14’ü boşanmak istedikleri için öldürülmüş, her ay onlarca kız çocuğu cinsel istismara uğramış; bu vakaların yüzde pekçoğu okullarda yaşanmış diye öğrenebiliyoruz.

Tarikat yurtları kapatılsın demessek
“29 Kasım gecesi Adana’nın Aladağ ilçesinde, kamuoyunda Süleymancılar diye bilinen dini tarikata ait ‘Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Orta Öğretim Kız Öğrenci Yurdu’ adlı kaçak yurtta çıkan yangında 11 çocuk bir yetişkin 12 yurttaşımız hayatını kaybetmiştir” diye başlayan Sosyal Haklar Derneği Aladağ Gözlem ve İzlenim Raporu’nu okudunuz mu? Köylerinde okul olmadığı için, devlet yurdu yıkıldığından, tarikat yurduna mecbur bırakılmış çocuklarının yakınlarından bazıları “biz o yurdu devlet yurdu sanıyorduk” demişler. Hayatını kaybedenler 10-13 yaşlarındalar. Bu yaştaki çocukların özel yurtlarda kalmaları mevzuata aykırı ama bu eski yasal teferruatlara büyük yeni Türkiye’de yer yok elbet. Raporda akşamları yiyecek almak için markete gidilmesin diye erkenden kapıların kapatıldığı belirtiliyor. İnsanın kalbi acıyor. Genç kızları erkeklerden korumak için eve, yurda bir yerlere kilitlemek o kadar yaygın bir uygulama ki. Oysa şiddetin, tacizin önünü almanın en güzel yolu erkeklerin değişmeye zorlanması, kadınlarla erkekler arası güç ve bakış açısı farklılıklarının kapanması değil mi?

Genç kızlar, kadınlar, genç erkekler sokaklarda ve aile içlerinde erkeklerin cinsel şiddetine karşı dünyanın her yerinde çaresiz kalabiliyorlar. Laik özel okullarda veya devlet yurtlarında veya tarikatların yurtlarında da erkeklerin cinsel şiddeti var. Kadınlara yönelik erkek şiddetini AKP lilerin icadı olarak görmeye çalışmak olacak şey değil. Ama benim 2016 dan kafamda kalanve geleceğimizi kurmak için önemli gördüğüm teorik-politik soru şu: Ensar misali kurumlara kadınlar açısından karşı çıkmamız için buralarda onlarca çocuğun taciz edildiğinin açığa çıkması mı gerekiyordu? Aladağ’da ve Türkiye nin her yerindeki Süleymancı ve benzeri yurt ve eğitim kurumlarının kapanmasını istememiz için kızların yanması mı lazım. Nurcu, Nakşi veya Süleymancı fark etmeden bu yapıların kadın cinsine biçtiği rolün ne olduğu, yazdıkları konuştukları bu kadar açıkken yoksul çocukların onların eline bırakılmasına koşulsuz bir şekilde karşı çıkmamızın önünde ne engel vardı, ne engel var?